İş Hukukunda İbra Sözleşmeleri

Kasım 2010

İbra, alacak ve borcu doğrudan doğruya ve kesin olarak ortadan kaldırmaktadır. Tam ibrada borcun tamamı, kısmi ibrada ise borcun ibra edilen kısmı sona ermektedir. Bunun sonucu olarak da, borçlu borcundan kısmen ya da tamamen kurtulmaktadır.

İbra sözleşmesi, İş Kanunu ve Borçlar Kanununda düzenlenmediği halde özellikle iş hukuku uygulamasında önemli bir yere sahiptir. İbra sözleşmesi, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay uygulamasında borcu sona erdiren hallerden birisi olarak kabul edilmektedir.

Yargıtayca ibranın tam bir tanımı yapılmaksızın daha çok hakkı ortadan kaldıran bir belge olduğu üzerinde durulmuştur. Uygulamada ibraname, ibra belgesi, ibra senedi, ibra sözleşmesi gibi çeşitli adlarla düzenlenmekte, ancak içerik olarak bazen bir başka sözleşme, feragat, sulh sözleşmesi, menfi borç ikrarı veya bir ödeme makbuzu niteliğini taşımaktadır.
İş hukuku açısından gerçek bir ihtiyaca cevap verdiği tartışmasız olan ibra sözleşmesinin kanunlarda düzenlenmeyişi önemli bir eksikliktir. Bu eksik­lik zorunlu olarak içtihatlarla doldurulmaya çalışılmıştır.

İş hukuku uygulama­sında ibranın yaygın olarak başvurulan bir yol olduğu söylenebilir. Daha çok ibraname olarak adlandırılmakta ve işçinin tek taraflı olarak imzalayıp işverene verdiği bir belge şeklinde düzenlenmektedir.
Yargıtay’ın tutarlı görüşüne göre, işçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun tatmin edilemeyen sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine iş hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.

İbra sözleşmesinin etki alanı geçmişteki bir döneme aittir. Diğer bir de­yişle, bu belgeler hukuki nitelikleri yönünden geçmişe yönelmişlerdir. Gele­cekteki bir hak ibra sözleşmesinin konusuna girmemektedir. Buna göre ilerde ortaya çıkacak olan bir alacakla ilgili olarak şimdiden bir ibra sözleşmesi dü­zenlenmesi olanaksızdır.

İş hukukunda işçiyi koruma ilkesinin bir yansıması olarak, hizmet akdi­nin devamı sırasında alınan ibranamelerin geçersiz olduğu kabul edilmektedir.

Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadına göre, hizmetin devamı sırasında alınmış bulunan ibra belgesi sonradan doğmuş olan işçilik haklarını hükümden düşür­mez. Bu bakımdan tarafların bu yönle ilgili delilleri üzerinde durmak, delilleri karşılaştırmak ve değerlendirmekle varılacak sonuca göre karar vermek gere­kir.

Yine Yargıtay’ın yakın zamanda vermiş olduğu bir karara göre, iş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir, işçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.

İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu yönünde Yargıtay uygulaması istikrar kazanmıştır.

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz etkisinde olduğu kabul edilmektedir.

Son olarak miktar içermeyen ibra sözleşmelerinin borcu sona erdiren etkisi üzerinde durulmalıdır. Yargıtay, tacirler arasında düzenlenen ibra sözleşmesinin açık ve kesin olması yanında hangi borçla ilgili olduğunun belirlenmesi gerektiğini kabul etmekle birlikte, miktar içermemesini geçersizlik nedeni olarak saymamıştır. Ancak iş hukukunda sorununun benzer şekilde çözümü mümkün olmaz. Geçimini emeği ile sağlayan bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmeyeceği varsayımından yola çıkıldığında, miktar içermeyen ibranameye değer verilmesi doğru olmaz. İş hukukunda işçi lehine yorum ilkesi de bunu gerektirir. Yargıtay’ın daha önceki kararlarında da miktar içermeyen ibranameye değer verilmemektedir.

İbranamenin gerçeği yansıtmadığı itirazı karşısında işverence ibranamenin doğruluğunun yazılı delille kanıtlanması gerekir. Aksi halde ibranamenin geçerliliği kanıtlanamadığından işçi, miktarı gösterilmeyen hakları kazanır.

Netice itibariyle, iş hukukunda işçinin daima korunması ve bununla bağlantılı olarak, ibra sözleşmelerin Yargıtayca tutarlı biçimde dar yorumlanması karşısında, ibraname tanzim edilirken işverenlerin özellikle dikkat etmesi gereken birkaç husus aşağıda sıralanmıştır:

  • İbranamelerin tamamının işçinin kendi eli ürünü olması yani işçinin el yazısı ile yazması; daktilo, bilgisayar çıktısı veya bir başkasının el yazısı ile yazılmış ibranamelerde veya matbu basılı ibranamelerde “tarih, miktar, ad-soyadın” mutlaka ibra eden işçi tarafından doldurulması ve ibraname metni ile imza arasında boşluk bırakılmaması gerekir.
  • İbra edilen alacakların, nelerden ibaret olduğu çok açık biçimde ibranamede yer almalı, ibraya konu olmayan kalemlere kesinlikle yer verilmemelidir. Uygulamada çelişki olarak kabul edilen ve neticede ibranın geçersizliğine sebebiyet verebilecek, istifa eden bir işçiye düzenlenen ibranamede “kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarımı aldım” gibi ibarelere yer verilmemelidir.
  • İşçinin hizmetinden doğan alacak taleplerine (ücret, fazla mesai, ikramiye, izin ücreti, sosyal yardım vs.) ilişkin alınmış bir ibranamede miktar mutlaka belirtilmelidir.
  • İşçi kendisine işveren tarafından ödenmek istenen haklarını almak istemez ise, işçinin maaşının yatırıldığı banka hesabına iş ilişkisinin sona erdiği tarihte, bu hak ve alacaklar havale edilmeli veya PTT vasıtası ile adreste ödemeli olarak gönderilmelidir.