Ercüment Erdem Av. Ezgi Babur

Milletlerarası Tahkimde Dava Açmama Emirleri

Şubat 2015

Dava açmama emirleri[1], genellikle common law hukuk sistemlerinde görülen ve hakem mahkemelerinin yargı yetkisini korumayı, veya yerel mahkemelerin yargı yetkisini ortadan kaldırmayı amaçlayan mahkeme kararlarıdır. Dava açmama emirleri taraflara, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin sözleşme hükümlerinin veya tahkim anlaşmalarının aksine mahkeme süreci başlatmama yönünde emirler verir. Dava açmama emirleri, yabancı ve bağımsız yargı sistemlerine dolaylı olarak müdahalede bulunmaları nedeniyle, tartışmalı bir konudur. Bu konu bu ayki makalemizde ele alınacaktır.

Genel Olarak

Dava açmama emirleri, taraflara yönelik olarak, başka bir mahkemenin yargı alanı dahilinde dava açmama, veya bu şekilde herhangi bir dava açılmış ise bu davaya devam etmeme yönünde emir veren kararlardır[2].

Dava açmama emirleri, tahkim yargılamasının haksız olarak başlatılmış olduğu konusunun tartışmasız olması durumunda da söz konusu olabilir. Bu emirlerin yalnızca taraflar aleyhine verilebilecek olduğu, ve emirleri veren mahkemenin şahsi yargılama yetkisi dâhilinde olmaları durumunda, hakemler aleyhine de verilebileceği vurgulanmaktadır[3].

Dava açmama emirleri, tahkim yargılamalarını kısıtlayan emirler ve paralel mahkeme yargılamalarını kısıtlayan emirler olarak iki gruba ayrılabilir. Bunlardan ikincisi, taraflar arasındaki tahkim anlaşmasının yerine getirilmesini amaçlaması nedeniyle, uygulamada daha sık olarak görülmektedir.

Uygulamada, tahkim anlaşmasını göz ardı etme veya karşı taraf üzerinde baskı yaratma amacı taşıyan taraflar, tahkim anlaşmasına aykırı olacak şekilde paralel mahkeme süreçleri başlatabilmektedir. Tahkim anlaşmasını ihlal edecek şekilde başlatılan paralel mahkeme süreçleri, zaman ve para kaynaklarını kullanmaları ve aynı konu hakkında tekrardan yargılama yapılması sonucunu doğurmaları nedeniyle, devam etmekte olan tahkim süreçleri açısından sorunlara yol açmakta, ayrıca hakem kararlarının tenfiz edilmesini de engellemektedir[4].

Dava Açmama Emirlerine İlişkin Yerel Mahkeme Uygulamaları

Dava açmama emirleri konusundaki mahkeme uygulamaları, common law ve civil law hukuk sistemleri bakımından farklılık göstermektedir.

İngiliz mahkemeleri, davalı üzerinde yargılama yetkileri olması kaydı ile; ortada geçerli bir tahkim anlaşması var ise, başvuru gecikmesiz olarak yapıldıysa, yabancı ülkedeki yargılama süreci ilerlememişse ve dava açmama emrinin verilmesini engelleyecek başka herhangi bir sebep yok ise, dava açmama emirleri verilebileceğini ifade etmektedir[5].

Amerika Birleşik Devletleri mahkemelerine ilişkin olarak, Amerikan yaklaşımı uyarınca sağlanması gerekli standart, “telafisi imkânsız zarar”ın varlığı olup, mahkemeler yabancı ülkedeki yargılamanın bulunduğu aşama ve tarafların ilgili yabancı mahkemede davayı sürdürme konusundaki beklentisini de göz önüne almaktadır[6].

Öte yandan civil law hukuk sistemleri, dava açmama emirlerinin kendi yargı yetkilerine müdahale teşkil ettiği kanaatindedir. Örneğin, Oberlandesgericht Düsseldorf mahkemesinin 10 Ocak 1996 tarihli IPRax 245 (1997) kararında Alman mahkemesi, dava açmama emrini içeren bir yabancı mahkeme kararının taraflara tebliğ edilmesini, 15 Kasım 1965 tarihli Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’nde düzenlenen kamu düzeni itirazı kapsamında reddetmiştir.

Avrupa Birliği Hukuku kapsamında, Avrupa Adalet Divanı (“Divan”), tarafların üye devletlerin birinde dava açmış olması durumunda, üye devletlerin diğer üye devletler aleyhine dava açmama emri düzenlememesi gerektiği konusunda görüş bildirmiştir. Turner davasında[7] mahkeme, üyeler arasındaki karşılıklı güven ilişkisinin kararının temelini oluşturduğunu, dava açmama emirlerinin 1968 tarihli Brüksel Konvansiyonu ile, ve ne kadar dar yorumlanıyor veya hangi şartlar altında uygulanıyor olursa olsun, karşılıklı güven ilişkisi ile bağdaşmadığını ifade etmiştir[8].

