Nispi Karar Ve İlam Harcı

Mart 2010

Harç, özel-tüzel kişilerin özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerin­den yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir. O halde harç, kamu hizmetlerin­den yararlananların ödemesi gereken mali bir yükümlülüktür. Mali yükümlülük olması hase­biyle de Anayasa’mızın 73/3 maddesi gere­ğince ancak kanunla konulabilecektir. Buna istinaden 2.7.1964 tarih ve 492 sayılı harçlar kanunu çıkarılmıştır. Kanun çıkarıldıktan bu yana ek ve tadillerle halen genel bir harç ka­nunu olarak yürürlüktedir.

Aslında Devletin verdiği hizmet, kamu hiz­meti olması nedeniyle parasızdır. Ancak ka­mu hizmetlerinin vatandaşlara daha verimli ulaşabilmesi ve gereksiz başvuruları engelle­me gibi amaçlarla bu hizmetlerin bazılarından faydalananlara mali bazı yükümlülükler geti­rilmiştir. İşte mahkemelerde hak arayanlar­a da buna benzer bir mali yükümlülük geti­rilmiştir. Yani harç olarak belirli miktar parayı devlete ödeyecektir. Buna da Mahkeme Harcı adı verilmektedir. Fakat bu harç devletin bu alandaki hizmetinin tam karşılığı değildir. Eğer tam karşılığı olsaydı hak arama hürriyeti kısıtlanmış olurdu. Zira bunun mali külfetini vatandaşların karşılaması imkansızdır.

Harçlar kanununun 1. maddesi alınacak harçların nevilerini belirtmiş ve bir nolu ben­dinde yargı harçlarını göstermiştir. Kanunun birinci kısmının birinci bölümü de yargı harçla­rını etraflı bir şekilde düzenlemiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanları yargı harçlarına tabidir.

Mad­denin ilk fıkrası yargı işlemlerinden (1) sayılı tarifede yazılı olanları yargı harcı kapsamına almıştır. Dolayısıyla yargı işlemi olsa da (1) sayılı tarifede anlatım ve tanımlamaya girme­yen bir işlemden yargı harcı alınması müm­kün değildir. Yukarıda anılan Anayasa’mızın 73/3 maddesi gereğince de kıyas yolu ile yeni harç konusu yaratılamayacaktır.

Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan maktu harçlar ( maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında arttırılır.

(1) sayılı tarife göz önüne alındığında da birçok taraf işlemi ve de hakim işlemi gösteril­miştir. Her birinden değişik oran ve miktarda harç alınacağını göstermiştir. Bundan çıkan sonuç, harca ilişkin işlemlerde bir davadan tek bir harç alınması değil, bir davaya ilişkin deği­şik işlemlerden, değişik oran miktarlarda harç alınması yoluna gidilmiş olmasıdır.

İncelemenin konusu

Burada Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı tarifeye konu tüm harçlar incelenmeyecek, Anayasaya Mahkemesi’nin 17.03.2010 tarih, 27524 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, “2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun, 28. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin “Karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez” biçimindeki ikinci tümcesinin Anayasa’nın 2., ve 36. maddelerine aykırılığı nedeni ile iptaline dair 14.012010 tarih, 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararı irdelenecektir.

Anayasa Mahkemesi’nden iptali talep edilen yasa kuralı

492 sayılı Harçlar Kanunu’nun iptal edilen tümcenin yer aldığı 28. madde şöyledir:
Madde 28 – (1) sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir.:
a) Karar ve İlam Harcı,
Karar ve İlam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir. Karar ve İlam Harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez.
b) İcra Tahsil Harcı,
İcra takiplerinde Tahsil Harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hallerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir.
Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar.
Konunun değeri üzerinden alınacak İflas Harçlarında da bu bent hükümleri uygulanır.
c) Depozito, defter tutma ve miras işlerine ait harçlar,
(1) Sayılı tarifenin (D) bölümünde yazılı depozito defter tutma ve miras işlerine ait harçlar işin sonundan itibaren 15 gün içinde ödenir.

Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruların gerekçesi

Anayasa Mahkemesi’ne muhtelif ilk derece mahkemelerinden yapılan başvurularda, davacı tarafın davayı kazandığı halde ilamı alarak icra takibinde bulunabilmesinin, ilam ile karşı tarafa yüklenen bir ödevin yerine getirilmesi koşuluna bağlandığı, itiraz konusu kuralda, ilgiliye karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilamın verilmeyeceği belirtildiğinden davayı kazanan davacıya da verilmemesinin mahkemeye erişim bağlamında davacının hak arama özgürlüğünü engellediği belirtilerek itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10., 35., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan inceleme

İtiraz konusu kural yukarıda da belirtildiği gibi 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun “nispi harçlarda ödeme zamanı” başlıklı 28. maddesinde yer almaktadır. Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci tümcesinde, karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin, geri kalanın kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği, ikinci tümcede ise karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilamın verilmeyeceği belirtilmiştir.

Ayrıca Yasa’nın 37. maddesinde Kanun’da gösterilen ve süresi içinde ödenmeyen harçların nasıl tahsil edileceği belirlenmiştir. Bu kurala göre, sorumlusu tarafından süresi içinde ödenmeyen karar ve ilam harçları, ilgili mahkemenin yazısı üzerine o yerin vergi dairesi tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Yasa hükümlerine göre tahsil edilecektir.

Harç, idarece yapılan bir hizmetten yararlananlardan bu hizmet dolayısıyla alınan para, diğer bir deyimle verginin özel ve ayrık bir türüdür. Bu nedenle diğer harçlarda olduğu gibi, yargı harçlarında da kural; harcın, davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişi tarafından ödenmesidir. Ancak yargı yoluna başvurmak, başvuran kişiye bir harç yükümlülüğü yüklediği gibi, başvuranın haklı çıkması halinde bu yükümlülük yer değiştirmekte ve davada haksız çıkan tarafa yükletilmektedir.

Bu nedenle nispi harca tabi davalarda, yargılama sonunda ödenecek harç miktarıyla birlikte, harcın gerçek sorumlusu da mahkeme kararıyla belirlenmektedir.

Anayasa’ya aykırılık iddialarının değerlendirilmesi

Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” kuralı yer almaktadır.
Hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır.

Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır. Dava açarken peşin harcı ödeyen ancak nispi harca tabi davalarda işin niteliği gereği dava sonuna bırakılan bakiye harçtan yasal olarak sorumlu olmadığı mahkeme kararıyla belirlenen davacıya, sorumlusu olmadığı bir harcın tahsili koşuluyla ilamın verilmesi; bireylerin hak arama özgürlüğünü engelleyici nitelik taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi yukarıda açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu ve iptalinin gerektiğini belirtmiştir.

Sonuç

Yapılan inceleme ve yargılama neticesinde Anayasa Mahkemesi, 17.03.2010 tarih, 27524 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 14.012010 tarih, 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararı ile “2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun, 28. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin “Karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez” biçimindeki ikinci tümcesinin Anayasa’nın 2., ve 36. maddelerine aykırılığı nedeni ile iptaline karar vermiştir.

Verilen iptal kararı uyarınca bundan böyle davacılar, kazandıkları davalarda, ilamı icraya koyarak alacaklarına kavuşabilmek için bakiye nispi karar ve ilam harcını ödemek veya davalıdan 6183 sayılı Yasa Kurallarına göre tahsil edilmesini beklemek zorunda kalmaksızın, ilamı alabilecek ve bir an önce cebr-i icra işlemlerine başlayabileceklerdir.