Anonim Şirketlerin Kuruluşunda Yenilikler

Şubat 2011

Bilindiği gibi, Yeni Türk Ticaret Kanunu (“Yeni TTK”), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 14 Ocak 2011 tarihinde kabul edildi. Yeni TTK çerçevesinde, köklü değişikliğe uğramış bölümlerden biri de hiç kuşkusuz Ticaret Şirketleri kitabıdır. Bu kapsamda; gerek yaygın kullanılmaları, gerek uygulamadaki önemleri nedeniyle, Yeni TTK’nın anonim şirketler için öngördüğü değişikliklerin incelenmesi yerinde olur. Ancak, tüm yeniliklerin ve değişikliklerin tek bir makalede ele alınması mümkün olmadığından, konu bir dizi halinde ele alınacaktır.

Ultra Vires ilkesinin yumuşatılması

Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) uyarınca, diğer tüm ticaret şirketlerinde olduğu gibi, A.Ş.’lerin hak ehliyeti bakımından ultra vires ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, konu ve amaç maddesinin kapsamı dışında yapılan herhangi bir işlem yok hükmündedir. Bu kapsamda, A.Ş.’lerin ehliyetinin sınırlarını, amaç ve konu maddesi oluşturur.

Yeni TTK m.125/2 uyarınca; “Ticaret şirketleri, Türk Medenî Kanununun 48 inci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler.” Yeni TTK ile, Medeni Kanun’un ilgili hükmüne gönderme yapılarak, ticaret şirketlerinin cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehil oldukları vurgulandı. Bu nedenle, anonim şirketlerin hak ehliyetinin sınırlarını artık amaç ve konu maddesi oluşturmaz. Dikkat edilmelidir ki amaç ve konu maddesi, Yeni TTK kapsamında, anonim şirketin işlemi yapan kişiye rücu edebilmesinin sınırlarını oluşturması bakımından, önem taşır.

Yeni TTK’nın 371/2 maddesi uyarınca; üçüncü kişilerin işlemin işletme konusunun dışında bulunduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğunun ispat edilmesi durumunda, şirket o işlemle bağlı olmaz. Böylece şirkete, söz konusu işlemin devre dışı bırakılması yönünde bir olanak sağlanır.

Ultra vires ilkesine ilişkin değişiklik, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Yönergesi dikkate alınarak gerçekleştirildi. Yeni TTK ile, Yönerge’deki amaç doğrultusunda, üçüncü kişiler korunur;  şirketi temsile yetkili kişilerin,  şirket adına yaptıkları işlemlerin şirketi bağlayacağına üçüncü kişilerin güveni korunarak işlem ve pazar güvenliği sağlanır.

Sermaye koyma borcu

Yeni TTK ile, A.Ş.’ye sermaye olarak konulabilecek değerler genişletildi. Yeni TTK m.127/1/h uyarınca; haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler, sermaye olarak konulabilir. Söz konusu hüküm, Yeni TTK’nın teknolojik gelişmelere uyum sağlamayı amaçladığını gösterir. Maddedeki “…gibi değerler” ifadesi ile, teknolojik gelişmeler kapsamında ortaya çıkabilecek yeni değerlerin de şirkete sermaye olarak konulabilmesinin önü açıldı.

Kayıtlı sermaye sisteminin yaygınlaştırılması

Yeni TTK m.332/1 uyarınca, halka açık olmayan A.Ş.’lerin de kayıtlı sermaye sistemini seçmesinin önü açıldı. Kayıtlı sermaye sistemini halka açık anonim şirketlere özgülemenin herhangi bir teorik temelinin olmaması ve halka açık ve halka açık olmayan A.Ş.’ler arasındaki hüküm farklarını en aza indirme çabası bakımından, söz konusu düzenleme olumlu karşılanmalıdır. Kayıtlı sermaye sistemini seçecek A.Ş.’lerin sahip olmaları gereken asgari sermaye tutarı, 100.000 TL’dir. Böylece halka açık olamayan A.Ş.’ler de, kayıtlı sermaye tavanına kadar, alınacak Yönetim Kurulu kararı ile, sermaye artırımını gerçekleştirebilir ve esas sözleşme değişikliği yapmaya gerek kalmaz.

