Ercüment Erdem Av. Alper Uzun

Dünden Bugüne Özel Tüketim Vergisi

Eylül 2020

Giriş

1990’lı yıllarda global ekonomi açısından önemli gelişmeler yaşandı. 1900’ların ikinci yarısına geçilirken, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi ve sıcak paranın yönünü Doğu Asya ülkelerinden batıya çevirmesi, 1998 yılında Asya ülkelerinde yaşanan ekonomik kriz neticesinde Japon bankalarının 1 trilyon Amerikan Doları zarara uğraması, akabinde hammadde fiyatlarındaki düşüş ile Rusya’nın gelirlerinin düşmesi, Rusya’da devalüasyona, ithalatçıların borçlarını ödeyememesine kadar uzanan sorunları ortaya çıkardı. İhracatının %15’ini Rusya’ya yapan Türkiye de bu gelişmelerden oldukça kötü etkilendi ve 1999 yılında ciddi bir mali darboğaz oluştu.

Türkiye bir yanda mali sorunlarla uğraşırken, 1999 yılının Ağustos ayında ülkenin sanayiinin can damarı denilebilecek bir bölgede, İzmit Gölcük’te çok büyük bir deprem oldu. Ne yazık ki çok sayıda can ve mal kaybına sebep olan bu depremin yaraları sarılamamışken, henüz 3 ay sonra Kasım ayında Düzce’de bir başka büyük deprem daha oldu. Ülkenin içinde bulunduğu mali krizin boyutları büyüdü. Ekonomi %6 küçüldü, enflasyon %70’lere çıktı, bütçe açığı arttı.

Türkiye o dönemde enflasyonu düşürme programını uygulamaya çalışmakta ve sabit kur politikasını sürdürmekte idi. Bu politika gereği, 1 Türk Lirası’nın değeri, 1 Amerikan Doları ile 1,5 Alman Markı toplamına denk gelmeliydi. Bu doğrultuda kur her yıl %20 oranında artmalıydı. Böylece yatırımcıların Türk Lirası’nda kalması amaçlanmaktaydı. 1990’lı yıllar boyunca çok yüksek faizlere tanık olan Türkiye’de, bu politikalar sonucunda faizler %40’lara kadar düştü, bununla birlikte özel tüketim ürünlerine ilgi ve dolayısıyla ithalat arttı. Ülkenin döviz kaybı yükseliyordu ancak Merkez Bankası’nın (“TCMB”) döviz rezervi yetersizdi. Bu dönem Türkiye’de ciddi bir likidite krizi oluştu, gecelik faizler Kasım ve Aralık aylarında %100’leri aştı. Bu dönemde yabancı yatırımcıların Türk Lirası’ndan dövize geçerek Türk pazarından çıkması, TCMB’nin döviz satarak kuru kontrol etmeye çalışması 2001 yılının Şubat ayına kadar durumu idare etse de, 19 Şubat günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yaşananlarla tetiklenen, bir gecede 7,5 milyar Amerikan Doları’nın Merkez Bankası’ndan çekilmesine sebep olan, bankalar arası piyasada gecelik faizleri %7500’lere kadar çıkaran, 21 Şubat’ta dalgalı kura geçilmesini gerektiren 2001 krizi patlamış oldu. Türk Lirası Amerikan Doları karşısında bir günde %40, iki günde yaklaşık %60 değer kaybetmiştir. Eylül ayına geldiğimizde bu değer kaybı neredeyse %150’ye ulaşmıştı.

Yaşanan çok büyük depremden ötürü ortaya çıkan ekonomik kayıpları karşılamak için ilk olarak 26 Kasım 1999’da kabul edilen kanun değişikliği[1] ile geçici bir süreliğine[2] Özel İletişim Vergisi yürürlüğe alınmıştır. Ancak 2000 yılının ikinci yarısında yaşanan likidite krizi, 2001 Şubat krizi, devalüasyon, Türk Lirası’nın alım gücünün düşmesi, bankacılık sisteminin kilitlenmesi, ticari hayatın çok olumsuz etkilenmesi; ülkede yeni önlemler alınmasını ve bankacılık sektörü ile ekonomik yapının yeniden yapılandırılmasını zorunlu hale getirmişti.

