Ercüment Erdem Av. Ezgi Babur

Paysahipleri Sözleşmeleri

 Kasım 2013

Uygulamada oldukça yaygın olarak kullanılan paysahipleri sözleşmeleri (“SHA”), şirketler hukuku bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu yoğun kullanımın sebeplerinden en önemlisi de, paysahiplerinin kendi aralarındaki ilişkileri ve şirket ile kurulacak ilişkileri düzenleme konusunda paysahiplerine esnek bir yapı sağlamasıdır. SHA’nın sahip olduğu bu büyük önemi göz önünde bulundurarak makalemizde SHA çerçevesinde oluşan hukuki ilişki ve SHA’nın şirket düzeni bakımından etkileri ele alınacaktır. Son olarak ise, SHA’nın ihlal edilmesinin sonuçları incelenecektir.

Genel

SHA, bir şirketin paysahipleri tarafından, ya da bir şirkette paysahibi olacak kişiler tarafından imzalanan, paysahiplerinin arasındaki ilişkileri ve yine paysahiplerinin şirketle olan ilişkileri ve özellikle de şirkette uygulanması amaçlanan düzen hususlarını düzenleyen sözleşmelerdir. SHA, uygulamadaki kullanımı bakımından da, şirket ana sözleşmesi kapsamında elde edilemeyen esnekliğin elde edilmesi ve paysahipleri arasındaki gizliliğin korunması bakımından büyük önem taşır.

SHA, sözleşme özgürlüğüne tabi olup, borçlar hukuku kapsamında bağlayıcı özellik taşır. SHA paysahiplerine, paysahipliği statüsünden doğan haklarını SHA kapsamında düzenlenen amaçlar doğrultusunda kullanılması yönünde bir yükümlülük yükler[1].

SHA ile Taraflar arasında Kurulan Hukuki İlişki

Bilindiği üzere, ortaklıkların önemli unsurlarından biri de, affectio societatis unsurudur[2]. Bu unsur, ortak bir amacın elde edilebilmesi için yine ortak bir temel üzerinde işbirliği içinde çalışmayı gerektirir. Affectio societatis unsurunun kişi ortaklıklarında daha güçlü olup sermaye ortaklıklarında zayıfladığı belirtilmekteyse de, tamamen ortadan kalkmadığı vurgulanmaktadır[3].

Bu hususla ilgili olarak, SHA imzalanması pratikte oldukça önemli olabilmektedir. Türk doktrininde, SHA’nın tarafları arasında bir adi ortaklık ilişkisi kurulmasını sağladığı belirtilmektedir[4]. Böylece, bir anonim ortaklık kapsamındaki ilişkilerin düzenlenmesi amacıyla SHA imzalandığında, SHA’nın imzalanması bir taraftan anonim ortaklık ve diğer taraftan da adi ortaklıktan oluşan bir ikili sözleşmesel ilişki oluşturmaktadır[5].

Adi ortaklıklara ilişkin olarak, ortak amaç unsurunun söz konusu ortaklığın temel unsurlarından biri olduğu vurgulanmaktadır. Ortak amaç unsuru, adi ortaklık üyelerinin, bu ilişki kapsamında ortak bir amaç etrafında toplanmasını gerektirir. Bu unsur, tüm ortakların adi ortaklığın kurulmasındaki ortak amacı kendi amacı olarak görmesini ve ortak amacın izlenmesini kendi kişisel amaçlarının elde edilmesinde bir araç olarak görmesini gerektirir[6].

Böylece taraflar, ortak amacın gerçekleşmesine yönelik olan işlemlere katılma, diğer ortaklarla işbirliği kurma ve amacın elde edilmesi için çaba gösterme yükümlülüğü altındadır.

SHA’nın Şirket Düzlemindeki Etkileri

Paysahipleri arasındaki ilişkileri ve paysahipliğinden doğan hakları düzenlemesi bakımından, SHA’nın korporatif bir niteliği bulunmamaktadır. SHA gibi korporatif niteliği bulunmayan sözleşmelerden doğan yükümlülükler, anonim şirketler bakımından geçerli olan tek borç ilkesine aykırılık oluşturmaz. Tek borç ilkesi, paysahipliği statüsünden kaynaklanan yükümlülükleri sınırlamakla birlikte, paysahiplerinin kendileri bakımından bağlayıcı olan yükümlülükler altına girmelerini engellemez. Böylece paysahipleri, borçlar hukukuna tabi olan ve paysahipleri arasında bağlayıcı olan yükümlülükler altına girebilecektir.

SHA, geçerli ve tarafları arasında bağlayıcı olup, üçüncü kişiler veya şirket bağlamında hak veya yükümlülük oluşturmaz. Şirket, sözleşmenin hukuki sonuçları bakımından üçüncü kişi konumunda olup, sözleşme anonim şirket kapsamı dışında kalmakta ve ne şirkete ne de şirket organlarına karşı ileri sürülmesi mümkün olmamaktadır[7].

