Ercüment Erdem Av. Özgür Kocabaşoğlu

İşçinin Rekabet Yasağı: Rekabet Yasağının Yer, Zaman, Konu Bakımından Sınırlanması ve Hakimin Sınırlama Yetkisi

Kasım 2017

Giriş

İşçinin rekabet özgürlüğünü ve ekonomik geleceğini sınırlandıran,[1] işçi ve işverenler arasındaki rekabet yasağı sözleşmesine ilişkin düzenlemeler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 444 ila 447 nci maddelerinde yer alır. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi TBK madde 444’de yer alan koşullara tabidir. Söz konusu koşullar olan işçinin fiil ehliyetinin olması, sözleşmenin yazılı olarak yapılması, işverenin korunmaya değer haklı menfaatinin varlığı mevcut değilse veya işçinin, işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işyerinde yapılan işler hakkında bilgi edinme olanağı veya işverene önemli bir zarar verme ihtimali bulunmuyorsa, yapılan sözleşme butlan yaptırımına tabi olup, geçersizdir[2]. Kanun’un öngördüğü geçerlilik koşullarının ispat yükü Medeni Kanun madde 6 uyarınca işverene aittir[3].

Buna ek olarak TBK madde 445/1 uyarınca rekabet yasağı sözleşmesiyle işçi için getirilecek rekabet etmeme borcunun yer, zaman ve yasak kapsamındaki işlerinin türü bakımından sınırlı olarak kararlaştırılması gerekir. Aksi halde TBK madde 445/2, hakime kapsamı veya süresi bakımından aşırı rekabet yasaklarını sınırlandırma yetkisi tanınır;

“Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun bir biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı ve süresi bakımından sınırlayabilir.”

Yargıtay’a göre rekabet yasakları ile ilgili olarak yer ve işin türü bakımından sınırlandırılmış olmadıkça rekabet yasağı geçerli olmaz ve sınırlamaların işin ve hatta işçinin niteliğine göre belirlenmesi gerekir. Yargıtay’ın bu bağlamda TBK madde 445/2 uygulaması ise değişkenlik gösterir. Aşağıda hakime tanınan bu sınırlama yetkisine ilişkin Yargıtay kararları ele alınacaktır.

818 Sayılı Kanun Döneminde Sona Eren Sözleşmeler Bakımından Yargıtay Uygulaması

Öncelikle, önemle belirtilmelidir ki Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre TBK yürürlüğe girmeden önce sona eren iş sözleşmelerinde yer alan rekabet yasaklarına 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 349. maddesi uygulanır.  Bu hüküm kapsamında Yargıtay, önüne gelen bir uyuşmazlıkta taraflar arasında imzalanan sözleşmede sözleşmenin sona ermesinden itibaren çalışanın iki yıllık bir süre boyunca belirlenen üç bölgede, işveren şirketin iştigal konusu alanında herhangi bir iş veya faaliyetle iştigal etmeyeceğini belirten rekabet yasağını; coğrafi alan sınırlamasının, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsamasından dolayı geçersiz saymıştır[4]. Her ne kadar belirtilen Yargıtay kararlarındaki karşı oylarda 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması ve hakimin takdir yetkisini kullanarak sözleşmeyi ayakta tutabileceği belirtilse de, Yargıtay’ın bu yöndeki uygulaması tutarlı gözükmektedir. Sonuç olarak 818 sayılı Borçlar Kanununda TBK madde 445/2 de düzenlendiği gibi hakimin sözleşmeye müdahalesine izin veren bir düzenlemenin yer almaması sebebiyle, kanuna aykırı (coğrafi alan sınırlaması işçinin ekonomik mahvına yol açacak şekilde geniş bir alanı kapsayan) rekabet yasaklarının yaptırımı sözleşmenin geçersiz hale gelmesidir.

