Çeklerde Sil Baştan

Aralık 2009
 

5941 sayılı Çek Kanunu 20 Aralık 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bu kanun 3167 sayılı Kanunu da yürürlükten kaldırdı. Yeni Çek Kanunu çek hukukuna sadece köklü değişiklikler getirmekle kalmadı adeta Türkiye’ye özgü ve çek hukukunun genel düzeninden ve işlevinden bağımsız ve kimi zaman aykırı yeni bir çek düzeni yarattı. Yeni Kanunun daha 1. maddesi amacın sadece çeklerin içeriklerine, düzenlenmesine ve kullanımına bir düzen getirmek olmadığını ayrıca kayıt dışı ekonominin denetim altına alınmasının da amaçlandığını ortaya koyuyor. Böylece, çeklerin kayıt dışılığın önemli bir nedeni olduğu da kanun hükmüyle ortaya konmuş oluyor.  Yeni kanun bir yandan çek hamillerinin haklarını korumayı hedeflerken diğer yandan da çeklerin takibini kolaylaştırmak açısından tacir çekleri, tacir olmayan çekleri ve matbu olarak hamile yazılı çekler gibi farklı çek tipleri yaratıyor. Kanunun çok büyük bir bölümü ceza hükümlerine ayrılmış durumda. Hem karşılıksız çek keşide edenler hem çek kanunundaki yükümlülüklere uymayan banka görevlileri hem de çek karnesi almak amacıyla yanlış beyanda bulunan veya yanlış çek karnesi kullanan keşideciler ağır cezai yaptırımlara çarptırılıyor.

Bankaların Yükümlülükleri

Yeni Çek Kanunu da tıpkı yürürlükten kaldırılan 3167 sayılı Çek Kanunu gibi bankaların çek hesabı açılması ile ilgili çeşitli yükümlülüklerini düzenler. Bankalar kendilerine çek karnesi verdiği müşterilerini araştırmalı, bu kişilerin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli özen ve basireti göstermelidir. Bundan böyle bankalar çek hesabı açtırmak isteyenlerin çek kullanmaktan yasaklı olup olmadıklarına ilişkin adli sicil kayıtlarını ve açık kimliklerini saptamak için de kimlik belgelerini (fotoğraflı nüfus cüzdanı,  pasaport veya sürücü belgesi), yerleşim yeri belgelerini ve vergi kimlik numaralarını almak ve bunları on yıl süre ile saklamakla yükümlüdür.

Tüzel kişi müşterilerden tacir olanların ayrıca ticaret sicil kayıtları, esnaf ve sanatkâr olanların ise esnaf ve sanatkâr sicili kayıtları alınır. Tüzel kişi olup da tacir olmayan örneğin dernekler ve vakıflar açısından ne tür belgelerin isteneceği ise Kanunda belirtilmemiştir.

Çek hesabı açtırmak isteyen müşterinin kimliğini saptamaya yönelik bu denli ayrıntılı hükümler getirilmesi ve kabul edilebilecek belgelerin sınırlı olarak sayılması, yasa koyucunun çek keşide edenleri izlemek ve kayıt altına almak arzusuna bağlanabilir.

Kanun Türkiye’de yerleşim yeri olmayanlar hakkında da özel bir hüküm getirir. Yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişiler için Türkiye’de bir adres bildirilmesi zorunludur. Adrese ilişkin bu bilgiler çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde talep edilen hamile de verilir. Böylece kanun karşılıksız çek hamillerinin takip hukuku açısından özellikle borçlunun adresini saptamada karşılaştığı güçlüklerin önüne geçmeyi hedefler.

Yeni yasa çek hesabı sahibinin her yeni çek defteri isterken tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunup bulunmadığı hususunda yazılı beyanını arar. Tüzel kişiler açısından ayrıca tüzel kişinin yönetim organında görev yapan ve tüzel kişiyi temsil yetkisi olan gerçek kişiler açısından da aynı beyanı arar. Kanun tüzel kişilerle bu tüzel kişinin yönetim organında görev yapan veya temsil yetkisi olan gerçek kişiler arasında organik bir bağ kurar ve eğer bu kişiler çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı altında iselerse tüzel kişiye de çek defteri verilmeyeceğini öngörür. Böylece yeni kanunun çek keşidesi açısından tüzel kişi ile onun yönetim organında yer alan gerçek kişiler arasındaki perdeyi belli bir ölçüde kaldırdığı söylenebilir.

Yeni Çek Kanunu uyarınca da çek defterleri bankalarca bastırılır. Çek defterlerinin baskı şekli Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nca (TCMB) bir tebliğ ile belirlenir. Ancak, Merkez Bankası bu tebliğ açısından Maliye Bakanlığı, Türkiye Bankalar Birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliği’nin görüşünü alır.

