Hukuk Muhakemeleri Kanunu Uyarınca İç Tahkim – I

Nisan 2012

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) tahkime ilişkin hükümleri, yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Bu hükümler, milli tahkime ilişkin hükümlerin günümüz tahkim anlayışına ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’na (“MTK”) uygun hale getirilmesi bakımından büyük önem taşır. HMK’nın tahkime ilişkin hükümlerinin MTK’ya uyarlanmasıyla, bu hükümler UNCITRAL Model Kanunu ile de uyumlu hale geldi. Böylece, farklı tahkim kuralları arasındaki çelişkiler önlenmiş oldu.
HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri kapsamlı olduğundan, bölümlere ayrılarak incelenecek ve diğer hükümler önümüzdeki aylardaki makalelerimizde ele alınacaktır.

Genel Olarak

Türk hukukunda milli ve milletlerarası tahkime ilişkin düzenlemeler, iki ayrı kanunda yer alır. Milli tahkime ilişkin düzenlemeler, HMK’nın kabul edilmesinden önce 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (“HUMK”) yer alırdı. Ancak, HUMK’taki tahkim hükümleri ile milletlerarası tahkime uygulanacak hükümler arasında önemli farklılıklar bulunurdu. Bu nedenle, milli tahkim ile milletlerarası tahkimin tabi olduğu kurallar arasında yeknesaklık olması önem taşırdı.

HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri, MTK’ya uyarlandı. Böylece, her iki düzenleme de UNCITRAL Model Kanunu ile uyumlu hale getirildi.

HMK m. 407, HMK’nın tahkime ilişkin hükümlerinin uygulama alanını düzenler. HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri, MTK’nın tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Ayrıca tahkim, sadece tarafların iradesine bağlı olan uyuşmazlıklar hakkında geçerlidir. HMK m. 408 uyarınca, taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Gerçekten de; boşanma, miras, iflas ve iş hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar tahkim yoluyla çözülemez.

HMK m. 410, tahkim yargılamasında mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkemenin tahkim yerindeki bölge adliye mahkemesi olduğunu belirtir. HMK Geçici Madde 3/3 uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasına kadar HUMK’un HMK’ya aykırı olmayan maddeleri uygulanır. MTK’da ise, bu mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu düzenlenir. Bu farklılığın haklı bir gerekçesi yoktur. Bu nedenle, öğretide tıpkı MTK’daki gibi asliye hukuk mahkemelerinin görevli olmasının daha uygun olacağı savunulur.

Tahkim Anlaşması

HMK m. 412, tahkim anlaşmasının tanımı ve şeklini düzenler. Tahkim anlaşması; tarafların sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması konusundaki anlaşmaları olarak tanımlanır. Tahkim anlaşması, ayrı bir sözleşme veya tahkim şartı olarak yapılabilir. Uygulamada tahkim anlaşmasının daha çok taraflar arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir sözleşmenin içinde tahkim şartı şeklinde yapıldığı görülür.

Tahkim anlaşmasının geçerli olması için, yazılı olarak yapılması gerekir. Yazılı şekil bir ispat şartı olmayıp, geçerlilik şartıdır. HMK m. 412/3 uyarınca, tahkim sözleşmesinin taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim sözleşmesinin varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması yeterlidir. Asıl sözleşmenin bir parçası hâline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır. Tahkim sözleşmesinin varlığına ilişkin iddianın, yazılılık koşulunu oldukça esnettiği görülür.

Tahkim anlaşmasının, belirli uyuşmazlıklar hakkında yapılması gerekir. Gerçekten de, belirli bir hukuki ilişkiden doğan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözüleceği kararlaştırılmalıdır. Örneğin, tarafların aralarında doğabilecek tüm uyuşmazlıklardan dolayı tahkim yoluna başvuracakları yönündeki tahkim sözleşmeleri geçerli değildir.

Tahkim anlaşmasının asıl anlaşmanın geçerliliğinden bağımsız olması, HMK ile de kabul edilen bir ilkedir. Ayrılabilirlik doktrini (separability doctrine) uyarınca, tahkim anlaşmasının geçerliliği, asıl sözleşmenin geçerliliğinden bağımsızdır. Böylece, asıl sözleşme herhangi bir sebeple geçersiz olsa bile, tahkim anlaşması geçerliliğini korur. Bu görüş, HMK m. 412/4’te de desteklenir. İlgili hüküm uyarıca, tahkim anlaşmasına karşı asıl sözleşmenin geçerli olmadığı veya tahkim anlaşmasının henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında bulunulamaz.

HMK m. 413/1 uyarınca, geçerli bir tahkim anlaşmasının varlığına rağmen mahkemede dava açılması halinde, davalının uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiğini ilk itiraz olarak ileri sürmesi gerekir. Gerçekten de, ilk itirazları düzenleyen HMK m. 116/1/b uyarınca da, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı ilk itirazlardandır. Bu bağlamda, davalının cevap dilekçesini verdikten veya cevap dilekçesi verme süresini geçirdikten sonra yaptığı tahkim itirazına itibar edilmez. Tahkim ilk itirazı üzerine mahkeme, tahkim anlaşmasının hükümsüz, tesirsiz veya uygulamasının imkânsız olmaması halinde, tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder. Tahkim ilk itirazının süresi içinde ileri sürülmemesi halinde, uyuşmazlık mahkeme huzurunda görülür ve taraflar uyuşmazlığın mahkemede çözülmesine itiraz edemez. Tahkim itirazının ilk itiraz olarak yapılması ve yapılmadığı takdirde bu itirazın daha sonra dinlenmemesi eleştiriye açıktır.

