Hukuk Muhakemeleri Kanunu Uyarınca İç Tahkim – II

Mayıs 2012

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) tahkime ilişkin hükümlerinin bir bölümü, geçen ayki yazımızda incelendi. Bu ayki yazımızda, söz konusu hükümlerin incelenmesine devam ediyor ve HMK m. 417 ve devamı maddelerini ele alıyoruz. 

Hakemlerin Çekinmesi veya Reddi

Hakemler de tıpkı hâkimler gibi yargılama faaliyetinde önemli rol oynar. Bu nedenle, tahkim yargılamasında hakemlerin tarafsız ve bağımsızlığı büyük önem taşır. HMK m. 417/1 uyarınca hakem, hakemlik görevini kabul etmeden önce tarafsızlık ve bağımsızlığından şüphe etmeyi haklı gösteren durum ve koşulları açıklamak zorundadır. Böyle bir durumun daha sonra ortaya çıkması halinde de, bu durum gecikmeksizin taraflara bildirilir.

Hakemlerin reddi ise, HMK m. 417/2 uyarınca, ancak hakemin taraflarca kararlaştırılan niteliklere sahip olmadığı, taraflarca kararlaştırılan tahkim usulünde öngörülen bir ret sebebi mevcut bulunduğu veya tarafsızlığından şüphe edilmeyi haklı gösteren durum ve koşullar gerçekleştiği takdirde mümkündür.

HMK m. 418, hakemin reddi usulünü detaylı olarak düzenler. Taraflar, hakemin reddi usulünü serbestçe kararlaştırabilirler. Hakemi reddetmek isteyen tarafın, hakemin veya hakem kurulunun seçiminden veya ret sebebini öğrenmesinden itibaren iki hafta içinde ret talebinde bulunması ve talebini karşı tarafa yazılı olarak bildirmesi gerekir. Hakemin çekilmemesi veya diğer tarafın reddi kabul etmemesi hâlinde, hakem kurulu ret talebi konusunda karar verir.
Hakemlerin sorumluluğu, HMK m. 419’da düzenlenir. Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, tahkim yargılamasında görevi kabul eden hakem haklı bir neden olmaksızın görevini yerine getirmekten kaçındığı takdirde, tarafların bu nedenle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Söz konusu madde ile hakemlerin sorumluluğunun sınırlandırıldığı görülür.

Dava Açılması ve Yargılama

Tahkimde dava açılması ve yargılamaya ilişkin hükümler, HMK m. 423 ve devamı maddelerinde yer alır. HMK m. 423, tahkim yargılamasına hâkim olan iki temel ilkeyi düzenler. Bunlar, tarafların eşit hak ve yetkiye sahip olmaları ve hukuki dinlenilme hakkıdır. Taraflar tahkime uygulanacak usul kurallarını belirlemekte kural olarak serbesttirler, ancak bu temel ilkelerin aksi kararlaştırılamaz; hakemlerin de bu ilkelere uyması gerekir.

Taraflar, hakemler tarafından uygulanacak usule ilişkin kuralları, HMK’nın tahkime ilişkin kısmındaki emredici hükümler saklı kalmak kaydıyla serbestçe kararlaştırabilirler. Taraflarca kararlaştırılmadığı takdirde ise tahkim, hakemler tarafından HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri gözetilerek yürütülür.