Kanunun getirdiği en büyük yeniliklerden birisi çek defterleri açısından görülür. Kanun üç tür çek defteri öngörür. Tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamilinde düzenlenecek çekler açıkça ayırt edilebilecek biçimde bastırılır.  Bu ayırt etmenin ne şekilde olacağı TCMB’nca yayınlanacak tebliğde düzenlenir. Kanunda bu konuda bir açıklık yoktur. Kanunun diğer maddelerinde tacir olan ve olmayan kişilere verilecek çekler açısından farklı hükümler öngörülmediğine göre bu düzenlemenin esasen tacir kişilerin çek hesaplarını kayıt altında tutmaya yönelik olduğu düşünülebilir. 

Hamiline yazılı çekler sadece bu çeklere ilişkin ayrı çek hesapları üzerine keşide edilebilir. Bu tür çeklerde mutlaka hamiline çek defteri yapraklarının kullanılması gerekir. Çek yapraklarının üzerinde hamiline ibaresi matbu olarak yer alır. Böylece kanun TTK m. 697/son hükmünde yer alan karineyi de ortadan kaldırmış olur. Zira anılan madde hükmüne göre çekin kimin lehine keşide edildiği belli değilse çek hamiline yazılmış sayılır. Bir başka ifadeyle eğer çekin üzerinde hiç lehtar belirtilmemişse çekin hamiline yazılacağı hükmü fiilen ortadan kaldırılmış olur; çünkü yeni düzenlemeye göre her hamile yazılı çek yaprağında hamiline yazılı kelimesi matbu olarak yer alır.

Çeklerin zorunlu içeriği kanunda belirtilmiştir. Eski çek kanunundan farklı olarak tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadı düzenlenen çek üzerinde açıkça gösterilmelidir. Ancak, Çek Kanununun m. 2/7’de sayılan bu içerik çekin geçerliliğine ilişkin değildir. Hiç değilse bu konuda Çek Kanunu TTK sisteminden ayrılmamıştır. TTK’daki unsurları taşıması kaydıyla düzenlenen çek bu maddede yer alan koşullara aykırı olsa dahi geçerlidir.

Esnaf ve sanatkârlar açısından Kanunun bir seçimlik hak öngördüğü ileri sürülebilir. Esnaf ve sanatkâr odalarına kayıtlı olanlar eğer tacirlere özgü çek hesabı açtırırlar ise bu Kanunun tacirlere ilişkin hükümleri uygulanır. Bir başka ifadeyle esnaf ve sanatkârlar tacirlere özgü olmayan çek hesabı da açtırabilirler.

İbraz, Ödeme ve Karşılıksızlığa İlişkin Hükümler

İbraz ve ödeme konusunda yeni Kanun 3167 sayılı eski kanun sistemini sürdürür. Muhatap bankanın herhangi bir şubesine yapılan ibraz, muhataba yapılan ibraz hükmündedir. Karşılığı bulunan çek hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Eğer çek hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edilirse, o şube çekle işleyen hesabın bulunduğu şubeden karşılık sormak suretiyle ödeme yapar.

Çek Kanunu bankaların asgari ödeme yükümlülüğünü sürdürür. Muhatap banka hamile süresi içinde ibraz edilen her çek yaprağı için eğer çekin hiç karşılığı yoksa altı yüz lira, çek bedeli altı yüz Türk Lirasının altında ise de çek bedelini öder. Bu hüküm çeki düzenleyenlere uygulanmaz. Karşılığın kısmen bulunması halinde yine karşılıksız kalan kısmı altı yüz liraya tamamlayacak bir miktarı ve çek bedeli altı yüz liranın üzerinde ise çek bedelini aşmamak koşuluyla kısmi karşılığa ek olarak altı yüz lirasını ödemekle yükümlüdür.

Eskiden olduğu gibi yeni Kanun da bankanın asgari ödeme yükümünü çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi sözleşmesi olarak kabul eder. Bankanın asgari ödeme yükümü Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişimler göz önünde tutularak TCMB tarafından her yıl ocak ayında belirlenir.

