Davaların Yığılması (Hmk M. 110)

Aralık 2011

Giriş

Medeni usul hukukunda davacının talepleri çoğu zaman tek bir sonuca yönelik iken, kimi zaman ileri sürülen talepler birden fazla sonuca yönelik olabilir. Bu durumda, ileri sürülen taleplerde yığılma meydana gelir. Taleplerin birbiri yanında, kümülatif olarak ileri sürülmesi halinde meydana gelen talep yığılması, “objektif dava birleşmesi” kavramının doğuşuna sebep olmuştur.

Objektif dava birleşmesi, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesinden önce de, 1086 sayılı HUMK’ta açıkça düzenlenmiş olmamasına rağmen uygulanmaktaydı. Bu uygulama HUMK md. 3′e dayanarak gelişmişti. Mahkemelerin görevine ilişkin olarak düzenlenen bu maddede, birden fazla dava konusunun bulunduğu hallerde görevin toplam değer üzerinden belirleneceği öngörülmekteydi. Böylece, bir davada birden fazla talebin ileri sürülmesi ve o davaların aynı mahkemede görülmesi mümkün kılınmıştı. Ancak, kurumun kanunda açıkça düzenlenmiş olmaması sebebiyle söz konusu kurum için farklı kavramlar kullanıldı. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 110. maddesinde ise bu kurum açıkça, “davaların yığılması” adı altında düzenlendi. Böylece kurum için kullanılacak kavram sorunu çözülmüştür. İlgili madde şu şekildedir:

Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır.”

Davaların yığılması kavramında birden fazla talep birlikte ileri sürülmektedir. Bu taleplerden her biri kabul edilebileceği gibi hepsi reddedilebilir; taleplerden bir kaçı kabul edilip diğer birkaçı reddedilebilir. Bu sebeple davacının bir tek davada ulaşmak istediği sonuç birden fazladır.

Davaların yığılması kavramının amacı usul ekonomisini gerçekleştirmek ve çelişkili kararların verilmesini önlemektir. Her ne kadar talep sayısınca dava ve talep sayısınca hüküm söz konusu olsa da delillerin ikamesi ve tahkikat aşamalarının ortak olması sebebiyle davaların yığılması kavramı usul ekonomisine büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır. Zira, davalarda önemli zamanların harcandığı dilekçe teatisi, tebligatlar, delillerin ikamesi gibi aşamalar, davaların yığılması kurumu sayesinde çok fazla zaman kaybetmeden geçilmektedir.

Uygulanması İçin Gerekli Şartlar

Yukarıda da belirtildiği üzere davaların yığılması kavramı Türk hukukunda açıkça düzenlenmemişti. Buna rağmen uygulamada kabul gören bu kurumun uygulanması için gerekli şartlar, doktrin tarafından belirlenmişti[i]. Bununla beraber HMK md. 110 davaların yığılması için gerekli şartları açıkça ifade etmiştir. Buna göre, davaların yığılması dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şartlarına bağlı olarak ortaya çıkar. Keza gerekçede de dava yığılmasının koşulları (i) Davacının aynı davalıya karşı ileri sürebileceği birden fazla talebinin olması, (ii) Talepler arasında bir aslilik – ferilik ilişkisinin kurulmamış olması, (iii) Birlikte ileri sürülen taleplerin tümünün aynı yargı çeşidi içinde yer alması, (iv) Taleplerin tümü bakımından geçerlilik taşıyan bir ortak yetkili mahkemenin bulunması şeklinde belirtilmiştir.