HMK m. 425 uyarınca tahkim yeri, taraflarca veya onların seçtiği bir tahkim kurumunca serbestçe kararlaştırılabilir. Bu konuda bir anlaşma yoksa tahkim yeri, hakem veya hakem kurulunca olayın özelliklerine göre belirlenir. Ancak hakemler, önceden taraflara bildirmek koşuluyla tahkim yeri dışında da toplanabilir ve bazı usuli işlemleri yapabilir.
Tahkim davasının açıldığı tarih bakımından HMK m. 426 çeşitli durumlara göre farklı düzenlemeler getirir. Bu madde uyarınca tahkim davası, hakemlerin seçimi için mahkemeye veya tarafların sözleşmesine göre hakem seçecek olan kişi, kurum veya kuruluşa başvurulması ve eğer sözleşmeye göre hakemlerin seçimi iki tarafa ait ise davacının hakemini seçip kendi hakemini seçmesini diğer tarafa bildirmesi ile açılmış sayılır. Ayrıca, tahkim sözleşmesinde hakemlerin ad ve soyadları belirtilmiş ise tahkim davası uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi talebinin karşı tarafça alındığı tarihte açılmış sayılır. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, taraflardan birinin, mahkemeden ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı alması halinde, iki hafta içinde tahkim davasını açması gerekir. Aksi hâlde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kendiliğinden ortadan kalkar. Bu kararlar geçici nitelikli olduğundan, davanın açılması için kısa bir süre öngörülür.
Tahkimin hızlı işleyen bir uyuşmazlık çözüm yolu olması, HMK m. 427’de yansımasını bulur. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, bir hakemin görev yapacağı davalarda hakemin seçildiği, birden çok hakemin görev yapacağı davalarda ise hakem kurulunun ilk toplantı tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde, hakem veya hakem kurulunca esas hakkında karar verilir. Tahkim süresinin tarafların anlaşması üzerine veya anlaşma sağlanamazsa mahkemece uzatılması mümkündür.

Tahkim yargılamasında dava ve cevap dilekçesi, HMK m. 428 uyarınca, taraflarca kararlaştırılan veya hakem tarafından verilecek süre içinde sunulur. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, iddia ve savunmalar değiştirilebilir ve genişletilebilir. Hakemler, işlemin gecikerek yapılmış olduğunu veya diğer taraf için haksız bir şekilde büyük zorluk yarattığını ve diğer durum ve koşulları dikkate alarak, böyle bir değişiklik veya genişletmeye izin vermeyebilir. Böylece, tahkim yargılamasını uzatmaya yönelik çabalara karşı gerekli önlemler alınabilir. HMK m. 429 uyarınca hakemler, yargılamanın dosya üzerinden veya duruşmalı olarak yapılmasına karar verebilir.

Davacının geçerli bir neden göstermeksizin dava dilekçesini süresi içinde vermemesi, dava dilekçesinin usulüne uygun olmaması ve eksikliğin verilen sürede giderilmemesi halinde, HMK m. 430/1-a uyarınca tahkim yargılamasına son verilir. Davalının cevap dilekçesi vermemesi halinde ise, bu durum ikrar veya davanın kabulü olarak değerlendirilmez ve yargılamaya devam edilir.

HMK m. 431 uyarınca hakemler, belirledikleri konular hakkında rapor vermek üzere bilirkişi seçimine, tarafların bilirkişiye gerekli açıklamaları yapmalarına, gerekli belgeleri vermelerine ve keşif yapılmasına karar verebilir. Bilirkişiler, taraflardan birinin talebi veya hakemlerin gerekli görmesi halinde, rapor sunduktan sonra duruşmaya katılabilir. Bu duruşmada tarafların bilirkişilere soru sorması ve kendi seçtikleri özel bilirkişileri dinletmesi mümkündür. HMK m. 432 uyarınca, taraflardan biri hakemlerin onayı ile delillerin toplanmasında mahkemeden yardım isteyebilir.

Yargılamanın Sona Ermesi ve Hakem Kararı

HMK m. 435, tahkim yargılamasının sona ermesini düzenler. Tahkim yargılaması, nihai hakem kararının verilmesi veya yine maddede sayılan hallerden birinin gerçekleşmesiyle sona erer. HMK m. 433 uyarınca, taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, hakem kurulu oy çokluğuyla da karar verebilir. Yargılama usulü ile ilgili konularda, taraflar veya hakem kurulunun diğer üyelerinin yetki vermeleri halinde, hakem kurulu başkanı tek başına karar verebilir.

