Ercüment Erdem Av. Piraye Erdem

Bozmadan Sonra Islah Yapılamayacağına İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı

Mayıs 2018

Medeni usul hukukunda, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının iki istisnası vardır. Bunlardan ilki, karşı tarafın kabulü, diğeri ise ıslahtır. Islah, tahkikat aşaması sonlanıncaya dek, taraflardan her birinin, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen düzeltmesidir. Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanı olduğundan, yasal şartlar yerine getirildiği takdirde karşı tarafın ya da mahkemenin kabulüne bağlı olmaksızın yapılır[1]. Örneğin taraflar ıslah ile dava değerini değiştirebilir, ayıplı malın aynen ifasından vazgeçerek zararın tazminini talep edebilir.

Ancak 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E., 1948/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı (“İBK”); kanunun açık hükmü, kazanılmış haklar, ıslahla amaçlanan sadelik ve çabukluk esasını gerekçe göstererek bozmadan sonra ıslahı yasaklar.

Ne var ki, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu (“HUMK”) mülga eden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 177/1’in tahkikat sonlanıncaya kadar ıslah yapılabileceğini öngördüğü, ancak maddenin yanlış yorumlandığı, bu sebeple Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında tahkikat safhasına dönüleceğinden bozmadan sonra ıslah yapılabileceği, İBK’nın HMK karşısında güncelliğini kaybettiği ve Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki görüş aykırılıkları ileri sürülerek aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’ndan (“YİBGK”) talep edilmiştir. Bu makale, YİBGK’nın bahsi geçen talep üzerine verdiği 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararda yer alan İBK’nın değiştirilmesi gerektiğini savunan düşünceler ile İBK’nın yerinde olduğunu ve değiştirilmesi gerekmediğini savunan düşünceleri inceler.

İBK’nın Değiştirilmesi Gerektiğini Savunan Düşünceler

Bu düşünceler aşağıdaki gibidir:

  • Bozmadan sonra karşı tarafın kabulü ile iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi imkanı varken bozmadan sonra ıslahın yasaklanması izah edilemez.
  • Bozma kararından sonra muhakeme, bozma kararının içeriğine göre dilekçeler, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama veya hüküm aşamalarına dönebilir. Dilekçeler, ön inceleme veya tahkikat aşamasına dönülmesine yol açan hallerde, HMK uyarınca, bozmadan sonra ıslahın kabul edilmesi gerekir. Sözlü yargılama ve hüküm aşamasına dönülmesi halinde ise bir daha tahkikat yapılmayacağı için artık ıslah mümkün değildir. Mevcut durumda, görevsiz olduğunu düşünen mahkemenin verdiği usulden ret kararının onanması halinde yapılan yargılamada davacı ıslah hakkını kullanabilir. Bu kararın bozulması halinde yapılan yargılamada ise, davacının ıslah hakkını kullanması mümkün değildir. Bu nedenle usule dair her türlü bozma kararı davacının doğmamış ıslah hakkının ölmesine neden olur.
  • Bu sonucu destekleyecek hiçbir mevzuat hükmü bulunmamasına rağmen, yargılama sürecinde ancak bir kere kullanılabilecek ıslah hakkının, bir kere bile kullanılamayacak hale getirilmesi Anayasa m. 36 ve 14’te düzenlenen hak arama özgürlüğünü zedeler.
  • 04.1959 tarih ve 1957/13 E. 1959/5 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda “bir mahkeme kararının her ne sebeple olursa olsun temyiz mahkemesince bozulması sonunda mahkemenin bozma kararına uyulmasıyla dava yeniden duruşma (muhakeme) safhasına girmiş olacağı cihetle duruşma henüz bitmemiş demektir.” gerekçesi ile bozmadan sonra tahkikatın yeniden başlayacağı kabul edilir. Bunun sonucu olarak HMK m. 177/1 uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar ıslah yapılabilmelidir.
  • Hukuk usulü muhakemesinde felsefe değişmiştir. Örneğin; HUMK’da dava ve cevap dilekçeleri ile başlayan iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, HMK’da cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile başlar. Ayrıca HMK’da ön inceleme duruşmasına katılan taraf, diğer tarafın yokluğunda iddia ve savunmasını değiştirme ve genişletme hakkına da sahiptir.
  • İBK’dan sonra, mevzuatta 1961 Anayasası, 1982 Anayasası ve HMK gibi köklü değişiklikler yapılmıştır. Dahası, Anayasa m. 90 ile bağlayıcılığını kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ile makul sürede yargılanma ve mahkemeye erişim hakkı gibi ilkeler getirilmiştir. Dolayısıyla mevzuat değişiklikleri ve hukukumuza giren ilkeler de dikkate alınmalıdır.
  • İBK’nın alındığı tarihte yürürlükte olan HUMK m. 87’nin son cümlesinde dava değerinin ıslah ile artırılmasını engelleyen hüküm, Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih ve 1999/1 E., 1999/33 K. sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Nitekim, miktarın bozmadan sonra ıslah ile artırılmayacağının kabulünün ne gibi haksızlıklar ortaya çıkardığı da bütün Yargıtay dairelerinin bilgisi dahilindedir. Örneğin; haksız fiile dayalı bir tazminat davasında %50 kusurlu kabul edilen davacı, bu kusur oranı dikkate alınarak belirlenen ve hüküm altına alan mahkeme kararını temyiz eder. Temyiz istemi kabul edilir ve karar kusur oranının yanlış belirlenmesi nedeni ile bozulur. Bozma kararına uyan mahkeme kusur raporu alır ve davacının kusurunun azalması nedeni ile ilk karardakinden daha yüksek bir tazminat miktarı belirler. İşte bu halde dahi, kararı temyiz eden ve lehine sonuç alan davacı, bozmadan sonra ıslah ile dava miktarını artıramaz.
  • Bozmadan sonra açılacak ek dava ile hakka kavuşmanın pratik olmadığı açıktır. Ek davanın zamanaşımı defi ile karşılaşma ihtimali vardır, ayrıca yeni bir dava olan ek davada usul hükümleri baştan uygulanır. Ek dava, hakkın elde edilmesinde davacı tarafa ekstra yükler getirir. Bu durum HMK’nın usul ekonomisi ilkesine aykırıdır.
  • Bozmadan sonra yapılacak tam ıslah ile davanın tamamen değiştirilmesinin kargaşa ve bitmeyen davalara neden olacağı iddia edilse de; böyle bir ıslah davacının davasının uzamasından başka bir işe yaramaz ki bu husus da davacının takdirindedir. Hiçbir davacı davasını uzatmak istemez. Kaldı ki kanun koyucu kötü niyetli ıslah halinde para cezası öngörür.