Kanun karşılıksızlık işlemi açısından çok ayrıntılı bir düzenleme getirir. Uygulamada bankaların farklı ifadeler ve farklı şekillerle karşılıksızlığı saptadığı bilinmektedir. Bu nedenle, getirilen düzenlemenin yeknesak bir uygulamayı sağlamak açısından yarlı olduğu söylenebilir. Hamil, bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktar da dahil olmak üzere kısmi ödemeyi kabul etmez ise karşılıksızlık işlemi yapılır. Ancak, bu işlem bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında çek bedelinin karşılanamayan kısmı ile sınırlı olur. Çekin üzerine ibraz tarihi ve ödememe nedeni yazılır. Çekin üzerine hamilin imzası alınır ve çek hamile geri verilir. Banka çekin ön ve arka yüzünün fotokopisini saklar. Hamilin bankanın ödemekle yükümlü olduğu asgari miktar da dahil olarak kısmi ödemeyi kabul etmesi halinde çek yaprağı banka tarafından alınır. Ancak, ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Bu noktada Kanun bir yenilik getirerek bu onaylı fotokopinin müracaat borçlularına başvurmada ve kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerinde kullanılabileceğini ayrıca icra daireleri ve mahkemelerde de ispat aracı olarak hüküm doğuracağını düzenler. Buna rağmen mahkeme veya icra dairesi isterse banka çekin aslını bu mercilere gönderir. Bilindiği gibi halen çekin aslını ibraz etmeksizin kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapmak mümkün değildir. Bu nedenle, getirilen hükmün uygulamaya yönelik pratik faydalar sağlayacağı açıktır. Yine de fotokopinin ücretsiz verileceğine varacak kadar ayrıntılı bir düzenlemenin kanunda yer alması eleştiri konusudur.

Kanunun getirdiği yeniliklerden birisi de gecikme cezasıdır. Banka çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamile ödemeyi geciktirirse veya kanunen ödemekle yükümlü olduğu asgari miktarın ödemesini geciktirirse çek hamiline her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Kanunda açıkça belirtilmese dahi cezanın ödenmeyen miktar üzerinden hesaplanacağı kuşkusuzdur.  Ceza ödenen hallerde ayrıca temerrüt faizi istenemez.

İleri Tarihli Çekler

Yeni Kanun da 18/2/2009 tarih ve 5838 sayılı Kanunla getirilen düzenlemeyi sürdürür. Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığı kısmen veya tamamen ödenmez ise bu çekle ilgili olarak hukuki takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak takip yapılabilmesi için çekin üzerinde düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksız işlemine tabi tutulması şarttır. Burada çok önemli iki yenilik görülür. Birincisi çek görüldüğünde ödenir kuralı tarihe karışmıştır. Zira üzerine yazılı olan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin ödenmemesi halinde hiçbir hukuki yaptırım ve takip yapılamaz. İkinci önemli yenilikte müracaat hakkının kullanılmasındadır. Zira müracaat hakkının kullanılması için karşılıksızlık işleminin yapılması şarttır. Halbuki TTK sisteminde çekin karşılıksız kaldığının banka tarafından belirtilmesi yanında protesto çekmek de mümkündür (TTK m. 720/1).

Bankaların Bildirim Yükümlülüğü

Bankalar hamiline çek hesabı sahipleri ile tüzel kişi tacirlere ilişkin bilgileri Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirirler. Kanun bildirilmesi gereken hususları ayrıntılı olarak belirler. Ayrıca, tüzel kişi tacir yanında onun faaliyetleri ile ilişkilendirilmek kaydıyla, tüzel kişinin gerçek kişi ortakları, ortakların ilgili bulunduğu veya tüzel kişinin veya ortaklarının etkisi altında bulundurduğu gerçek kişiler ve tüzel kişinin yönetim organında görev alanlar veya temsil yetkisi olanlar adına açılmış çek hesapları da bu tacir tüzel kişiye ait kabul edilir. Hükümde yer alan tüzel kişinin veya ortaklarının etkisi altında bulunan gerçek kişiler kavramı çok belirsiz ve hukuki güvenlik sağlamaktan yoksundur. Bankalar tüzel kişiyle bu gerçek kişiler arasındaki ilişkinin varlığına yönelik emareler bulunması halinde durumu Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirir. Böylece, yukarıda açıkladığım gibi hamile çek hesabı sahipleri ile tüzel kişi tacirlere ilişkin hesaplar sıkı bir denetim ve gözetim altına alınarak kayıt dışılığın önüne geçilmek istenir. Ancak, bu denli sıkı bir denetimin uygulamada bir yandan hamile yazılı çek kullanımını örseleyeceği diğer yandan tüzel kişi tacirleri çek kullanmaktan caydıracağı düşünülebilir. Uygulamanın hangi yönde gelişeceğini zaman gösterecektir.

Bankalar ayrıca hamiline çek defteri yaprağı kullanmadan hamiline çek düzenlediğini saptadıkları kişileri durumu saptadıkları tarihten itibaren en geç bir hafta içinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirmekle yükümlüdür. Görüldüğü gibi bankalar yeni Çek Kanunu çerçevesinde önemli bildirim ve takip yükümlülükleri ile sorumlu kılınır. Ancak, bankaların bu sorumlulukları herhangi bir yaptırıma bağlı değildir.