Hakemlerin hakkaniyet ve nesafet kurallarına göre veya dostane çözüm yoluyla karar verebilmeleri, ancak tarafların açıkça yetkili kılmış olmaları şartına bağlıdır.

Tahkim yargılaması devam ederken tarafların sulh olması halinde, HMK m. 434 uyarınca, tahkim yargılamasına son verilir. Tarafların talebi, ahlâka veya kamu düzenine aykırı değilse ya da tahkime elverişli olan bir konuya ilişkin ise sulh, hakem kararı olarak saptanır.

HMK m. 436, hakem kararında bulunması gereken unsurları düzenler. Bunlardan, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi, bir sıra numarası altında açık ve kesin bir biçimde taraflara yüklenen hak ve borçlar ile yargılama giderleri ve karara karşı iptal davası açılabileceği ve süresi maddeleri dikkat çekicidir.

HMK m. 437 uyarınca, daha farklı bir süre öngörülmemişse taraflar, hakem kararının kendisine bildirilmesinde
n itibaren iki hafta içinde, hakem kararında bulunan hesap, yazı ve benzeri maddi hataların düzeltilmesini veya karara ilişkin belirli bir konunun veya kararın bir bölümünün tavzihini isteyebilir.

Yargılama Giderleri

Tahkimde yargılama giderleri, HMK m. 441’de sayılan kalemlerden oluşur. HMK m. 442/1 uyarınca hakemler, tarafların her birinden yargılama giderleri için gereken hâllerde avans yatırılmasını isteyebilir. Aksi kararlaştırılmadıkça, bu avans taraflarca eşit miktarda ödenir. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça yargılama giderleri haksız çıkan tarafa yüklenir. Davada her iki taraf da kısmen haklı çıkarsa, yargılama giderleri haklılık durumuna göre taraflar arasında paylaştırılır. Hakem veya hakem kurulunun yargılamayı sona erdiren veya taraflar arasındaki sulhü tespit eden kararında da yargılama giderleri gösterilir.

Hakem Kararına Karşı Kanun Yolları

Hakem kararına karşı başvurulacak yegane kanun yolu iptal davasıdır ve HMK m. 439’da düzenlenir. İptal davası, tahkim yerindeki mahkemede açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. İptal davası açılabilecek haller, maddenin ikinci fıkrasında sınırlı olarak sayılır. Tahkimin niteliği gereği iptal davasında, hakemlerin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı incelenmez. İptal davası, bir ay içinde açılabilir ve davaya bakan mahkeme aksine karar vermedikçe, dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır.

İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, aynı maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz.

Olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın iadesine ilişkin hükümler, HMK m. 443 uyarınca, niteliğine uygun düştükçe tahkimde de uygulanır.

Sonuç

HMK’nın tahkime ilişkin hükümlerinin güncel tahkim uygulamalarını dikkate alarak, bağımsız, tarafsız ve hızlı bir yargılama hedeflediği görülür. Hakem kararlarına karşı sadece sınırlı sayıda iptal nedeni öngörülmesi de hakem kararlarına olan güveni arttırır.

HMK’da yer alan hükümler büyük ölçüde 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’ndan (“MTK”) da esinlenerek hazırlanmasına karşın, MTK’dan farklı olarak HMK’da görev belgesine yer verilmemesi eleştirilebilir. Görev belgesi, bir yandan taraflar arasındaki tahkim anlaşmasını teyit etmesi, diğer yandan da, tahkimde izlenecek usule ilişkin konularda tarafların anlaşmasını yansıtması açısından önemli bir görev yapar.

Geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi MTK ile HMK arasındaki önemli benzerlikler nedeniyle, milli tahkim ile milletlerarası tahkime ilişkin hükümlerin tek bir kanunda düzenlenmesi ve farklı kanunların uygulama alanı bakımından ortaya çıkabilecek karışıklıkların önlenmesi uygun olur.