Vergi kanunlarımız da bu yapılanmadan etkilenmiştir. Ülkemizde 1985 yılında yapılan değişiklikler ile 8 adet dolaylı vergi yürürlükten kaldırılmış ve katma değer vergisi uygulamaya alınmıştı. Bu değişiklik gibi bir başka köklü değişiklik de özel tüketim vergisi (“ÖTV”) ile olmuştur. Özel tüketim vergisi ile ilgili çalışmalar 1993 yılında başlamış, hazırlanan kanun tasarısı 1996 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştu. Yapılan düzenlemeler ile birlikte 2002 yılının Mayıs ayında Meclis’e sunulan kanun tasarısı kabul edilmiş ve Özel Tüketim Vergisi Kanunu 12.06.2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.08.2002’den itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun ile 16 adet dolaylı vergi yürürlükten kaldırılmış, bu vergiler tek kalem altında toplanmış ve özel tüketim vergisi uygulamaya alınmıştır. Kanun’un gerekçesinde, tüketicilerin değişen harcamaları uyarınca vergilerin düzenlenmesi, mevcut karmaşık yapının sadeleştirilmesi, Avrupa Birliği’ne uyum sağlanmasının amaçlandığı ifade edilmektedir. Esasen özel tüketim vergisi ile daha önce farklı adlar altında alınan vergiler bir kalemde toplanmış ve önceden vergi konusu olmayan harcamalar, satın almalar, ürünler vergi kapsamına alınmıştır.

ÖTV’de, vergiyi doğuran olay;

  1. Mal teslimi veya ilk iktisap hallerinde malın teslimi veya ilk iktisabı,
  2. Malın tesliminden önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi,
  3. Kısım kısım mal teslim edilmesi mutat olan veya bu hususlarda mutabık kalınan hallerde, her bir kısmın teslimi,
  4. Komisyoncular vasıtasıyla veya konsinyasyon suretiyle yapılan satışlarda malların alıcıya teslimi,
  5. İthalatta, 4458 sayılı Gümrük Kanununa göre gümrük yükümlülüğünün doğması, ithalat vergilerine tâbi olmayan işlemlerde ise gümrük beyannamesinin tescilidir.

ÖTV, KDV’den farklı olarak tek aşamalı bir vergidir ve tek bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisapta tahsil edilir. ÖTV Kanununun 4. Maddesi uyarınca ÖTV’nin mükellefi, (I), (III) ve (IV) sayılı tarifelerdeki mallar ile (II) sayılı tarifedeki mallardan kayıt ve tescile tâbi olmayanları imal, inşa veya ithal edenler ile bu malların müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenler ile (II) sayılı tarifedeki mallardan kayıt ve tescile tâbi olanlar için; motorlu araç ticareti yapanlar, kullanmak üzere ithal edenler veya müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenlerdir.

ÖTV’nin Kapsamı

Özel Tüketim Vergisi’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte Katma Değer Vergisi’nin yanı sıra, ithalat, imalat veya ilk iktisap aşamasında tek bir dolaylı vergi uygulanmaktadır. Özel Tüketim Vergisi Kanunu 28 maddelik bir kanun olsa da, geçen 18 yıllık süre zarfında çok defa değişikliğe uğramıştır. ÖTV kapsamına giren mal listesi günden güne artmakta, mevcut vergi oranları da artırılmaktadır.

ÖTV’nin kapsamına giren mallar 4 ayrı listede toplanmıştır. Bunları akaryakıt, motorlu taşıtlar, kolalı ve alkollü içecekler ile tütün mamulleri ve son olarak dayanıklı tüketim malları ile lüks olarak adlandırılan tüketim malları olarak özetlemek mümkündür.

2019 yılında 147,1 milyar TL ÖTV tahsilatı olmuştur. Bu tutarın 61 milyar TL’si petrol ve doğalgaz ürünlerinden, 50,3 milyar TL’si tütün mamullerinden, 13,8 milyar TL’si motorlu araç satışlarından, 14,7 milyar TL’si alkol ürünlerinden, 6,2 milyar TL’si dayanaklı tüketim mallarından ve 1 milyar TL’si kolalı gazozlardan elde edilmiştir.