Sözleşmenin ifasına ilişkin talepler, sözleşmenin şirket veya şirket organlarına karşı ileri sürülememesine bağlı olarak değişecektir. SHA’nın ifasına ilişkin olarak, bazı durumlarda, sözleşme hükmünün ifası şirket organlarının yetki alanı ile ilişkili olabilmektedir. Bu durumda söz konusu hükmün ifası, üçüncü kişi konumunda olan şirket organlarından talep edilemeyecektir.

SHA’nın İhlal Edilmesinin Sonuçları

Özel niteliği ve şirket düzlemi ile arasındaki yakın ilişki nedeniyle, SHA’nın ihlal edilmesinin sonuçlarının incelenmesi gerekir.

Ele alınması gereken ilk husus, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen yaptırımların SHA’yı ihlal eden taraf bakımından, söz konusu ihlalin yaptırımı olarak uygulanması meselesidir. Türk doktrininde savunulan görüşe göre, bu yaptırımlar kanunla düzenlenen durumlar bakımından öngörülmüş olup sadece bu durumlara ilişkin olarak geçerlidir. Bu nedenle, SHA’yı ihlal eden taraf bakımından uygulanmaları da mümkün olmayacaktır[8].

Bu tespitin ışığında, SHA’nın ihlali sonucunda uygulanacak yaptırımlar, borçlar hukuku kapsamındaki yaptırımlar olacaktır. Bu yaptırımlar; aynen ifa, tazminat, sinallagmatik sözleşmeler bakımından sözleşmeden dönme, ve korporatif nitelikli sözleşmeler bakımından da sözleşmenin haklı sebeplerle feshi olarak sıralanabilir. Bu seçenekler arasındaki tercih ise, ihlalin niteliğine bağlı olarak değişiklik gösterecektir.

Borçlar hukukunun tazminat konusundaki ilkeleri kapsamında, sözleşmenin ihlal edilmesine rağmen ifanın halen mümkün olması durumunda, aynen ifa esas yaptırım olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, aynen ifanın artık mümkün olmaması durumunda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmesel yükümlülüklerin ihlalini düzenleyen 112 ve devamı maddeleri devreye girecektir.

SHA’nın korporatif düzenle yakın ilişkide olması nedeniyle, aynen ifa ve aynen ifanın talep edilebilmesi meselesi büyük önem taşımakta ve aynen ifanın talep edilip edilemeyeceği korporatif yapı ile aradaki ilişkiye göre değişiklik göstermektedir[9].

Sonuç

SHA’nın pratikteki yaygın kullanımı, paysahiplerinin ihtiyaçlarına daha uyumlu bir yapının elde edilmesi amacına dayanır. Paysahipleri SHA kapsamında, paysahipliği statüsüne ilişkin hak ve yükümlülüklerinin düzenlenmesi konusunda detaylı hükümler belirleyebilir. Öte yandan, SHA’nın şirket düzlemiyle yakından ilişkisi, belli bir karışıklığa ve uyuşmazlıklarda da çeşitliliğe yol açabilir. Sonuç olarak, paysahipliği ilişkilerini düzenleme yönündeki ihtiyaç göz önüne alındığında, SHA uygulamada şimdiki gibi yaygın olarak kullanılmaya devam edecektir.


[1]Gül Okutan Nilsson, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul 2004, s. 4.

[2] Reha Poroy/Ünal Tekinalp/Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 9. Basıdan 10. Tıpkı Basım, İstanbul 2005, s. 26-27.

[3] H. Ercüment Erdem, “Les rapports entre la société et le contrat en droit turc”, le Contrat, Travaux de l’Association Henri Capitant – Des Amis de la Culture Juridique Française, Tome LV, 2005, s. 218.

[4] Bakınız Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 91 ; Okutan Nilsson, s. 80 ; Anlam Altay, Anonim Ortaklıklar Hukuku’nda Sermayeye Katılmalı Ortak Girişimler [Equity Joint Ventures], İstanbul 2009, s. 244. Ancak, doktrinde kimi yazarların bu görüşe katılmadığını da belirtmek gerekir. Bakınız İsmail Esin/Tunç Lokmanhekim, Uygulamada Birleşme ve Devralmalar, İstanbul 2004, s. 67.

[5] Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 586-587.

[6] Nami Barlas, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 2. Bası, İstanbul 2008, s. 25.
[7] Okutan Nilsson, s. 278. Öte yandan, son zamanlarda doktrinde bu sert ayrımın eleştirildiği görüşler ortaya çıkmaktadır.

[8] Okutan Nilsson, s. 344.

[9] Okutan Nilsson, s. 346.