Pay Devri Sınırlamalarında Önemli Sebep

Ocak 2016

Giriş

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun[1] (“TTK”) 491. maddesi, anonim şirketlerde bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devrolunabileceğini belirterek kanuni bağlamı düzenler. TTK’nın 492. maddesi ise pay devirlerinin esas sözleşmeyle sınırlandırılabilmesine olanak tanır (“sözleşmesel bağlam”). Bununla birlikte, devrin sınırlandırılması dar ve istisnai hallerde mümkündür; devir keyfi olarak veya istenildiği şekilde sınırlandırılamaz[2]. Şirket, borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların devrinde, yalnızca esas sözleşmede öngörülmüş “önemli bir sebebi” ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir. Bu Hukuk Postası makalesi, anonim şirketlerde borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların devrinde; şirketin, devre onay vermekten kaçınabileceği önemli sebepleri inceler.

Önemli Sebep Kavramı

TTK uyarınca şirketin esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek onay istemini reddetmesi mümkün olmakla birlikte, TTK m. 493/2 önemli sebep kavramını, sınırlı sayı prensibine bağlı olmaksızın sınırlar. Buna göre, pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. Önemli sebeplerin her ne kadar sınırlı sayıda olmadığı kabul edilse de, önemli sebeplerin hukuka uygunluğunu tespite yarayan değerlendirme kıstasları sınırlı sayıdadır; anonim ortaklıkların bir başka geçerlilik temeli üzerinden önemli sebep öngörmeleri mümkün değildir[3].

Esas sözleşmede çeşitli sebeplerin önemli sebep olarak sayılmış olması bu sebepleri kendiliğinden “önemli” yapmaz. Esas sözleşmede sayılan sebeplerin TTK md. 493 anlamında önemli kabul edilip edilmeyeceğinin hukuki olarak incelenmesi gerekir. Değerlendirme sonucunda sebebin önemli olmadığı kanaatine varılması halinde, öngörülen kısıtlamanın geçersiz olduğu kabul edilir. Esas sözleşmede yer alan önemli sebebin geçerli olup olmadığının değerlendirilebilmesi için, öncelikle esas sözleşmeye göre pay sahipleri çevresinin bileşiminin belirlenmesi gerekir.

TTK’nın pay sahipleri çevresinin bileşimi bağlamında önemli sebeplerin neler olduğunu saymamasının yanında, bu konuda henüz bir Yargıtay kararı ve dolayısıyla yerleşik Yargıtay uygulaması da bulunmamaktadır. Doktrinde Tekinalp’e göre “Anonim ortaklığın pay sahiplerinin kapalı bir çevreye özgülenmesi, ortaklığın işletme konusu bakımından bazı kazanımlar sağlayacak, ortaklığın ekonomik bağımsızlığının korunmasına yardımcı olacaksa, kapalı anonim ortaklıklarda devre sınırlama getirilebilir.”[4] Pay sahipleri çevresinin bileşimi unsurunun işletme konusu ve bağımsızlığıyla sıkı bir şekilde ilişkilendirilmiş olması gerekir.

Bu temel görüş çerçevesinde, mesleki nitelik veya yeterlilik temeline dayalı red sebeplerinin; dini, felsefi ve politik eğilim temeline dayalı red sebeplerinin; ortaklığın rakiplerinin pay alımlarını engellemek üzere öngörülen red sebeplerinin; kontrol değişikliğinin engellenmesi amacıyla öngörülen red sebeplerinin, reddi haklı gösterebileceği belirtilir.

Bunun yanında ailesel aidiyet temeline dayalı sebeplerin, vatandaşlık şartı temeline dayalı sebeplerin, tüzel kişilerin veya yabancıların pay alımlarının engellenmesine yönelik sebeplerin reddi haklı göstermeyeceği ve dolayısıyla geçersiz olacağı görüşü savunulur.

Doktrinde Uzel açıkça “ortaklık paylarının son derece sınırlı bir çevrede devrine izin veren bir esas sözleşmesel hükmün anonim ortaklık yapısı ile bağdaşmadığının son derece açık olduğunu”[5] belirtir. Ayrıca Tekinalp, esas sözleşmede suni bir pay sahipleri çevresi yaratılamayacağını; örneğin “A, B, C, D, E bir çevre oluştururlar ve bunlar dışındaki kişilere pay devri yapılamaz.” şeklindeki esas sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunu belirtir. Aynı şekilde paysahipleri sözleşmesini imzalamayan kişilere payın devredilemeyeceğini öngören esas sözleşme hükmünün de geçersiz olduğu görüşündedir[6].

Uygulamada Karşılaşılan Sözleşmesel Bağlam Türleri

Uygulamada paysahiplerinin birbirleriyle ve şirketle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla pay sahipleri sözleşmeleri imzaladıkları ve bu sözleşmelerde yer alan hükümleri şirket esas sözleşmesine yansıttıkları sıklıkla görülür. Bu kapsamda paysahipleri arasında düzenlenen konuların başında pay devri sınırlamaları gelir. Çok ortaklı birçok anonim şirkette, esas sözleşmeye hüküm konularak, şirket paylarının devri ve pay defterine kaydedilmesi yönetim kurulunun onayına tabi kılınırken, yönetim kurulunun esas sözleşmede sayılan sebeplerle pay devrine onay vermekten kaçınabileceği kararlaştırılır. Bu kapsam dışındaki tüm pay devirlerinin geçersiz olduğu, esas sözleşme hüküm ve koşullarına uygun olarak onaylanmadıkça, hiçbir pay devrinin şirkete karşı ileri sürülemeyeceğine dair hükümlere de rastlanır.