Avrupa Birliği Hukuku uyarınca, 44/2001 no’lu 22 Aralık 2000 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Yargı Yetkisi ve Yargı Kararlarının Tanıma ve Tenfizine İlişkin Tüzük’ün (“Brüksel Tüzüğü”) 27. maddesi uyarınca, talep sonucunun aynı olduğu ve aynı taraflar arasındaki uyuşmazlıkların farklı üye devletlerin mahkemeleri önüne taşınması durumunda, ilk dava açılan mahkeme dışındaki mahkemeler, ilk davanın açıldığı mahkemenin yargı yetkisi hususu açıklığa kavuşuncaya kadar yargılamayı bekletmelidir.

Tahkim yargılamalarının Brüksel Tüzüğü’nün istisnaları arasında sayılmadığı dikkat çekmektedir. Bu bağlamda doktrin görüşleri, tahkim yargılaması ile paralel olarak mahkeme yargılamasının başlatılabileceği yönünde olup, bu durum oldukça eleştirilmekte ve bu sorunun Brüksel Tüzüğü’nün yeniden ele alınması ile çözülebilecek bir sorun olduğu ifade edilmektedir[9].

Uygulamaya İlişkin Meseleler ve Dava Açmama Emirlerine Uyulmamasının Sonuçları

Dava açmama emirlerinin icra edilmesi sorun yaratan bir konudur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, civil law hukuk sistemleri bu emirleri yargı yetkilerine bir müdahale olarak algılamaktadır. Dava açmama emrinin yöneltildiği tarafın, bu emri veren ülkede mahkeme kararına aykırılık durumunda haciz konabilecek malvarlığı değerlerinin olması durumu dışında, bu emirlerin icraya konması genellikle mümkün olmamaktadır[10].

Öte yandan, dava açmama emirlerine uyulmaması, bu emirler aleyhine başlatılan veya devam edilen yargılama sonucu verilen mahkeme kararının tenfiz edilmesi konusunda sorun yaratabilecektir. Örnek vermek gerekirse, yargılamanın bir İngiliz mahkemesi tarafından verilen dava açmama emrine aykırı olarak devam ettirilmesi durumunda, bu yargılama sonucunda verilen mahkeme kararının İngiltere’de tenfiz edilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak, emrin verildiği kişinin mahkeme kararının verildiği ülkede malvarlığı değerlerinin bulunması durumunda, tenfiz gerekli olmayacaktır.

Yukarıdaki açıklamalarımız uyarınca, sorunlu bir husus olsa bile, dava açmama emirlerine uyulmamasının hiçbir hukuki sonucunun olmayacağının söylenmesi oldukça zordur.

Sonuç

Dava açmama emirleri hususu, yabancı bir devletin yargılama yetkisine müdahale teşkil etmeleri bakımından oldukça tartışmalıdır. Öte yandan, bu yöntemi izleyen mahkemelerin, dava açmama emrinin davayı açan kişi aleyhine düzenlenmesi ve yabancı mahkemeye yönelik olmaması şeklinde bir gerekçeye dayandığı ifade edilmelidir[11]. Ancak, bu gerekçenin de oldukça yoğun olarak eleştirildiği görülmektedir. İngiliz mahkemeleri gibi common law hukuk sistemi mahkemelerinin verdiği dava açmama emirlerine uyulmaması durumunda tenfiz sorunları ile karşılaşılacağından, tarafların İngiliz mahkemelerinin yetkili olduğuna ilişkin sözleşme hükümleri konusunda dikkatli olmaları uygun olacaktır.



[1] Türk hukukunda karşılığı olmayan “Anti-suit injunction” terimi, bu ifadeyi tam olarak karşılamasa da, “dava açmama emri” olarak tercüme edilmiştir.

[2] Neil A Dowers, The Anti-Suit Injunction and the EU: Legal Tradition and Europeanisation in International Private Law, Cambridge Journal of International and Comparative Law (2)4: 960-973 (213), s. 960. (“Dowers”).

[3] Julian D M Lew, Loukas A Mistelis, Stefan M Kröll, Comparative International Commercial Arbitration, Kluwer Law International, 2003, s.363 (“Lew-Mistelis-Kröll”).

[4] Lew-Mistelis-Kröll, s. 363.

[5] Lew-Mistelis-Kröll, s. 365.

[6] Lew-Mistelis-Kröll, s. 366.

[7] Case C-159/02, Gregory Paul Turner v. Felix Fareed Ismail Grovit and others [2004] ECR I-3565.

[8] Dowers, s. 966-967.

[9] Dowers, s. 972-973.

[10] Lew-Mistelis-Kröll, s. 366.

[11] Dowers, s. 961.