Ceza Sorumluğu Çek Düzenleme ve Çek Hesabı Açma Yasağı

Karşılıksız çek keşide edenler her bir çekle ilgili olarak bin beş yüz güne kadar adli para cezasına çarptırılır. Herhalde hükmedilecek adli para cezası çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Çek hesabı sahibi çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Eğer çek hesabı sahibi tüzel kişi ise bu yükümlülük mali işlerden sorumlu yönetim organı üyesine eğer böyle bir görev dağılımı yoksa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişilere aittir.  Ayrıca, mahkeme çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına, eğer bu yasak zaten varsa yasağın devamına hükmeder.

Yeni Kanun önemli bir yenilik getirerek çek keşidesi açısından gerçek kişilerin temsili veya vekaletini yasaklamıştır. Eğer bir temsilci veya vekil aracılığıyla çek düzenlenirse hukuki ve cezai sorumluluk çek sahibine aittir.

Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişiler elindeki bütün çek yapraklarını bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişiler adına yeni çek hesabı açılamaz. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler TCMB bildirilir.

Etkin Pişmanlık ve Yasak Kararının Kaldırılması          

Yeni Çek Kanunun en can alıcı hükümlerinden birisi de etkin pişmanlık ve çek kullanmaktan yasak kararının kaldırılmasına ilişkin olandır. Keşideci karşılıksız kalan çek bedelini ve düzenleme tarihinden itibaren işleyecek ticari işlere ilişkin temerrüt faiz oranını ödediğinde soruşturma aşamasında ise cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Eğer, kovuşturma aşamasına geçilmişse mahkeme tarafından davanın düşmesine karar verilir. Mahkûmiyet hükmü kesinleşmişse mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir. Bu hüküm uygulamada çek mağdurları olarak bilinen ve halen ceza evinde bulunan kimselerin tam ödeme yaparak salıverilmelerine de olanak verir.

Şikâyetten vazgeçme halinde de yukarıdaki hükümler uygulanır.

Çek Kanunun getirdiği ve çek mağdurlarını korumaya yönelik bir başka yenilik de geçici 2. madde de düzenlenir. 1 Kasım 2009 tarihi itibariyle haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olanlar, şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi konusunda anlaşırlarsa, anlaşmada ön görülen süre sonuna kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmanın bir nüshasının Cumhuriyet Başsavcılığı’na veya mahkemeye verilmesi gereklidir. Ancak, anlaşmaya varılmış olması şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmaz.

Karşılıksız çek nedeniyle takibe uğrayan veya mahkûm olan kişi şikâyetçi ile anlaşamasa dahi yukarıda açıkladığım gibi çek bedelini ve ticari temerrüt faizini belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt ederse anlaşma aranmaksızın taahhütnamede belirtilen süre sonuna kadar soruşturma veya kovuşturma durdurulur veya hükmün infazı ertelenir. Taahhütnamede belirlenecek ödeme süresi taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez. Ayrıca taahhütnamede yer alacak 1. yıl taksiti borcun 1/3’inden az olamaz. Taahhütnamenin Cumhuriyet Başsavcılığı’na veya mahkemeye verilmesi ve bir örneğinin de alacaklıya gönderilmesi gerekmektedir. Bu düzenlemenin en büyük yeniliği şikâyetçinin onayına veya rızasına gerek olmaksızın karşılıksız çek keşide eden kişin çek bedelini ve ticari temerrüt faizini belirtilen bu süreler içinde ödeyerek cezai yaptırımlardan kurtulmasıdır.

Yukarıda anılan yazılı anlaşma veya taahhütnamenin en geç 01.04.2010 tarihine kadar düzenlenmesi gerekir.  Taahhütname veren kişiler de eğer şikâyetçi ile daha sonra anlaşırlarsa anlaşma hükümlerinden faydalanır. Taahhütnameyle anlaşma arasındaki en büyük fark anlaşmada hem tarafların serbestçe yeni bir miktar belirleyebilmeleri hem de vadeyi iki yıldan daha uzun süreye yayabilmeleridir.

Sonuç

Yeni kanunun gerekenden fazla ayrıntılı hükümler içermesi, gerçekte yönetmelikle düzenlenmesi gereken konuların dahi kanunda yer alması, yasa koyucunun çeke ilişkin hükümlere verdiği önemin göstergesi şeklinde algılanmalıdır. Ancak, yeni kanunda yer alan tüm hükümlerin kanun yapma tekniğine ve çekin genel felsefesine uygun olduğunu söylemek zordur.