Ercüment Erdem Av. Ceren Eke

Kısmi Davadaki Bilirkişi Raporunun Ek Davaya Etkisine İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı

Aralık 2020

Giriş

Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 08.09.2020 tarihli ve 2017/15460 başvuru numaralı kararında (“Karar”), kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan kısmi davada kesin delil niteliği kazanan olguların ek davada dikkate alınmaması nedeniyle yapılan bireysel başvuruyu inceledi ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oyçokluğu ile karar verdi. Karar, 16.10.2020 tarihli ve 31276 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

Bireysel başvuru, diğer bir deyişle anayasa şikâyeti yolu, Anayasa’da düzenlenmiş ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”) ile ek protokollerde yer alan bir temel hak ya da özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasında olan her bireyin başvurabileceği bir hak arama yoludur. Bireysel başvuruda bulunabilmek için iç hukuktaki olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekir. Bu şartın gerekliliği bireysel başvuru yolunun olağanüstü bir kanun yolu olduğunu ifade eder[1].

Bireysel Başvuruya Konu Somut Olay

İncelemeye konu olayda, Başvurucunun taşınmazının üzerinden kamulaştırma yapılmaksızın veya idari irtifak tesis edilmeksizin enerji nakil hattı geçirilmiştir. Başvurucu, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi nezdinde hazırlanan bilirkişi raporunda ödenmesi gereken tazminat tutarı 257.693 TL olarak belirlenmiş, ilk derece mahkemesi Başvurucunun talebi ile bağlı kalarak 220.000 TL tutarındaki maddi tazminatın Başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Karar kanun yolu incelemesinden geçerek hükmedilen tazminat miktarı bakımından değişikliğe uğramadan kesinleşmiştir.

Akabinde, Başvurucu, bilirkişi tarafından tespit edilen 257.693 TL’nin kalan kısmı olan 37.693 TL için ek dava açmıştır. Dosyayı inceleyen ilk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vermiş; davalı idarece istinaf yoluna başvurulması üzerine inceleme yapan Bölge Adliye Mahkemesi (“BAM”) ise istinaf başvurusunun kabulüne ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. İşbu BAM kararı sebebiyle, Başvurucu bireysel başvuru yoluyla AYM’ye başvurmuştur.

Uyuşmazlık, kısmi davada alınan (ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden) bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün, açılan ek davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin delil mahiyetinde olup olmayacağı noktasında toplanır.

Türk Hukukunda Kısmi Dava ve Delil Kavramları

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 109. maddesi kısmi dava kurumunu düzenler. Bu çerçevede, talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmın dava yoluyla talep edilmesi mümkündür. Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine de gerek yoktur, alacağın yalnız bir kesiminin dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir[2]. Kısmi davaya konu edilmiş bir alacağın geri kalan kısmı için ayrı bir dava açılabilir.

Türk hukukunda deliller, kesin ve takdiri delil olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Kesin deliller, hâkimi bağlar ve bu deliller üzerinde hâkimin takdir yetkisi yoktur; takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz ve serbestçe takdir edilebilir. Senet, yemin ve kesin hüküm kesin delile örnek teşkil ederken tanık, bilirkişi ve keşif takdiri delile örnek olarak verilebilir[3].

Ek Davada BAM Tarafından Yapılan Değerlendirme

BAM ek davada yaptığı değerlendirme sonucunda, kısmi davanın tespite ilişkin bölümünün ek dava bakımından kesin hüküm oluşturduğuna, buna karşılık kısmi davada alınan bilirkişi raporunun kesin delil olmadığına hükmeder. Buna göre, bilirkişi raporunun kazanılmış hak teşkil etmesi verildiği ilk davada hükmedilen miktar için olup kısmi davada alınan bilirkişi raporu sonradan açılan ek davada hâkimi bağlamaz. Bununla birlikte, BAM kararında, bilirkişi raporlarının takdiri delil olduğu kural ise de somut olay özelliklerine göre kesin delil niteliği alabileceği de ifade edilir[4].

Hal böyleyken, somut olay bakımından kısmi davada bilirkişi raporunun tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılmadığı, bu nedenle kesin delil niteliği kazanmadığı ifade edilir. Buna ek olarak, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesap ve değerlendirme hatası yapıldığı sonucuna ulaşılır.

