Ercüment Erdem Doç. Dr. H. Murat Develioğlu

Gelecekteki Olgularda Yanılma Temelde Yanılma Oluşturur mu?

Ekim 2016

Giriş

Bilindiği üzere, irade serbestisi prensibine dayanan Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 30. maddesi uyarınca sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz. Sözleşme ile bağlı olmama durumu aslında, yanılan tarafın inisiyatifindedir. Dilerse sözleşmeyi onayarak veya yanılmayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl itibaren sessiz kalarak sözleşmenin geçersiz olmasını engeller; dilerse de anılan süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını karşı tarafa bildirmek suretiyle sözleşmeyi iptal edebilir.

TBK m. 30’da yanılmanın esaslı olması belirtilmiş, 31. maddede ise hangi hallerin esaslı yanılma teşkil edeceği sayılmıştır. Bunlar, “sözleşmenin niteliğinde yanılma (b.1)”, “konuda yanılma (b.2)”, “sözleşmenin tarafında yanılma (b.3)”, “sözleşme yapılırken kimliği gözönüne alınan kişide yanılma (b.4)” ve “miktarda yanılma (b. 5)”dır.

TBK m. 31 ise, öncelikle saikte – yani sözleşme yapma arzusunun oluşmasında – yanılmanın prensip olarak esaslı yanılma olamayacağını belirttikten sonra; bazı hallerde ise, saikte yanılmanın temelde yanılma oluşturacağını ve yanılan tarafın sözleşmeyi iptal etme hakkı olduğu belirtilmiştir.

Aşağıda öncelikle temelde yanılma kavramına değinilecek, daha sonra, bu yazının başlığına uygun olarak, gelecekteki olgularda yanılmanın temelde yanılma oluşturup oluşturamayacağı tartışılacaktır.

Temelde Yanılma

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, saikte yanılma – kural olarak – yanılma ile ilgili hükümlerin uygulanması sonucunu oluşturmaz. Ancak, TBK m. 32’deki şartlar gerçekleşince, yanılan tarafın sözleşmeyi iptal hakkı doğar. Anılan hüküm şöyledir:

Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.”

Bu hüküm uyarınca, doktrinde de kabul edildiği üzere, saikte yanılmanın etkili olabilmesi için şu şartların gerçekleşmesi aranır[1]:

  • Bir tarafın sözleşme yapma arzusunun oluşmasına etki yapan bir hususta yanılmış olması gerekir.
  • Yanılma konusu husus, yanılan bakımından sözleşmeyi yapması için bir condictio sine qua non teşkil etmelidir.
  • Yanılma konusu saik, karşı tarafça bilinebilir olmalıdır.
  • İş hayatındaki dürüstlük kuralları uyarınca yanılmanın sözleşmenin geçerliliğini etkilemesi haklı kabul edilmelidir.

Örnek olarak, belli bir ile atandığı düşüncesi ile orada ev kiralayan bir kişinin aslında başka bir ile atandığını fark etmesi halinde ilk kira sözleşmesini yanılma hükümleri uyarınca iptal edebileceği – yukarıdaki şartlar karşılandığı ölçüde – kabul edilebilir.

Yanılmaya sebep oluşturan olgunun geçmişe veya şimdiye ilişkin olması mümkündür. Geleceğe ilişkin öngörüde yanılmanın ise gerçekte bir yanılma teşkil edip etmeyeceği tartışmalıdır. Yukarıda verilen bir örneği ele alırsak, belli bir ile atandığı için orda ev kiralayan bir kişinin atandığı ilin sonradan değişmesi halinde yanılma teşkil edip etmeyeceği bu tartışmada varılacak sonuca bağlı olacaktır.

Aşağıda, bu konuda, doktrinde yer alan düşüncelere değinilecektir.

Gelecekteki Olgularda Yanılmanın Temelde Yanılma Oluşturması ile İlgili Görüşler

Bu konuda gerek İsviçre Hukuku[2], gerekse Türk Hukuku’ndaki ağırlıklı görüş uyarınca[3], gelecekte gerçekleşecek olaylar yanılma hükümlerine başvurmaya imkân vermez. Bu halde sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan değişikliklerin sözleşmeye etkisi emprevizyon teorisi ile ilgilidir ve aşırı ifa güçlüğünü düzenleyen TBK 138 uygulama alanı bulur[4]. Zira, bu halde, bir tarafın sözleşme yapma arzusunun oluşmasına etki yapan hususla sözleşmenin yapıldığı andaki gerçek hal arasında fark yoktur.

Diğer bir görüş uyarınca ise, gelecekteki olaylarda yanılma bile, belirli sınırlamalarla, yanılma ile ilgili hükümlerin uygulanmasına imkân verir[5]. Belirtmek gerekir ki, İsviçre Federal Mahkemesi de bu ikinci görüşü kabul etmektedir. Gerçekten de, Federal Mahkeme, öncelikle, gelecekteki olgularda yanılmayı, “önceden öngörülebilir” olma şartıyla kabul etmekteydi[6]. Yani İsviçre Federal Mahkemesi, gelecekteki olgularda yanılma halinde yanılma ile ilgili hükümlerin uygulanmasını kabul ediyordu ama bunu ancak önceden öngörülebilir olgular açısından yapıyordu. Bu kararlar uyarınca, ancak sözleşmenin her iki tarafı da, gelecekte gerçekleşmesi beklenen olguların gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakarlarsa ve bu olgular gerçekleşmezse, yanılma ile ilgili kurallar uygulama alanı bulur. Ancak, İsviçre Federal Mahkemesi daha sonraki kararlarında, doktrinde yer alan görüşleri takip ederek, yanılmanın iki taraflı olmasına gerek olmadığı, tek tarafın yanılmasının da – yani yanılan tarafın gelecekteki belirli bir olayın gerçekleşmesine kesin gözüyle bakmasına rağmen bunun gerçekleşmemesinin de – diğer tarafın bu hususu bilmesi kaydıyla, yanılma hükümlerinin uygulanması açısından yeterli olduğuna karar vermiştir[7]. Yargıtay’ın ise, bu konuda, lehe veya aleyhe bir görüş belirtmediği söylenebilir.

Sonuç

Geleceğe ilişkin öngörüde yanılmanın gerçekte bir yanılma teşkil edip etmeyeceği, hem Türk Doktrininde, hem de İsviçre Doktrininde tartışmalıdır. İsviçre Federal Mahkemesi, bu sonuca, belirli sınırlamalarla cevaz vermekteyse de, Yargıtay’ın bu konuda ne görüşte olduğu, şu an için belirsizliğini korumaktadır.



[1] Kemal OĞUZMAN/Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt: 1, İstanbul 2014, s. 101 vd.

[2] Bu görüşteki yazarlar için bkz. KOCAYUSUFPAŞAOĞLU Necip, Borçlar Hukukuna Giriş, Hukukî İşlem, Sözleşme, İstanbul 2010, s. 403, dn. 32.

[3] Örnek olarak, bkz. OĞUZMAN/ÖZ, s. 105.

[4] Anılan hükme göre; “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.”

[5] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, s. 403; Fikret EREN, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul 2006, s. 353.

[6] Örnek olarak, bkz. ATF 109 II 110; ATF 79 II 275.

[7] Örnek olarak, bkz. ATF 118 II 297; ATF 117 II 218.