Ercüment Erdem Av. Alper Uzun

Islah Müessesesi ile İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Önemli Bir Kararı

Aralık 2019

Islah Nedir?

Islah, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 176. ve devamı maddeleri ile düzenlenen, yargılama sırasında tarafların yapmış olduğu usuli işlemleri tamamen veya kısmen düzeltmelerine imkân veren bir yoldur. Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının da bir istisnasıdır. Islah ile yargılama sırasında usuli eksiklik veya hatalar nedeniyle ortaya çıkabilecek hak kayıplarının önlenebilir.

Islah bir tek taraflı irade beyanıdır. Dolayısıyla karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne gerek bulunmamaktadır. Islahın bu fonksiyonu nedeniyle, hangi durumlarda ıslah yoluna başvurulabileceği veya ıslahın ne kapsamda yapılabileceği konusunda tartışmalar ortaya çıkabilmektedir. Bu tartışmalardan birisi de, davanın açıldığı zaman talep edilmeyen bir hakkın (örneğin, bir alacak kaleminin) ıslah ile daha sonra talep edilip edilemeyeceğidir.

Konuyla İlgili Farklı Görüşler

İşçilik alacaklarından kaynaklanan bir davada, davacı dava dilekçesinde ıslah talebinde bulunmamış, dosyada bilirkişi raporu alındıktan sonra ıslah yolu ile diğer alacaklarına ilişkin taleplerini yükseltirken ihbar tazminatı talebinde de bulunmuştur. Mahkemece bu talepler kabul edilmiş ancak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, dava dilekçesinde ihbar tazminatına ilişkin talep bulunmadığı, bilirkişi raporu ibrazından sonra ıslah dilekçesinde ihbar tazminatına yer verildiği, bu şekilde yapılan ıslahın davanın tümden ıslahı anlamına gelemeyeceği, ıslah harcı ile birlikte başvuru harcının da yatırılması gerektiği, dolayısıyla ıslah dilekçesinin bir “ek dava dilekçesi” olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle yerel mahkemenin ihbar tazminatının kabulüne dair olan kararını bozmuştur.[1]

Bozma kararı sonrası dosyayı yeniden ele alan yerel mahkeme, HMK’nın 181. Maddesi uyarınca kısmi ıslah yapmanın mümkün olduğunu, davacının dava açarken talep etmeyi unuttuğu veya sonradan talep etme ihtiyacı hissettiği taleplerini ıslah dilekçesiyle davasına ekleyebileceğini, davacının ek dava açmaya zorlanmasının usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğunu, ıslah ile yeni talep eklenmesi durumunda başvuru harcı yatırılmasına gerek olmadığını, bu görüşte Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin görüşleri bulunduğunu, ayrıca bu durumun öğretide de kabul gördüğünü, dava dilekçesinde de davacının fazlaya ilişkin talep ve dava haklarını saklı tutarak dava açtığını ve ıslah dilekçesinde ihbar tazminatı talebine de yer vererek gerekli harcı yatırdığını belirterek, önceki kararında direnmiştir.

Görüleceği üzere Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ve Yargıtay 4. ve 9. Hukuk Dairelerinin görüşlerinin aksine, yargılama sürecinde yeni bir alacak kaleminin talepler arasına eklenebilmesi için davanın tümden ıslah edilerek yeni bir dava dilekçesi sunulması, ayrıca peşin harçla birlikte başvuru harcı yatırılması gerektiğine işaret ederek, yapılan ıslah işleminin taleplere göre belli bir usulde yapılması halinde geçerlilik kazanacağına hükmetmiştir. Zira Yargıtay 4. Hukuk Dairesi dava dilekçesinde talep edilmemiş olsa dahi manevi tazminatın ıslah yoluyla talep edilebileceğini[2], Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise işçilik alacakları için açılan bir davada ıslah yolu ile izin alacaklarının da dava konusu taleplere eklenebileceğine hükmetmiştir[3].

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Kararı

Yerel Mahkemenin direnme kararı üzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“YHGK”) tarafından incelenmiştir[4]. YHGK, uyuşmazlığın, dava dilekçesinde yer verilmemiş bir alacak kaleminin ıslah ile birlikte talep edilip edilemeyeceği noktasında toplandığını vurgulamış ve ilk olarak “biçimsellik ilkesi” ile “usul ekonomisi ilkesi” çerçevesinde değerlendirme yapmıştır.