TBK Yürürlük Tarihinden Sonra Sona Eren Sözleşmeler Bakımından Yargıtay Uygulaması

Rekabet Yasağını Geçersiz Sayan Yargıtay Kararları

Yargıtay’ın TBK dönemindeki rekabet yasağı içeren sözleşmeler ile ilgili olarak, TBK madde 445/2 nin uygulanmasına ilişkin, verdiği kararlar değişkenlik gösterir. Yargıtay bazı kararlarında, taraflar arasındaki sözleşmede rekabet yasağının sınırlarının Türkiye Cumhuriyeti olarak belirlenmesini, TBK madde 445/1’e aykırı bularak, belli bir bölge belirlenmemiş olarak değerlendirdi ve bu yüzden sözleşme hükmünün Anayasa’da koruma altına alınan çalışma özgürlüğüne aykırı olmasından bahisle rekabet yasağını geçersiz kabul etti[5]. Söz konusu kararda belirtilen karşı oyda ise rekabet yasağı sözleşmesinin tüm Türkiye'yi kapsaması doğru değil ise de, sırf sözleşmede çok geniş bir coğrafi bölge alınmış olmasını gerekçe göstererek, sözleşmenin aynı il, hatta aynı muhit yönünden dahi geçersiz olduğunu ileri sürmenin sözleşme ekonomisi ve sözleşmeyi ayakta tutma ilkesine ve taraf iradelerine açık aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir. Ancak 11. Hukuk Dairesi bahsi geçen kararında TBK madde 445/2’den hiç bahsetmeyerek, kararını çalışma özgürlüğüne ilişkin anayasal gerekçelere dayandırdı.

Hakimin Rekabet Yasağını Ayakta Tutacak Şekilde Sınırlandırabilmesi Görüşünü Benimseyen Yargıtay Kararları

Yargıtay birçok kararında, TBK’nın rekabet yasağına dair 445. maddesinin 2. fıkrasında hâkimin, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceğinin vurgusunu yapar[6]. Bu açıdan Yargıtay sınırlamanın geniş olarak yapıldığı rekabet yasağı sözleşmelerinde TBK madde 445/2 uyarınca değerlendirme yapılmadan rekabet yasağının geçersiz kabul edilmesini isabetsiz bulur. Örneğin rekabet yasağı açısından 5 senelik zaman sınırlaması öngören bir sözleşmede Yargıtay bu sözleşmeyi kelepçeleme sözleşmesi olarak nitelendiren ilk derece mahkemesini isabetsiz bulmuş, bu sürenin TBK madde 445 bağlamında hakim tarafından sınırlandırılabileceği kanaatine varmıştır[7]. Kararı veren Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı ve süresi bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığını ve hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceğini belirtir.

Sınırlamaların hiç yapılmadığı rekabet yasağı sözleşmeleri açısından da Yargıtay’ın kararları değişkenlik göstermektedir. Sınırlamaya yer verilmeyen bir rekabet etmeme sözleşmesinin geçerliliğinin değerlendirildiği bir kararında Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi konuyu aşağıdaki şekilde irdelemiştir:

“… Ülke sınırları içinde rekabet etmeme yönünden öngörülen düzenlemelere geçerlilik tanınmamış ise de, il sınırları ya da belli bir bölge ile sınırlandırma işin niteliğine göre yerinde görülebilir. Somut olayda davacı ile davalı arasında rekabet yasağını düzenleyen sözleşme hükümleri ile rekabet yasağına atıf yapan hükümler değerlendirildiğinde; mahkemece rekabet sözleşmesinde rekabet yasağı süresinin bir yıl olarak belirlendiği ancak mahal ve iş türü bakımından sınırlama yapılmamış olması sözleşmenin geçersizliği sebebi olarak benimsenmiş ve davanın reddine karar verilmiştir. Ancak sözleşmede yer alan düzenlemeye göre, davalı işçinin, davacı şirket ile aynı konuda faaliyet gösteren başka şirket ve kurumlarda sözleşme konusuyla aynı içerikte faaliyet gösteremeyeceği ifade edilmiş, rekabet yasağının sektörel olduğu, şirketin zararı olup olmadığına bakılmaksızın rekabet yasağına aykırılık halinde cezai şartın ödenmesi öngörülmüştür. Davalı, davacı şirkette... İli sınırları içinde satış yönetici olarak çalışırken, yeni işe başladığı şirkette de satış müfettişi sıfatıyla çalışmakta ve çalışma sahası da.... İli ... İlçesi olarak öngörülmüştür. Her nekadar rekabet yasağı sözleşmesinde mahal yönünden açık bir sınırlama yapılmamış ise de, davalının aynı il sınırları içinde, aynı sektörde ve aynı sıfatla başka bir şirkette çalıştığı ortadadır. Ayrıca, davacı şirkette satış yöneticisi konumunda olan davalının, davacı şirketin müşteri çevresi hakkında bilgi edindiği ve bu bilgilerin kullanımının davacı şirket aleyhine zarar doğurabilecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.”[8]