Kuruluş Belgeleri Sistemi

Yeni TTK m.336 uyarınca; “Esas sözleşme, kurucular beyanı, değerleme raporları, ayın ve işletme devralınmasına ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere, kurulmakta olan şirketle, kurucular ve diğer kişilerle yapılan ve kuruluşla ilgili olan sözleşmeler ile işlem denetçisi raporu, kuruluş belgeleridir. Bunlar, sicil dosyasına konulur ve birer nüshaları şirket tarafından beş yıl süreyle saklanır.” Kuruluş belgeleri sistemi, Türk hukukunda yenidir. Hükmün amacı, aleniliği sağlamak ve gizli sözleşme yapılmasını olabildiğince önlemektir. Söz konusu hüküm, bilgi edinme ve şeffaflık ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Kurucular beyanı, kuruluş belgeleri içinde yer alan belgelerden biridir. Bu beyanda; konulan ayni sermayeye verilecek karşılığın uygunluğu ve bu tür sermayenin gerekliliği gibi hususlar yer alır. Ayrıca, şirket tarafından iktisap edilen menkul kıymetlerle, bunların iktisap fiyatları, şirketin yüklendiği önemli taahhütler, makine ve benzerleri malların ve herhangi bir aktif değerin alımına ilişkin bağlantılar, fiyatlar, komisyonlar ile her türlü borçlar, emsalleriyle karşılaştırılarak, açıklanır. Beyan; bunların dışında, kuruluş yönünden bütün olayları, işlemleri ve gelişmeleri kapsamalıdır. Beyanın bütün kurucularla birlikte hazırlanıp verilmesi ve kurucularca imzalanması gerekir.

Kuruluş belgeleri içinde yer alan bir diğer önemli belge, işlem denetçisi raporudur. Yeni TTK çerçevesinde, A.Ş. bünyesinde gerçekleştirilen bazı önemli işlemler, işlem denetçisi tarafından denetlenir. Kuruluş işlemleri de bu işlemlerden biridir. Payların tamamının taahhüt edildiği, pay bedellerinin en az tutarlarının kanuna uygun olarak bankaya yatırıldığı ve diğer kuruluş belgelerinin mevcut olduğu gibi hususlar, işlem denetçisi tarafından denetlenir.

Tek kişilik anonim şirket

Yeni TTK m. 338/1 ile, tek kişilik A.Ş. kurulması, Türk hukuku bakımından da kabul edildi. Bu madde uyarınca, anonim şirketin kurulabilmesi için pay sahibi olan bir veya daha fazla kurucunun varlığı şarttır. Tek kişilik A.Ş.’nin hizmet edeceği amaçlardan bazıları, şu şekilde sıralanabilir:

- “Saman adam” adı verilen ortaklara gerek kalmaması

- Pay sahipliğinin şeffaflaştırılması

- KOBİ’lerin sınırsız sorumluluktan kurtulması

- Yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarına girmelerinin kolaylaştırılması

- Vakıf ve derneklerin başka ortaklara gerek kalmaksızın A.Ş. kurabilmeleri

Tek kişilik A.Ş.’lerin yerine getirmesi gereken bazı bildirim yükümlülükleri bulunur. Bir A.Ş.’nin tek kişilik A.Ş. olarak kurulması ve birden fazla ortaklı bir şirketin tek kişilik A.Ş. haline gelmesi, ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Böylece, ilgililerin bu konuda bilgilenmeleri sağlanır.