HMK m. 422/1 uyarınca hakemler, tahkim sözleşmesinin mevcut veya geçerli olup olmadığına ilişkin itirazlar da dâhil olmak üzere, kendi yetkileri hakkında karar verebilir. Hakemlerin kendi yetkileri hakkında karar verebilmeleri doktrinde “competence-competence” ilkesi olarak anılır. HMK m. 422/2 uyarınca ise, hakemlerin yetkisizliğine ilişkin itirazın ise, en geç cevap dilekçesinde yapılması gerekir. Tarafların hakemleri seçmiş olmaları veya hakem seçimine katılmış olmaları, hakemlerin yetkisine itiraz etme hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak, hakemlerin yetkisini aştığına ilişkin itirazın derhal ileri sürülmesi gerekir.

Tahkimde Geçici Hukuki Koruma Kararları

HMK m. 414, tahkimde ihtiyati tedbir ve delil tespiti kararlarının verilmesini düzenler. HMK m. 414/1 uyarınca, aksi kararlaştırılmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakemler taraflardan birinin talebi üzerine ihtiyati tedbirin alınmasına veya delil tespitine karar verebilir. “İhtiyati tedbir kararı verilmesi, hakemler tarafından uygun bir teminat verilmesine bağlanabilir. Ancak doktrinde ihtiyati haczin, niteliği itibariyle hakem kurulu tarafından verilecek bir geçici hukuki koruma önlemi olmadığı ve ancak mahkemeden talep edilebileceği ileri sürülür.

HMK m. 414/3, ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurulabilecek halleri düzenler. Bu madde uyarınca, hakemlerin ya da taraflarca görevlendirilecek bir başka kişinin zamanında veya etkin olarak hareket edemeyecek olduğu hâllerde, taraflardan biri ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurabilir. Bu hâller mevcut değil ise mahkemeye başvuru, sadece hakemlerden alınacak izne veya tarafların bu konudaki yazılı sözleşmesine dayanılarak yapılır. Bu düzenleme de eleştiriye açıktır, zira öngörülen usul uygulamada uzun süre alabilir ve çoğu kez gecikilmesinde sakınca olan durumlarda amaca hizmet etmeyebilir.

Hakemlerin Seçiminde Uygulanacak Usul

HMK m. 415, hakem sayısına ilişkin düzenlemeler içerir. Taraflar, hakemlerin sayısı konusunda diledikleri düzenlemeyi benimseyebilir, ancak hakem sayısının tek sayı olması gerekir. İlgili maddenin ikinci fıkrası uyarınca, hakemlerin sayısı taraflarca kararlaştırılmadığı takdirde, üç hakem seçilir.

Hakemlerin seçiminde uygulanacak usul, HMK m. 416’da düzenlenir. Buna göre öncelikle, ancak gerçek kişiler hakem olarak seçilebilir. Tek hakemin seçilmesine karar verilmesine rağmen tarafların hakem seçiminde anlaşamamaları durumunda hakem, mahkeme tarafından seçilir. Üç hakem seçilecekse, taraflardan her biri bir hakem seçer ve bu hakemler üçüncü hakemi belirler. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapar. Taraflardan birinin, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde hakemini seçmemesi veya tarafların seçtiği iki hakemin seçilmelerinden sonraki bir ay içinde üçüncü hakemi belirlememeleri durumunda, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır.Görüldüğü gibi, hakemlerin taraflarca seçilememesi durumunda, tahkim prosedürünün tıkanmaması için mahkeme tarafından seçilmeleri konusunda düzenlemeler benimsenir.

HMK m. 416/1/d, hakemlerin niteliğiyle ilgili bir düzenleme getirir. Buna göre, hakemlerin birden fazla kişiden oluşması halinde, en az birinin kendi alanında beş yıl ve daha fazla kıdeme sahip olan bir hukukçu olması gerekir. Böylece, hakemlerin nitelikli kişiler arasından seçilmesi sağlanır.

HMK m. 416/2 uyarınca, hakem seçimi konusundaki uyuşmazlıklar mahkemelerce karara bağlanır. Bu kararlara karşı temyiz yolu kapalıdır. HMK m. 421 ise, hakemlerden herhangi birinin görevinin sona ermesi halinde, yeni hakemin de aynı usul uygulanarak seçileceğini düzenler. Bir veya birden fazla hakemin seçilmesi için geçen süre, tahkim süresinden sayılmaz.

Sonuç

HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri, UNCITRAL Model Kanunu ve MTK dikkate alınarak hazırlandı. Böylece, MTK ile HMK’nın tahkime ilişkin düzenlemeleri, birbiriyle uyumlu hale getirildi. Bu gelişme, milli ve milletlerarası tahkime ilişkin kuralların yeknesaklaşması açısından oldukça olumludur.

MTK ile HMK arasındaki önemli benzerlikler nedeniyle, milli tahkim ile milletlerarası tahkime ilişkin hükümlerin tek bir kanunda düzenlenmesi uygun olur. Böylece, söz konusu kanunların uygulama alanı bakımından ortaya çıkabilecek karışıklıklar da önlenebilir.