Kısmi Dava

Mayıs 2010

Usul Hukuku’nda kısmi dava; davacının dava açarken, davaya ilişkin taleplerinin bir bölümünü dava konusu etmesi;diğerbölümüne ait dava ve talep hakkını ise bazı nedenlerden ötürü saklı tutmak suretiyle, geleceğe bırakması anlamına gelmektedir.Böylelikle, davacı kısmi dava hakkı ile saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarını, yeni bir dava açmaksızın, aynı dava içerisinde “ıslah” yoluyla talep edebilecektir.

Kısmi davanın amacı, dava masraflarından tasarruf edilmesidir. Davacı, bütün davanın harç ve masraflarını baştan yüklenmek istemeyebilir. Davacı, açtığı bu kısmi dava ile yargılamanın gidişatını görmeyi ve talep sonucuna da buna göre şekil vermeyi amaçlar. Bu şekilde davacı, davayı açarken yüksek miktarda harç ödemekten kurtulmakta ve davanın akıbetinden büyük oranda emin olduktan sonra harcı tamamlamaktadır. Uygulamada genellikle davacılar, açtıkları kısmi davadaki gelişmelere göre (ör. Bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra bilirkişi raporunda beliren sonuç ve kanaate göre) ıslah yolu ile müddeabihi arttırmayı tercih etmektedirler.

Kısmi dava açma imkânı, 04.11.2000 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan, Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarih 1999/1 E. 1999/33 K. sayılı kararı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (“HUMK”) 87. maddesinin son cümlesindeki “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmünün iptali ile mümkün olmuştur.

Daha öncesinde dava masraflarından tasarruf etmek isteyen davacı, talebinin bir kısmını dava ettikten sonra, fazlaya ilişkin hakları için yeni bir dava açmak ve bu davanın ilk açtığı dava ile birleştirilmesini talep etmek zorunda kalıyordu. Anayasa Mahkemesi, bu durumun davacıya ıslah ile müddeabihin artırılmasına imkân vermemesi, davacıyı ikinci bir dava açmaya zorlaması ve usul ekonomisi ile gerek “Hukuk Devleti” ve “Hak arama hürriyeti” ilkelerine aykırılık teşkil etmesi gerekse temel hak ve özgürlükleri sınırlaması gerekçeleriyle HUMK’da yer alan düzenlemeyi iptal etti.

Böylelikle, kısmi dava açma hakkını kazanan davacının ıslah ile müddeabihi arttırabilmesi yolu açılmıştır.

Kısmi davada görev, HUMK 4. maddesine göre, kısmi davadaki dava değerine göre değil de, tam davanın dava değerine göre saptanmaktadır. Böylece, davanın bölünmesi yolu ile görevli mahkemenin değiştirilmesine olanak verilmemektedir. Aynı şekilde kanun yoluna başvurulup başvurulmayacağı da tam davanın değerine göre belirlenmektedir.

Davacının açmış olduğu kısmi davada, daha sonra sunduğu ıslah dilekçesi şöyle bir durum ortaya çıkaracaktır: İleri sürülen talep, ıslah yolu ile talep sonucunun arttırılması şeklinde olsa da yeni bir dava niteliğinde sayılmalı ve HUMK 195. madde ve devamı maddelerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu nedenle davalının ıslah dilekçesine karşı da cevaplarını sunması söz konusu olacaktır.

Kısmi dava her zaman mümkün olmamaktadır. Mesela, Yargıtay manevi tazminat davalarında kısmi davayı kabul etmemektedir. Zira “hâkimin takdir yetkisi bölünemez” gerekçesiyle, manevi tazminatın da bölünemeyeceğine işaret edilmiştir. Yine Yargıtay, bir kararında temerrüt faizi için de kısmi dava olamayacağını kabul etmiştir. Yargıtay, şartların değişmesi, öngörülmeyen olayların ortaya çıkması hallerinde açılan uyarlama davalarında da kısmi davayı kabul etmemiş, “hâkimin sözleşmeye müdahale ederek takdir edebileceği bir şey için hakların saklı tutulmasının” söz konusu olmayacağını içtihat etmiştir.

Yargı kararlarında ve öğretide kısmi davada dava edilmeyen alacak kesimi için, fazlaya ait hakkın saklı tutulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği ittifakla kabul edilmektedir. Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir.

Kısmi davanın bir başka yararı da, dava sonunda ortaya çıkmaktadır. Kısmi davada davacı, davanın aleyhe gelişmesi ve bunun üzerine davasının tamamen veya kısmen reddi halinde karşı taraf vekiline, dava ettiği tutar üzerinden yasal vekâlet ücreti ödeyecektir. Böylece tam davanın değeri üzerinden hesaplanacak olan vekâlet ücreti ve harç külfetine de katlanmayacaktır.