Tedrici kuruluş sisteminin kaldırılması

TTK’da A.Ş.’lerin kuruluş hükümleri, ani ve tedrici kuruluş başlıkları altında toplanmıştı. Tedrici kuruluş, uygulamada sıkça başvurulan bir yöntem olmamasına rağmen, daha ayrıntılı hükümlerle düzenlenmişti. Ayrıca Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri, TTK hükümlerinin önüne geçmekteydi. Yeni TTK ile, tedrici kuruluş sistemi kaldırıldı. Yeni TTK m.346’da “Halka açık kurulma” imkânı düzenlendi. Buna göre, halka arz edilmesi düşünülen nakit karşılığı paylar bir, birkaç veya tüm kurucular tarafından taahhüt edilir. Payların şirketin tescilinden itibaren en geç iki ay içinde halka arz edileceği esas sözleşmede belirtilir. Halka arz edilip de süresinde satılmayan payların bedellerinin tamamı, süresinde halka arz edilmeyen payların bedellerinin ise, yüzde yirmi beşi, iki aylık süreyi izleyen üç gün içinde ödenir. Bu düzenleme ile, kolay anlaşılabilecek ve uygulanabilecek bir sistem getirildi.

Esas sözleşmenin tescil ve ilanı

TTK döneminde, ticaret sicil gazetesinde ilan edilmesi zorunlu olan esas sözleşme hükümleri, TTK’da sayılmıştı. Ancak, bu hükme rağmen, esas sözleşmenin tamamının ilan edilmesi şeklinde bir uygulama gelişmişti. Yeni TTK, bu konuda, uygulamanın kanuna aktarılması yönünde bir düzenleme öngördü. Yeni TTK m.354 uyarınca, esas sözleşmenin tamamının ilan edileceği, kanunda açıkça düzenlendi. Ancak, önemli bir değişiklik olarak, esas sözleşmenin tüm hükümlerinin üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmak bakımından rol oynamayacağı açıklığa kavuşturuldu. Bu hükme göre esas sözleşme, yalnızca ilgili maddede sayılan kayıtlar bakımından tescilin olumlu etkisinden faydalanabilecektir.

Fesih davası açılması imkânı

Şirketler hukukunda, tescilin her türlü hukukî sakatlığı onarması ilkesi hâkimdir. Bu ilke uyarınca, kuruluştan sonra, anonim şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Bu durum, işlem güvenliğinin korunması yönünden önem taşır. Ancak, fesih yoluna başvurulması menfaatlerin dengelenmesi açısından daha elverişlidir. TTK’da, kuruluş işlemlerindeki önemli sakatlıklardan dolayı şirketin feshine karar verilebilmesini öngören bir hüküm yoktur. Bu boşluk, TTK m.299/5’te düzenlenen fesih davasının, 24 Haziran 1995 tarih ve KHK/559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmasıyla doğdu.

Yeni TTK m.353, fesih davasına imkân vererek söz konusu boşluğu doldurdu. Bu madde uyarınca, kuruluşta ve sermaye artırımında bazı önemli sebeplerin varlığında şirketin feshine karar verilebilir. Ancak, fesih davası açılabilmesi için, şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatlerinin önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olması şarttır.

Fesih davasının davacıları numerus clausus olarak sayılır. Buna göre; Yönetim Kurulunun, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın, ilgili alacaklının veya pay sahibinin istemi üzerine, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilebilir. Mahkeme, şirketin feshine karar vermek yerine, eksikliklerin giderilebilmesi ve aykırılıkların düzeltilebilmesi için süre verebilir. Burada, feshin son çare olması ilkesi göz önünde bulundurulur.  

 Sonuç

Yeni TTK ile, A.Ş.’lerin kuruluşuna ilişkin hükümlerinin; TTK’daki eksikliklerin giderilmesi, uygulama kapsamında gerekli uyarlamaların yapılması ve işleyişin kolaylaştırılması kapsamında değerlendirilmesi uygun olacaktır. Tek kişilik A.Ş. ve fesih davası ile, uygulamadaki ihtiyaçları karşılayacak düzenlemeler, kanun kapsamına alınmıştır. Kayıtlı sermaye sistemi ve halka açık kurulma konusundaki düzenlemeler, işleyişi kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, kuruluş işlemleri hakkında bilgi verme yükümlülükleri ile de, A.Ş.’lere hâkim olan ilkelerden olan bilgi edinebilme ve şeffaflık ilkeleri vurgulanmaktadır.