Ercüment Erdem Prof. Dr. H. Murat Develioğlu

Aldatılan Eş Diğer Eşle Beraber Olan Üçüncü Kişiden Tazminat İsteyebilir mi?

Ağustos 2018

Giriş

Bilindiği üzere, zina Türk Hukuku’nda bir boşanma sebebidir. Gerçekten de, TMK m. 161 uyarınca, eşlerden biri zina ederse, diğeri boşanma davası açabilir. TMK m. 174 uyarınca ise, boşanma talebiyle beraber, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği gibi, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Yine, bunların dışında, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Bütün bu sonuçlar, aslında, evliliğin eşler arasında nisbi bir takım borçlar doğuran bir sözleşme olmasından kaynaklanmaktadır.

Zina sebebiyle boşanma davası açan eşin, zina eden eşle birlikte olan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edip edemeyeceği konusunda ise Kanun’da hiçbir hüküm yer almamaktadır. Bu konu öğretide büyük tartışmalar yaratmış, Yargıtay’ın birçok kararında ele alınmış ve son olarak da, henüz yayınlanmamış olan, 6.7.2018 tarihli Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı ile sonuca bağlanmıştır.

Öğretideki Farklı Görüşler

Belirttiğimiz üzere, eşin evlilik sözleşmesinden doğan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması halinde, diğer eşin zina yapan eşle beraber olan üçüncü kişiden tazminat isteyip isteyemeyeceği oldukça tartışmalı bir konudur[1].

Bir görüşe göre, Kanun’da bu yönde bir düzenleme olmadığı için, üçüncü kişi aleyhine tazminata hükmetmek mümkün değildir. Gerçekten de, bu görüş uyarınca, sadakat yükümlülüğü sadece eşler arasında var olan, nisbi bir yükümlülüktür. Üçüncü kişinin, beraber olduğu kişinin eşine karşı böyle bir yükümlülüğü ise söz konusu değildir. Bu görüş uyarınca, zina yapan eşin ilişki kurduğu erkek veya kadın aldatılan eşin herhangi bir mutlak hakkını ihlal etmiş değildir[2].

Diğer bir görüş uyarınca ise, üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı sözleşmesel, nisbi bir sorumluluğu olmasa da, mutlak hakkın ihlalinden doğan sorumluluğu söz konusu olabilir. Şöyle ki, kişinin duygusal varlığının da kişilik haklarına dahil olduğu; evlilik temeline dayalı duygusal ilişkinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla, aldatma durumunda, üçüncü kişinin aldatılan eşin mutlak hakkını Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m. 49[3] uyarınca ihlal ettiği ve kendisinden manevi tazminat talep edilebileceği kabul edilmelidir[4]. Bu görüşün uzantısı uyarınca da, eğer üçüncü kişi, sırf aldatılan eşe zarar vermek amacıyla hareket ederse, TBK m. 49/f.2 uyarınca sorumlu olur. Gerçekten de anılan hüküm uyarınca, “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulu’nun Vardığı Sonuç

Yargıtay’ın da konu ile ilgili farklı kararları bulunmaktadır. Örneğin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 7.6.2016 tarihli bir kararında, şu sonuca varılmıştır:

Sadakat yükümlülüğü sadece eşe ait olduğundan ve yansıma yoluyla da tazminat istenemeyeceğinden birleşen dosya davacısının isteminin tümden reddedilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. Davalı karşı davacının doğrudan davacıların bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun'da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. 6098 Sayılı TBK'nın müteselsil sorumluluğa dair hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Davalı - karşı davacı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine yasa hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, TBK'nın 58. maddesine göre, davalı - karşı davacının eylemi, davacıların kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Öte yandan, davalı - karşı davacı ile davacı - karşı davalı anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Boşanma davasında taraflar birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmadığını beyan etmişlerdir. Şu durumda, davalı- karşı davacının eldeki davada evlilik içerisinde gördüğü şiddet sebebiyle davacı - karşı davalıdan talep ettiği manevi tazminat isteğinden anlaşmalı boşanma sırasında feragat ettiği kabul edilmelidir. Boşanmadan sonra ise davacı - karşı davalının kendisine yönelik haksız bir fiili olduğunu ispatlayamamıştır. Bu sebeple davalı karşı davacının da davasının reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir.”[5]

Buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.3.2017 tarihli kararında ise farklı bir sonuca varmıştır[6]. Anılan karara göre, evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Diğer bir anlatımla, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye giren davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık sebebiyle gerçekleşen “haksız fiil”den kaynaklanmaktadır[7].

Yargıtay’ın aynı konudaki farklı kararları, Yargıtay İçtihatı Birleştirme Genel Kurulu’nun toplanması sonucunu doğurmuş ve anılan Kurul, 6.7.2018 tarihinde vermiş olduğu, henüz yayınlanmamış kararında, aldatılan eşin evlilik birliğinin devamı sırasında diğer eşin evli olduğunu bilerek kendisi ile beraber olan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edemeyeceğine karar vermiştir.

Sonuç

Aldatılan eşin, eşiyle beraber olan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edip edemeyeceği, uzun yıllardır hem öğretiyi, hem de Yargıtay’ı fazlasıyla meşgul eden bir konudur ve bu konuda farklı görüşler bulunmaktadır. Durum bu olmakla beraber, bu sorun bütün mahkemeler açısından bağlayıcı olan Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı ile çözülmüş ve aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyemeyeceği kabul edilmiştir.

[1] Bu konudaki görüşler için, bkz. Mehmet ERDEM, Aile Hukuk, İstanbul 2018, s. 195 vd.

[2] Bu yönde, ayrıca bkz. Kemal OĞUZMAN/Özer SELİÇİ/Saibe OKTAY-ÖZDEMİR, Kişiler Hukuku, İstanbul 2016, s. 183; Rona SEROZAN, s. 464.

[3] Anılan hüküm uyarınca, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

[4] Bilgehan ÇETİNER, “Aldatılmış Eş Manevî Tazminat Talep Edebilir mi?”, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 15 (2), 2016, 523 vd.

[5] Y 4. HD, 7.6.2016, 196/7383. Aynı yönde, bkz. Y 4. HD, 7.5.2015, 6538/5839; Y 4. HD, 29.4.2010, 7418/5016.

[6] YHGK, 22.3.2017, 4-1334/545.

[7] Aynı yönde, bkz. YHGK, 24.3.2010, 4-129/173.