Ercüment Erdem Prof. Dr. H. Murat Develioğlu

Nişanlanmaya Şekil Şartı Mı Geldi?

Ağustos 2019

Giriş

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin verdiği iki karar uyarınca “nişanlanma”nın geçerliliği belli bir şekle uyularak yapılmasına bağlıdır. Oysa her iki karar da Türk özel hukukunun temel prensiplerine aykırıdır. Aşağıda önce nişanlanmanın şekli ile ilgili genel kurallara, akabinde de bu kararlara değinilecektir.

Genel Olarak Hukuki İşlemlerde Şekil

Bilindiği üzere, Türk özel hukukunda temel prensiplerden biri sözleşme özgürlüğü prensibidir. Sözleşme özgürlüğü prensibinin alt kollarından biri “şekil serbestîsi”dir. Gerçekten de, Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” kısmında yer alan “Sözleşmelerin Şekli” kenar başlıklı 12. maddeye göre “sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir”.

Nişanlanmanın Şekle Tabi Olup Olmaması

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kanunda aksi öngörülmedikçe, hukuki işlemlerle ilgili bir geçerlilik şeklinin varlığında söz edilemez. Türk Medeni Kanunu’nda nişanlanmanın bir erkekle kadın arasında karşılıklı evlenme vaadiyle olduğu belirtilmiş, bu vaadin ne şekilde yapılacağına dair ise hiçbir şekil şartı aranmamıştır. Doktrinde de nişanlanmanın şekle tabi olmadığı açıkça ve tereddütsüz bir şekilde kabul edilmektedir.

Örnek olarak, Erdem’e göre, “Nişanlanma, tarafların karşılıklı olarak evlenmeyi vaat etmesi, yani taraflardan birinin evlenme teklifini diğer tarafın kabul etmesi ile gerçekleşir. Nişanlanma için kanunda özel bir şekil aranmış değildir. Tarafların evlenme konusundaki iradeleri açık (sözle veya yazıyla) olabileceği gibi örtülü (özellikle iradeyi ortaya koyan davranışlarla) de olabilir. Nişan töreni, yüzük takılması gibi durumlar, sadece tarafların bu konudaki iradelerini göstermeleri açısından dikkate alınır.”[1]

Yine, Dural/Öğüz/Gümüş’e göre, “Evlenme vaadini içeren irade açıklaması, sözle veya yazıyla, açık olarak yapılmış olabileceği gibi, bu arzuyu açıklayan bir davranışla da yapılmış olabilir. Kadın ve erkeğin, hiçbir şey söylemeden nişan yüzüğü takmak için ellerini uzatmaları, evlenme vaadini içeren bir davranıştır. Bunun gibi, bazı kanaat verici davranışlar da evlenme vaadinin varlığı hususunda bir irade karinesi teşkil edebilir. Taraflar arasında uzun süreli, cinsel ilişkiyi içeren birlikteliğin varlığı böyle yorumlanabilir.”[2]

Aynı yazarlara göre, tarafların nişanlanmanın geçerliliğini bir şekle, örneğin – aşağıdaki Yargıtay kararlarında arandığı gibi – bir tören yapılmasına bağlamalarına da bir engel yoktur. Bu, TBK m. 17 anlamında “iradî şekil”dir. Ama bilinmelidir bu halde dahi, tören yapmaktan vazgeçerek hiçbir şekle tabi olmayan bir nişanlanma da gerçekleştirebilirler[3].

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin Nişanlanma İle İlgili Kararları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 5.3.2018 tarihli ve 12231/2059 sayılı kararına konu olan olayda, Davacı, Davalı’dan, nişanın bozulması sebebiyle maddî ve manevî tazminat talebinde bulunmuştur. Yüksek Mahkeme ise bu kararı şu gerekçe ile reddetmiştir:

Mahkemece, uyuşmazlığın TMK'nın 121. maddesine dayalı nişanın bozulması nedenine dayalı olduğu belirtilerek, davanın esası hakkında karar verilmiştir.

Nişan; evlenme yaşına gelmiş kız ve erkeğin aileleri ile yakın dostları tarafından yörenin örf ve adetleri doğrultusunda evleneceklerine dair bir çeşit söz vermedir.

Nişanlanma, bir aile hukuku sözleşmesi olup, TMK'nın 118’inci maddesinde düzenlenmiş ve şekil şartı koyulmamıştır. Nişanın hukuken geçerli olması için belli bir ritüel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması (ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir.

Davacı dava dilekçesinde nişanın bozulması nedeni ile kişilik haklarının zedelendiğini iddia ederek, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş ise de; taraflar arasında geleneksel anlamda nişan merasimi bulunmadığı gibi, bu husus davacının da kabulündedir.

Somut olayda; taraflar belirli aralıklarla gayri resmi şekilde bir araya gelmiş olup, bu durumda nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir birliktelikten söz edilmesi mümkün değildir. Dosya kapsamından tarafların nişanlanmadıkları anlaşıldığına göre, taraflar arasındaki ilişkinin aile hukuku prensiplerine göre değil, borçlar hukuku kurallarına, özellikle de haksız eyleme dair hükümlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Aynı Daire, 4.10.2018 tarihli ve 22515/9548 sayılı kararında da aynı sonuca varmıştır.

Burada hemen belirtmek gerekir ki, kararlardan hiçbirinden, tarafların nişanlanmayı iradî bir şekil şartına tabi tuttukları sonucu çıkarılamaz. Görüldüğü üzere, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi önce nişanlanmanın, bir aile hukuku sözleşmesi olduğunu ve TMK m. 118’de nişanlama ile ilgili bir şekil şartı öngörülmediğini açıkça ifade etmiş; ancak, “nişanın hukuken geçerli olması için belli bir ritüel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması (ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir” diyerek nişanlanmayı bir şekil şartına tabi kılmıştır.

Sonuç

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin nişanlanmanın geçerliliğini nişanlanmanın belli bir ritüel içinde yapılmış olmasına, ilan edilmesine, aile bireylerinin şahitliğine bağlayan kararı, Türk özel hukukundaki ana kural olan şekil serbestisi kuralına – kanunda nişanlanmayı şekle bağlayan bir hüküm bulunmadığı için – açıkça aykırıdır.

[1] Mehmet Erdem: Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 24.

[2] Mustafa Dural/Tufan Öğüz/Mustafa Alper Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 16.

[3] Dural/ Öğüz/ Gümüş, s. 18.