Dolayısıyla Yargıtay’ın uygulaması somut olayın özelliklerinden işçinin işverenin bölgesi içerisinde, faaliyet alanında ve aynı görev ile başka bir işveren ile çalışması halinde sınırlama yapılmasa dahi hakimin bu yönde takdir yetkisini kullanarak rekabet yasağını ayakta tutabileceği yönündedir. Buna ek olarak Yargıtay bu yönde verdiği bir başka kararında TBK madde 445/2’nin diğer hükümlere nazaran özel hüküm niteliğinde olması gerekçesine de dayanmıştır:

Bu maddenin temelinde rekabet yasağı sözleşmesinde kanunda öngörülen sınırlamaları aşan hükümler öngörülmüş ise hakimin MK'nın 4. maddesi gereği hakkaniyet ölçüsünü de gözeterek aşırı kaydı “yasal ya da uygun seviyeye” indirmesi düşüncesinin yattığı söylenebilir. BK. 445 hükmünün, BK 27/1 ve MK'nın 23/2. hükümleri karşısında özel norm sayılıp, bu sebeple de bu maddelere aykırılığın yaptırımı olan kesin hükümsüzlük yaptırımı uygulanmamalıdır. Tüm bu yapılan açıklamalar çerçevesinde her ne kadar mahkemece, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan “Tüm Dünya” ibaresinin yaptırımının kesin hükümsüzlük olduğu kabul edilmiş ise de BK. 445/1 ve 2. maddesi hükmü nazara alındığında hakime, rekabet yasağı sözleşmesindeki aşırı hükümlere karşı sözleşmeyi ayakta tutacak önlemleri alma ve sözleşmeye müdahale etme imkanı tanınmış olup, somut uyuşmazlıkta rekabet yasağı konusunda tarafların iradeleri birleştiğinden anılan sözleşmede kesin hükümsüzlük-butlan hali bulunmayıp hakimin müdahalesi ile giderilebilecek hükümsüzlük hali bulunmaktadır.”[9]