Anayasa’ya Aykırılığa İlişkin Değerlendirme

AYM, Başvurucunun şikâyetinin özünün kamulaştırma bedelinin miktarına ilişkin olduğunu, şikâyetlerin tümünün mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini ifade eder.

Anayasa’nın mülkiyet hakkına ilişkin 35. maddesi “[h]erkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” hükmünü içerir.

Karar’da, mülkiyet hakkının sınırsız olmadığı, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği vurgulanır. Bununla birlikte, mülkiyet hakkından yoksun bırakma biçimindeki müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabileceği ifade edilir.

Somut olay bakımından yapılan değerlendirmede, BAM’ın denetlenmiş bir raporu yeniden yargısal denetime tabi tuttuğu belirtilir. Bununla birlikte, davalı idarenin, kısmi davada ve hatta ek davada sunduğu cevap dilekçesinde rapora itirazlarını dile getirmediği, yalnızca istinaf dilekçesinde dile getirdiğinin de altı çizilir. Bununla, daha önce ileri sürülmeyen itirazlarla raporun tartışılabilir kılındığı ve netice itibariyle davalı idarenin kendi kusurundan yararlanmasına yol açtığını değerlendirdiğini ifade eder.

AYM, bu durumun, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile bağdaşmadığı gibi mülkiyet hakkının korunması için yargılama usulünde öngörülen güvenceleri sağlamaması nedeniyle de adil dengeyi bozduğunu belirtir ve oyçokluğu ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verir.

Ayrıca, AYM, Başvurucunun talebi üzerine manevi tazminat ve yeniden yargılama yapılması talepleri yönünden de değerlendirme yapar ve yeniden yargılama yapılmak üzere Karar’ın BAM’a gönderilmesine, tazminat talebinin ise reddine karar verir. Bu noktada AYM, ihlalin mahkeme kararından kaynaklanması nedeniyle yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağını değerlendirmiş, tazminat talebini reddetmiştir. Çoğunluk kararına karşı bir karşı oy yazısı sunulmuştur (“Karşı Oy”).

Karşı Oy

Karşı oy yazısında, çoğunluk kararında salt önceki bilirkişi raporuyla yapılan tespitin aynen kabul edilmemiş olması sebebiyle ihlal bulunduğu, BAM’ın ek davada belirlediği tutarın taşınmazın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmadığı belirtilir. Bu yaklaşımın, taşınmazın kendisini değil, asıl davada bilirkişi tarafından belirlenen tutarı mülk haline getirdiği ifade edilir.

Ayrıca, çoğunluk kararındaki yaklaşımın kapsamı ve sınırları yargı kararlarında ve doktrinde dahi tartışmalı olan kanun düzeyindeki kesin delilin bağlayıcılığı ilkesini, anayasal bir güvence olduğu hususunda tereddüt bulunmayan kesin hükmün dokunulmazlığı ilkesinin bile ötesine geçirdiği belirtilir.

Bununla birlikte, Başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açacak şekilde hatalı bir hesaplamaya dayandığı açık olan bilirkişi raporunun, (kesin delilin bağlayıcılığı biçimindeki usul hukuku ilkesi gerekçe gösterilerek) başka yargılamada bağlayıcı olduğunun kabulünün isabetli olmadığı ifade edilir.

Sonuç

AYM, kısmi davada kesin delil niteliği kazanan olguların ek davada dikkate alınmamasının mülkiyet hak ihlali teşkil ettiğine ilişkin başvuru üzerine yaptığı incelemede, bilirkişi raporuna itibar edilmesini mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmiş ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Karara bir karşı oy yazısı kaleme alınmış olmakla birlikte AYM oy çokluğu ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde hüküm kurmuştur. Bu Karar ile AYM, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu karalarına da konu olması itibariyle önem arz eden bir konuda karar vermiş ve Anayasa’nın ekonomik haklara ilişkin en önemli güvencelerinden biri olan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

[1] Tanör/Yüzbaşıoğlu: 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku,  İstanbul 2015, s. 528

[2] Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler,  İstanbul 2018, s. 172

[3] Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 254

[4] Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2015 tarihli 2013/1728 E. ve 2015/1036 K. sayılı kararı.