Uygulamada genellikle pay sahipleri çevresinin bileşimiyle ilgili sınırlamalar getirildiği görülür. Yukarıda belirtildiği üzere geçerli pay devir sınırlamaları hakkında TTK’da bir açıklık olmadığı gibi konu hakkında yüksek mahkeme kararları da bulunmamaktadır. Ancak doktrinde savunulan görüşler ışığında, uygulamada sıklıkla rastlanan bazı örneklerin aşağıdaki şekilde yorumlanması mümkündür:

  • Devrin şirketin rakibi olan kişilere yapılması: Şirketin rakibinin ya da rakibiyle ilişkili kişilerin şirkette pay sahibi olmasının şirketin ekonomik bağımsızlığını zedeleyeceği açıktır. Şirketin böyle bir devre onay vermemesi için önemli bir sebep olduğu kabul edilir.
  • Devrin bir gerçek kişiye yapılması: Doktrinde devrin bir gerçek kişiye yapılmasının geçersiz bir red sebebi olduğu açıkça belirtilmemiştir, ancak böyle bir sebebin işletme konusu ve bağımsızlığıyla sıkı bir şekilde ilişkilendirilmiş olduğu tartışmaya açıktır.
  • Devrin şirket paysahipleri veya bunlar tarafından kontrol edilen veya ortak kontrol altında bulunan şirketler dışında bir şirkete yapılması: Payların yalnızca çok sınırlı bir çevre içinde devrine izin verdiğinden böyle bir sınırlamanın anonim ortaklık yapısı ile bağdaşmadığı savunulur.
  • Devrin bir meslek veya yöreden olan kişilere yapılması: Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bu tür bağlam hükümlerinin anonim ortaklığın işletme konusuyla yakın ilişki içinde olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu durumda önemli olan, söz konusu meslek veya yöreye mensup kişilerin şirketin işletme konusu hakkında özel bilgi ve tecrübeye sahip olmasıdır. Aksi halde şirketin devre onay vermemekte menfaati bulunduğu kabul edilemeyeceğinden, böyle bir düzenleme önemli sebep oluşturmaz.

Şirketin Onay Vermeyi Reddetmesi Durumunda Hukuki Yollar

TTK m. 494/3 uyarınca, şirket devir talebini aldığı tarihten itibaren üç ay içinde devri reddetmezse veya red haksızsa, devre onay vermiş sayılır. Buna karşılık, şirketin esas sözleşmede yer alan hükümlere dayanarak payın devrine onay vermemesi halinde, söz konusu reddin iptali ve pay defterine kayıt için şirkete dava açılması mümkündür. Kapalı şirketlerde nama yazılı payların devirlerinde şirket onayı bulunmadığı ve pay defterine kayıt yapılmadığı sürece payın mülkiyeti ve paya bağlı tüm haklar devredende kalır. Bu nedenle payları devredenin dava açma hakkı bulunduğu kuşkusuzdur. Ancak devralanın paya ilişkin menfaatinin bulunması nedeniyle kendisinin de dava açabileceği kabul edilir.

Böyle bir ihtilaf halinde esas sözleşmede yer alan red sebeplerinin geçerliliği hakim tarafından değerlendirilecek olup, sebeplerin geçersiz kabul edilmesi halinde mahkeme devrin onayına ve devralan pay sahibinin, pay defterine kaydına karar verecektir.

İptal davasının kabulünün, yani reddin haksızlığının tespitinin geriye etkili olduğu savunulur; devralan pay defterine kayıt istem tarihinden itibaren pay sahibi sıfatını kazanır. Ara dönemde dağıtılan kar olması halinde, şirketten zararının tazminini de talep edebilir.

Sonuç

Anonim ortaklık esas sözleşmelerinde pay devrine getirilen sınırlamaların TTK anlamında “önemli sebep” sayılıp sayılmayacağı, yani payın devrine onay verilmemesini haklı kılıp kılmayacağı her bir sebep, şirket ve pay sahipleri çevresi bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin önemli sebep olarak sayılan esas sözleşme hükümleri, ancak şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. Bu kapsamda her bir sebebin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı ile ilişkisinin net bir şekilde kurulması gerekir.



[1] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 14 Şubat 2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı ve 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girdi.

[2] Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 3. Bası, İstanbul 2013, s. 127.

[3] Defferrard Transfert 86; Martin 97; Klay Vinkulierung 149; Altay 599, 601; naklen Necdet Uzel, Anonim Ortaklıkta Esas Sözleşmesel Bağlam, 1. Baskı, İstanbul, Nisan 2013, s. 233.

[4] Ünal Tekinalp, Anonim Ortaklıkta Yeni Bağlam Sisteminin Esasları, İstanbul 2012, s. 41.

[5] Necdet Uzel, Anonim Ortaklıkta Esas Sözleşmesel Bağlam, 1. Baskı, İstanbul, Nisan 2013, s. 260.

[6] Ünal Tekinalp, Anonim Ortaklıkta Yeni Bağlam Sisteminin Esasları, İstanbul 2012, s. 43.