Ercüment Erdem Av. Ceren Eke

Kesin Mahkeme Kararlarına Karşı Başvuru Uygulaması

Mart 2021

Giriş

Kanun yolları, mahkeme kararlarının denetlenerek yargılama hatalarının giderilmesini sağlaması açısından hukuk devletinin vazgeçilmezidir. Ancak, uyuşmazlıkların bir noktada sonlandırılması ve kararların kesinleşmesi gerekir. Bu Hukuk Postası makalesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) güncel düzenlemeleri ışığında[1] kesin mahkeme kararlarına karşı başvuru uygulaması ele alınacak ve bu kapsamda kanun yolları ve mahkeme kararlarının kesinliği müesseseleri açıklanacaktır.

Kanun Yolu ve Mahkeme Kararlarının Kesinliği Kavramları

Hukuk güvenliği açısından oldukça önem taşıyan kanun yolu, mahkemenin verdiği kararın yeniden incelenerek değerlendirilmesini sağlamak üzere bir yargı makamı önüne taşınması olarak nitelendirilebilir. Doktrinde, kanun yolunun hukuki güvenliğe, içtihat birliğine ve hukukun yeknesak uygulamasının sağlanmasına, yargılama kalitesinin arttırılmasına ve somut olay adaletinin gerçekleştirilmesine hizmet ettiği ifade edilir.[2] Ancak, sınırsız kanun yoluna başvuru hakkından bahsetmenin mümkün olmadığı malumdur. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir noktada sonlandırılması, kararının kesinleşmesi, sosyal ve hukuki barışın temelli tesis edilmesi gerekir.

Türk hukukunda kesinlik, şekli ve maddi kesinlik olarak karşımıza çıkar. Bu çerçevede, şekli anlamda kesinlik mahkeme kararına karşı başvurulabilecek bir kanun yolunun kalmamasını (veya baştan itibaren hiç bulunmamasını) ifade eder. Öte yandan, maddi anlamda kesinlik ise mahkeme tarafından bir defa hüküm tesis edildikten sonra aynı taraf, konu ve sebebe dayanan davanın ikinci kez uyuşmazlığa konu edilemeyişini ifade eder.[3]

Olağan ve Olağanüstü Kanun Yolu

Kanun yolları bakımından yapılan olağan ve olağanüstü kanun yolu ayrımı dikkat çekicidir. Bu ayrımda önce çıkan husus, aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın kesinlik vasfıdır. Olağan kanun yolunun konusu henüz kesinleşmemiş mahkeme kararları iken olağanüstü kanun yolunun konusunu kesinleşmiş mahkeme kararları oluşturur.

Esasen, hükmün kesinleşmesinden sonra uyuşmazlık gelecek için kalıcı olarak çözümlenmiş kabul edilir. Ancak, çok istisnai olarak bazı ağır yargılama hatalarının varlığı halinde olağanüstü kanun yoluna başvurularak kararın kesinleşmesinden sonra kaldırılması sağlanabilir.

Türk Hukukunda, bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinde göreve başlamasıyla, istinaf ve temyiz olağan kanun yolu olarak karşımıza çıkar. Öte yandan, her mahkeme kararına karşı olağan kanun yollarına başvurmak da mümkün değildir. Bir karara karşı kanun yoluna başvurulup başvurulamayacağı kanunlarda belirlenir.  Buna göre, esasen HMK m. 341 vd. hükümlerinde hangi kararlara karşı istinaf yolunun açık hangilerine karşı kapalı olduğu, HMK m. 361 vd. hükümlerinde ise hangi kararlara karşı temyiz yolunun açık hangilerine karşı kapalı olduğu belirtilir.

Öte yandan, HMK m. 374 uyarınca olağanüstü kanun yolu olarak ise yargılamanın yenilenmesi (iadesi) benimsenmiştir.  İlgili hüküm kapsamında kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşı hangi hallerde yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabileceği düzenlenir. Yargılamanın yenilenmesi sebepleri sınırlı biçimde (numerus clausus) sayıldığından bu maddeler dışında kalan yargılama hataları ne kadar ağır olursa olsun yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmaz.

Kesin Mahkeme Kararlarına Karşı Başvuru

İstisnai bir imkan olan olağanüstü kanun yolları bir kenara bırakılacak olursa, kesin mahkeme kararına karşı kanun yoluna başvurulamayacağını söylemek mümkündür. Kesin hükmün tanımı gereği bu durum böyledir. Ancak uygulamada zaman zaman tarafların kesin mahkeme kararlarına karşı da olağan kanun yollarına başvurduğu görülmektedir.