YHGK, usul hukukunun biçimsellik, bir başka tabir ile formalizm, üzerine kurulduğunu, davalarda biçimselliğin keyfilikten koruma, eşit davranılma gibi güvenceler sağladığını ancak bunun sıkı sıkıya şekle bağlılık olarak görülmemesi gerektiğini ifade ederek, maddi gerçeği bulmak ve adaletli karar vermek amaçlarından uzaklaşılmaması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa ve HMK ile düzenlenen usul ekonomisi ilkesi ise yargılamanın kolaylaştırılmasını, gereksiz gider yapılmamasını esas alır. YHGK, adaletli karar vermek için, usul hukukunun taraflara öngörülebilirlik sağlayan şekilciliği ile usul ekonomisi ilkesinin dengede tutulmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir.

YHGK, yargılamada talep (istem) sonucunun önemine de vurgu yapmıştır. Talep sonucunun, dava konusunu belirleyen tek ve asıl öge olduğunu, mahkemenin davayı kabul etmesi halinde kararda neyi hüküm altına alacağı hususunun açıkça beyan edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dava konusunun ne olduğu talep sonucu ile belirlenecek olduğundan, ıslah müessesesi de bu açıdan önemlidir. Zira ıslah ile dava konusunda değişiklik yapılması, iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi mümkün olmaktadır. YHGK, HMK m. 180 uyarınca davanın tamamen ıslah edilebileceğini, HMK m. 181 uyarınca da kısmen ıslah yoluna başvurulabileceğini ifade etmiştir. Bu çerçevede tamamen ıslahta dava sebebi veya talep konusu tümüyle değiştirilirken, dava dilekçesindeki taleplerin artık hükme konu edilemeyeceğini belirtmiştir. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun artırılmasının söz konusu olabileceğini ifade etmiştir.

YHGK, tüm bu açıklamalar çerçevesinde, ıslah dilekçesi ile açılan davadaki taleplerin yanında, dava dilekçesinde dile getirilmeyen bir alacak kaleminin de talep edilmesinin, HMK’nın 119 ve devamı maddelerinde düzenlenen, dava açma prosedürüne ilişkin usuli şartları taşımadığını ve bu nedenle ek dava olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. YHGK’da konuyla ilgili yapılan görüşmelerde, Anayasa Mahkemesi’nin, “müddeabihin artırılması yasağının iptaline” ilişkin kararından[5] sonra, ayrıca başvuru harcı aranmaksızın aynı sebepten kaynaklanan ikinci bir alacak kaleminin ıslahla davaya dahil edilmesinin mümkün bulunmadığı, bu itibarla yerel mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul görmemiştir.

Sonuç

Yapılan değerlendirme neticesinde YHGK, farklı davalarda verdiği kararlar[6] ile paralel olarak, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ile aynı doğrultuda karar vererek, direnme kararının bozulmasına, dolayısıyla dava dilekçesinde talep sonucuna konu edilmeyen bir alacak kaleminin ıslah yolu ile değerlendirmeye alınamayacağına hükmetmiştir. Böylelikle dava dilekçesinde talep sonucunda yer verilmeyen bir konu ile ilgili olarak davanın tümüyle ıslah yolunun izlenmesi, dava açma prosedürüne uygun olarak usuli işlemlerin tamamlanması gerektiği şüphesizdir.

[1] Yargıtay 7. HD, Karar No. 2013/20357 E. 2013/15411 K. 24.09.2013.

[2] Yargıtay 4. HD, Karar No. 2012/5120 E. 2013/4672 K., 14.03.2013.

[3] Yargıtay 9. HD,Karar No. 2007/19071 E. 2007/24482 K., 17.07.2007.

[4] YHGK, Karar No. 2015/7-917 E. 2017/265 K., 15.02.2017, http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/dsp.php?fn=hgk-2015-7-917.htm&kw=%C4%B1slah+ile+`yeni+talep`#fm (Erişim tarihi: Aralık 2019).

[5] Anayasa Mahkemesi, Karar No. 1/33,  20.07.1999 (RG, S.2422004,.12.2000)

[6] YHGK, Karar No. 2014/4-1193 E. 2016/800 K, 15.06.2016, http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/dsp.php?fn=hgk-2014-4-1193.htm&kw=%C4%B1slah+ile+`yeni+talep`#fm (Erişim tarihi: Aralık 2019).