Vergi gelirlerindeki payı %21,9 olan ÖTV, Gelir Vergisi’nden sonra en çok tahsilat yapılan vergidir. Bir başka dolaylı vergi olan KDV ile birlikte ÖTV toplamda 327,3 milyar TL tahsil edilmiştir. Toplam vergi gelirinin %48’ine tekabül eden bu rakam ile ülkemizin vergi geliri içinde dolaylı vergilerin yerinin ne derece önemli olduğu ortadadır.

ÖTV’nin yürürlüğe girmesinden itibaren geçen 18 yılda ÖTV kapsamına giren malların çoğaldığını ve kapsamdaki mallara uygulanan ÖTV oranlarının artırıldığı herkesin malumudur. Örneğin ÖTV ile yürürlükten kaldırılan ve taşıtların ilk iktisabında ödenen taşıt alım vergisi yürürlükte iken aracın ağırlığına göre vergi hesabı yapılıyordu. Bu değerleme şekli ÖTV ile birlikte terkedilip motor hacmine göre vergilendirilme sistemine geçildi. Buna göre araç alımında motor hacmi 1600 cc ve altında olan araçlarda %27, 1601-2000 cc arası olanlarda %46, 2001 cc ve üzeri olan araçlarda ise %50 ÖTV alınmasına hükmedilmişti. Bazı dönemler teşvikler ile 1600 cc ve altında olan araçlarda indirimler uygulansa da, bu oranlar her geçen gün arttı ve 2020 yılında yapılan değişikliğin ardından vergisiz fiyatına göre değişmekle birlikte üst seviyede %80, %130 ve %220 oranında uygulanmaya başlandı. Bu nedenle sıfır kilometre bir araç alımında ÖTV sonrası uygulanan KDV ile birlikte araç için ödenen bedelin neredeyse 4’te 3’ü vergiden oluşur oldu. Aynı şekilde daha önce ÖTV kapsamında olmasalar da kolalı içecekler ÖTV kapsamına alındı ve yapılan son artış ile birlikte %35 oranında ÖTV uygulamasına tabi kılındı. Alkollü içecekler ve tütün mamullerinde de ÖTV öncesi dönemde ek KDV alınmakta iken tüm alkollü içecekler ve tütün mamulleri ÖTV kapsamına alındı ve günümüzde %100’ün üzerinde vergilendirmeye konu oldular. Günümüzde ev eşyası olarak kullanılan çoğu mal ve günlük tüketime konu edilen çok sayıda ürün ÖTV konusu olmaktadır. 2020 dahil olmak üzere son yıllarda ÖTV’de sürekli değişiklik yapılması, bu vergi kaleminin sürekli gündemde kalmasına sebep olmaktadır.

Sonuç

1990’lı yılların sonu ve 2000’lerin başındaki ülkemiz ekonomik koşulları ve yeni ekonomik programlar doğrultusunda, Avrupa Birliği uyum yasalarına da uygun değişiklikler yapılması zorunluluğu doğmuştur. Uzun bir dönem boyunca gündemi meşgul eden Özel Tüketim Vergisi Kanunu, vergide sadeleşme ve çok sayıdaki farklı vergi düzenlemesini tek bir kanun içerisinde bir araya getirme gerekçesi ile hazırlanmış, 2002 yılının Ağustos ayında yürürlüğe girerek, KDV’den sonraki ikinci büyük dolaylı vergi olarak uygulamaya alınmıştır.

Zaman içerisinde kapsamı genişleyen ve oranları da yükseltilen ÖTV, bütçe içindeki payı ile vazgeçilmez bir vergi türü olmuş, KDV ile birlikte vergisel gelirlerin yarısını oluşturur olmuştur.

[1] 17.8.1999 ve 12.11.1999 Tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, RG, S. 4481,  26.11.1999.

[2] Özel İletişim Vergisi’nin en başta 31.12.2003 tarihine kadar yürürlükte kalması öngörülmekteydi. 2005 yılında yapılan düzenleme ile kalıcı hale getirildi.