İstinaf dilekçesinin reddi kenar başlıklı HMK m. 346 uyarınca, kesin mahkeme kararına karşı kanun yoluna başvuru yapılması halinde, kararın kesin olduğundan bahisle başvurunun mahkemece reddi gündeme gelir. Mahkemenin red kararı, tebliğinden itibaren bir haftalık süre içinde istinaf yoluna götürülebilir. Bu durumda, bölge adliye mahkemesi istinaf talebinin reddi kararını yerinde görmezse istinaf talebinin reddi kararını kaldırarak ilk istinaf dilekçesine göre incelemeye geçer.

HMK m. 366 atfıyla (istinaf kanun yoluna ilişkin) HMK m. 343-349 ve 352’inci maddeler, temyiz kanun yoluna da kıyas yoluyla uygulanır. Buna göre, kesin karara karşı temyiz yoluna başvurulması ve temyiz talebinin reddedilmesi halinde de temyiz talebinin reddi kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulabilir. Bu halde, dosya Yargıtay’a gönderilir.[4] Yargıtay temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, kararı kaldırarak ilk temyiz dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar.

Buna karşılık, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay anılan kararın istinaf veya temyiz edilemeyeceğine hükmederse temyiz talebinin reddi kararını onar ve uyuşmazlığın esasına ilişkin herhangi bir inceleme yapmaz.

Öte yandan, kanun yoluna başvuru halinde, mahkeme huzurdaki kararın kesin olup olmadığı öncelikli olarak değerlendirir. Ön inceleme kenar başlıklı HMK m. 352’de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince (HMK m. 366 atfıyla benzer şekilde Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından) dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonucunda kesin mahkeme kararına karşı başvuruda bulunulduğunun tespiti halinde, öncelikli olarak gerekli kararın verileceğinden bahsedilir. Ayrıca, madde hükmünün gerekçesinde şu ifadeler yer alır; “[…] ilk derece mahkemesinin kararının kesin olması […] halleri zaten açıklamaya muhtaç değildir. Kaldı ki bu hallerden bir kısmında, örneğin başvurunun yasal süre geçtikten sonra yapılması veya kesin olan bir ilk derece mahkemesi kararına ilişkin olması durumunda, bunu ilk derece mahkemesi de 350’inci[5] madde hükmü uyarınca göz önüne alarak başvuru dilekçesini reddedilebilecektir. Ancak, ilk derece mahkemesinde bu durum gözden kaçırılmışsa, bölge adliye mahkemesinde gözetilecektir.”

Tüm bu açıklamalar ışığında belirtilmelidir ki, istinaf veya temyiz talebinin mahkeme kararının kesin olması sebebiyle reddi kararına karşı istinaf veya temyiz yollarına başvuru imkânının kötüniyetli olarak kullanılmaması gerekir. Zira kanun koyucu tarafından bu ihtimal öngörülmüş ve kötüniyetli kanun yolu başvurularını bertaraf edilmesi amacıyla düzenleme getirilmiştir. Buna göre, kötüniyetle istinaf (HMK m. 351) veya temyiz kanun yoluna (HMK m. 368) başvurulması halinde, kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçlarına ilişkin HMK m. 329 uygulanır. Anılan hüküm şu şekildedir:

Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur.

Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır.”

Hükmün kötüniyetli kişileri caydırma amacıyla getirildiği açıktır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde açıkça ifade edilir.

Sonuç

Kanun yolları, hukuki güvenlik, içtihat birliği, hukukun yeknesak uygulamasının sağlanması, yargılama kalitesinin arttırılması ve somut olay adaletinin gerçekleştirilmesi gibi pek çok amaca hizmet eder. Bununla birlikte, uyuşmazlıkların bir noktada sonlandırılması gerekir. Kesin hüküm, uyuşmazlığın gelecek için sona ermesinin ve böylelikle hukuki barışın ve yargılama güveninin temini için önemlidir. Hal böyleyken, uygulamada zaman zaman kesin mahkeme kararlarına karşı da olağan kanun yoluna başvurulduğu görülür. Bu uygulama pek çok açıdan eleştiriye açık olduğu gibi kanun koyucu tarafından da yaptırım öngörülmeye değer olarak görülmüştür.

[1] Bu Hukuk Postası makalesinde bölge adliye mahkemelerinin göreve başlaması ile uygulanmaya başlanan sistem ele alınmış olup önceki kanun yolu sistemi ayrıca değerlendirme konusu yapılmamaktadır. Bu noktada, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20 Temmuz 2016 tarihinden önce ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararlar bakımından (kesinleşinceye kadar) bu tarihten sonra da eski kanun yolu sisteminin geçerli olacağı vurgulanmalıdır.

[2] Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, Cilt 3, On iki Levha Yayıncılık, 2017, s. 2151

[3] Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler, Vedat Kitapçılık, 2018, s. 309

[4] Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, Cilt 3, On iki Levha Yayıncılık, 2017, s. 2292

[5] Anılan hüküm m. 346 olarak yasalaşmıştır.