(i) Davacının aynı davalıya karşı ileri sürebileceği birden fazla talebinin olması
Davaların yığılmasından bahsedilmek için gerekli şartlardan ilki, davacının aynı davalıya karşı ileri sürebileceği birden fazla talebinin bulunmasıdır. Ancak davada taleplerin birden fazla olduğu durumlar da kendi içinde farklı şekillerde görülebilir. Zira terditli davalar, seçimlik davalar veya karşı davada da birden fazla talep bulunmaktadır. Ancak, davaların yığılmasından bahsedilmek için taleplerin birinin diğerinin yanında dava edilmesi gerekir. Dolayısıyla, taleplerin birden fazla olduğu her durumda davaların yığılmasından bahsetmek mümkün değildir. Davaların yığılmasında davacının ulaşmak istediği sonuç birden fazladır ve davacının bu taleplerin hepsi birbiriyle eşdeğer öneme sahiptir; aralarında herhangi bir tercih sıralaması bulunmamaktadır.
Davaların yığılması kavramından ayırt edilmesi gereken bir diğer kavram ise taleplerin yarışması halidir. Davaların yığılmasında birbirinin yanında talep edilen birden fazla talep var iken taleplerin yarışmasında aslında tek talep vardır ve bu talep farklı hukuki sebeplere dayanmaktadır. Aslında burada yarışan talepler değil, hukuki sebeplerdir[ii]. Bu sebeple taleplerin yarışmasını davaların yığılmasından ayırt etmek önemlidir.
(ii) Talepler arasında bir aslilik – ferilik ilişkisinin kurulmamış olması
Davaların yığılmasından söz edebilmek için gerekli ikinci şart talepler arasında aslilik – fer’ilik ilişkisinin bulunmamasıdır. Bu şart, davaların yığılmasını terditli davalardan ayıran bir husus olarak dikkat çeker. Yukarıda açıklandığı gibi, terditli davalar da bir tür talep yığılması olarak değerlendirilebilecekse de, talepler arasında bulunan aslilik – fer’ilik ilişkisi onu davaların yığılmasından ayırmaktadır. Zira terditli davalarda davacı asıl talebini ileri sürmektedir; asıl talebinin kabul edilmediği haller için ise “yedek” bir talep ortaya konmaktadır. Dolayısıyla bu iki talep arasında bir öncelik sırası bulunmaktadır. Bu sebeple, davaların yığılmasından bahsedilmek için ileri sürülen talepler arasında öncelik sırasının bulunmaması gerekir.
(iii) Birlikte ileri sürülen taleplerin tümünün aynı yargı çeşidi içinde yer alması
Davaların yığılması için öngörülen bir diğer şart ise taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer almasıdır. Ancak “yargı çeşidi” ifadesi ile ne kastedildiği konusunda kanunun gerekçesinde bir açıklama bulunmamaktadır. Bununla beraber yargı çeşidi doktrinde, hukuki nitelikleri bakımından bir bütün teşkil eden işlerin, ayrı bir yargılama usulüne tabi kılınması olarak açıklanmaktadır[iii]. Yargı çeşitleri ise bu tanımdan yola çıkarak Anayasa Yargısı, İdari Yargı ve Adli Yargı genel başlıkları altında genel bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır[iv]. Dolayısıyla yargı çeşitlerinin doktrinde yargı yolu ayrımı olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda, ayrı yargılama usullerine tabi olsa da aynı yargı yoluna, kanunun deyimiyle aynı yargı çeşidine, dahil taleplerin davaların yığılması şeklinde ileri sürülebileceği sonucu çıkar. Bu şartın daha dar yorumlanarak, aynı yargı usulüne tabi taleplerin bu şekilde ileri sürülmesi gerektiği düşünülebilir.
(iv) Taleplerin tümü bakımından geçerlilik taşıyan bir ortak yetkili mahkemenin bulunması
Davaların yığılması için öngörülen diğer bir şart ise söz konusu talepler açısından geçerlilik taşıyan ortak yetkili bir mahkemenin bulunmasıdır. Bu şart, davaların yığılmasının tek mahkemede görülebilmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, bu şartın kanunda öngörülmesi yerinde olmuştur. Ancak, kanun sadece yetkili mahkemeden bahseder ve görevli mahkemeye ilişkin bir ifade içermez. Bu durumda, görev itibariyle farklı ancak ortak yetkili mahkemede görülebilecek taleplerin davala
rın yığılması şeklinde ileri sürülebileceği sonucu çıkar. Bu taleplerin bir özel mahkeme ve bir genel mahkemenin alanına girmesi halinde yığılan taleplerin özel mahkemede görülmesi gerekebilir.

Sonuç

Kanun veya gerekçe, davaların yığılması açısından yukarıda açıklandığı şekilde bazı şartlar öngörmekte ise de söz konusu kurumun uygulanması açısından herhangi bir yöntem öngörmemiştir. Dolayısıyla davaların yığılması, birden fazla talebin davacı tarafından dava dilekçesi ile aynı zamanda ileri sürülmesi veya sonradan yeni taleplerin getirilmesi (davanın genişletilmesi) ya da mahkemece davaların birleştirilmesi ile ortaya çıkabilir. Doktrin[v], ıslah ile de yeni bir talep ileri sürülerek davaların yığılmasının mümkün olduğu görüşündedir. Dolayısıyla, kavramın uygulanma yöntemi ile ilgili herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Burada incelenmesi gereken husus, yukarıda sayılan şartların var olup olmadığıdır.


[i] KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 1498.
[ii] ALANGOYA, H. Yavuz/ YILDIRIM, M. Kamil/DEREN – YILDIRIM, Nevhis, Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2011, s. 129.
[iii] KURU, Baki / ARSLAN, Ramazan/ YILMAZ, Ejder, Medeni Usul Hukuku, Ders Kitabı, Ankara, 2011, s. 58.
[iv] KURU/ARSLAN/YILMAZ, s, 58 vd. PEKCANITEZ, Hakan / ATALAY, Oğuz / ÖZEKES, Muhammed, Medeni usul Hukuku, İstanbul 2011, s.73 vd.
[v] PEKCANITEZ/ATALAY/ÖZEKES, s. 408.