İBK’nın Yerindeliğini Savunan Düşünceler

  • İBK’nın değiştirilmesi için şartların oluşmadığı açıktır. İçtihadın birleştirildiği 1948 yılından sonra bu içtihadı kaldıran herhangi bir düzenleme HMK’da yer almaz. Bunun aksine HMK, HUMK’daki ıslah hükümleri ile benzer düzenlemeler getirir.
  • Tahkikatın bozma kararından sonra devam ettiğini kabule imkan yoktur. Bu iddiaya dayanak gösterilen 28.04.1959 tarih ve 1957/13 E. 1959/5 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı görevsizlik kararının her aşamada verilebileceğine ilişkindir. İçtihadı birleştirme kararları gerekçeleri ile açıklayıcı sonucu ile bağlayıcıdır. Kararın sonucu da görevsizlik kararının her aşamada verilebileceğine dairdir.
  • Davalının bozmadan sonra cevap dilekçesini ıslah ederek cevap dilekçesinde ileri sürmediği savunmalarını örneğin zamanaşımı savunmasını ileri sürmesi halinde yargılama içinden çıkılmaz bir hal alır. Bu durum usul ekonomisi ilkesine aykırıdır.
  • Bozmadan sonra ıslah yasağı halihazırda 2013/1932 başvuru numaralı “Suzan Tekin (Kavurkacı) ve Diğerleri” dosyası ile bireysel başvuruya taşınmış, başvurucu destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davasında ıslah taleplerinin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 9 yıl 8 ay süren yargılamada makul süre açısından ihlal bulan Anayasa Mahkemesi, ek dava açma hakkının bulunduğuna işaret edilerek mahkemeye erişim hakkı yönünden ihlal bulunmadığına hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi 26.02.2015 tarih ve 2013/5934 sayılı bir diğer başvuruda da aynı neticeye ulaşmıştır. Bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği görüşü dayanaksızdır.
  • HMK’nın 177/1 maddesi açıkça ıslahın yalnız tahkikatın sona ermesine, yani hakimin tahkikatın bittiğini ilan etmesine kadar mümkün olabileceğini kasteder.
  • HMK’da bozmadan sonra ıslahın geçerli olabileceğine dair açık veya gizli bir hüküm mevcut değildir. Bozmadan sonra ıslah kazanılmış hakları ihlal edebileceği gibi, tamamen ıslah suretiyle davanın değiştirilmesi halinde davanın sonuçlanması güçleşir ve ıslah müessesesinden beklenilen gaye ve çabukluk esaslarına aykırı düşülür. Her ne kadar, yeni bir usul kanunu yürürlüğe girmiş ise de bozmadan sonra ıslah yasağının hak ihlali olmadığına dair Anayasa Mahkemesi kararları ve kanun koyucunun İBK’yı bilmesine rağmen bunu kaldıran veya değiştiren bir hüküm getirmemesi dikkate alındığında mevcut İBK’nın değiştirilmesini gerektirecek bir zorunluluk yoktur.

Sonuç

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, yukarıda açıklanan tüm düşünceler ışığında, bozma kararı sonrasında ıslah yapılamayacağına ve İBK’nın değiştirilmesinin gerekmediğine oy çokluğu ile karar verdi.

[1] Bu husus çeşitli Yargıtay kararlarında vurgulanır. Lütfen bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/17-1093 K. 2017/1090 (7.6.2017), Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2016/6529 K. 2017/5198 (27.4.2017), Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2015/10100 K. 2015/14303 (16.9.2015).