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi aynı doğrultuda verdiği bir diğer kararında, TBK madde 445/1 hükmü ile rekabet yasakları için yer ve zaman sınırlaması öngörüldüğünü, maddenin ikinci fıkrasında ise bu sınırlamaların aşırı nitelikte olması halinde hakimin rekabet yasağı hükümlerini, kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceğini vurgular[10]. 11. Hukuk Dairesi bu kararında davalının, davacı işveren ile ilişkisini sonlandırdıktan sonra, davacı işveren ile aynı ilde faaliyet gösteren rakip işletmede işe başlamış bulunmasını dikkate alarak, davalının çok geniş bir coğrafi alanı kapsadığı gerekçesiyle sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesinin Medeni Kanun’un 2. maddesine aykırılık teşkil edeceğine hükmetmiştir. Bir başka deyişle Yargıtay somut olayda işçi tarafından rekabet sözleşmesinin geçersizliğinin ileriye sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilebileceği hallerde hakimin TBK. madde 445/2’deki sınırlandırma yetkisini kullanarak rekabet yasağını ayakta tutabileceğini kabul etmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, uyuşmazlığa konu olan iş sözleşmesi TBK döneminde sona erdiyse, rekabet yasağının sınırlanması hususunda verilen Yargıtay kararlarının çoğunluğu, gerek sözleşmede geniş sınırlama yapıldığı hallerde gerek ise hiç sınırlama yapılmadığı hallerde TBK madde 445/2’nin uygulama alanı bularak hakimin takdir yetkisini kullanabileceği yönündedir. Yargıtay bu değerlendirmeyi yaparken muhtelif gerekçelere dayanmakla birlikte genelde somut olayın özelliklerini göz önünde bulundurur;  işçinin işverenin bölgesi içerisinde, faaliyet alanında ve aynı görev ile başka bir işveren ile çalışması halinde sınırlama yapılmasa dahi hakimin bu yönde takdir yetkisini kullanabileceğine hükmetmektedir. Ancak sözleşmede rekabet yasağına ilişkin çok geniş bir sınırlama yapılması halinde rekabet yasağının Anayasa ile koruma altına alınan çalışma özgürlüğünü ihlal etmesi sebebiyle geçersiz sayılacağını belirten, TBK madde 445/2 hükmü uyarınca, hakimin aşırı nitelikte sınırlandırma içeren rekabet yasağını uyarlama yetkisini dikkate almayan aksi yönde bir kararı bulunur. 818 sayılı Kanun döneminde sona eren iş sözleşmeleri açısından ise Yargıtay’ın yerleşik içtihadı bu sözleşmeler gereği gibi sınırlandırılmadıysa hakimin takdir yetkisini kullanarak rekabet yasağını sınırlandırıp sözleşmesel bu düzenlemeyi ayakta tutamayacağı, söz konusu düzenlemenin geçersiz sayılacağı yönündedir.

[1] Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Ankara 2015, s.567.

[2] Süzek, Sarper: “Yeni Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde İşçinin Rekabet Etmeme Borcu”, İÜHFM

C.LXXII, S.2 s. 457-468, 2014, s.462.

[3] Süzek, Sarper: “Yeni Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde İşçinin Rekabet Etmeme Borcu”, İÜHFM

C.LXXII, S.2 s. 457-468, 2014, s.462.

[4] Bkz. Yargıtay 11. HD., T. 16.3.2017 , E.  2016/2751, K. 2017/1589 , http://www.kazanci.com.tr/

(Erişim Tarihi: 23.11.2017).

[5] Bkz. Yargıtay 11. HD., T. 14.5.2015, E.  2015/1789,  K. 2015/ 6904, http://www.kazanci.com.tr/

(Erişim Tarihi: 23.11.2017).

[6] Örnek olarak bkz. Yargıtay 11. HD., T. 10.5.2017, E. 2015/15290, K. 2017/2808 ; Yargıtay 11. HD., T.

19.4.2017, E. 2015/ 14741,  K. 2017/2261 ; Yargıtay 11. HD., T. 17.11.2016, E.  2015/12799, K. 

2016/8956 ; Yargıtay 11. HD., T. 16.6.2016, E. 2015/12450, K. 2016/6672; Yargıtay 11. HD., T.

30.3.2016,  E. 2015/8396, K. 2016/3470 ; Yargıtay 11. HD., T. 1.3.2016; E. 2015/1658, K. 2016/2244;

Yargıtay 11. HD., T. 22.2.2016,  E. 2015/7354, K. 2016/1838 http://www.kazanci.com.tr/ ( Erişim

Tarihi: 23.11.2017).

[7] Bkz. Yargıtay 11. HD., T. 19.4.2017, E. 2015/ 14741, K. 2017/2261 ,http://www.kazanci.com.tr/

(Erişim Tarihi: 23.11.2017).

[8] Bkz. Yargıtay, T. 30.3.2016, 11. HD. , E. 2015/8396, K. 2016/3470 , http://www.kazanci.com.tr/

(Erişim Tarihi: 23.11.2017).

[9] Bkz. Yargıtay 11. HD., T. 16.6.2016, E. 2015/12450, K. 2016/6672  ,  http://www.kazanci.com.tr/

(Erişim Tarihi: 23.11.2017).

[10] Bkz. Yargıtay 11. HD., T. 22.2.2016, E. 2015/7354,  K. 2016/1838 , https://www.lexpera.com.tr

(Erişim Tarihi: 24.11.2017).