Ercüment Erdem Av. Melisa Sevinç Atılganer

Rehinli Anonim Şirket Payının Devri

Mart 2020

Giriş

Rehinli payın devrine ilişkin konular, gerek finansman gerekse birleşme ve devralma işlemlerinde sıklıkla tartışılmakta ve rehin ilişkisi tarafları arasında çeşitli anlaşmazlıklara neden olabilmektedir.  Çalışma kapsamında, özellikle senede bağlanmış payların, rehin alanın zilyetliğinin kesilmeksizin devrinin gerçekleştirilmesinin sıklıkla tartışma konusu olması nedeniyle, nama yazılı senede bağlı rehinli payların devri incelenmektedir.

Pay Rehninin Hükümleri

Payın rehni alacak rehni hükümlerine tabidir. Nama yazılı pay senetleri üzerindeki rehin hakkı 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK”) madde 955 hükümleri uyarınca senede bağlı haklar yazılı rehin sözleşmesi ve senedin rehin alana teslimi ile kurulabileceği gibi 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) madde 689 uyarınca ciro ve zilyetliğin devri yoluyla da gerçekleştirilebilir.

Rehnin payın ilişkin olduğu anonim şirkete bildirilmesi ve pay defterine kaydının ise kurucu mahiyette bir etkisi bulunmaz[1].

Pay rehni, rehin alacaklısına kural olarak yalnızca rehin konusu hak ve alacağı paraya çevirme yetkisi verir, rehnin konusu hak ve alacağın yönetimi rehin verene aittir[2]. Bu kapsamda TMK madde 960 uyarınca ortaklık genel kurulunda rehinli pay senetlerini temsil etmek yetkisi, rehin alacaklısına değil pay sahibine aittir. Bu bağlamda TMK madde 942 uyarınca, rehin alan rehin verenin rızasını almaksızın rehin konusu üzerinde rehin kuramaz.

Pay Devrine Onay Gerekliliği

Rehin konusu pay senedine ilişkin tasarruf yetkisi de kural olarak rehin verene aittir. Bununla birlikte rehin sözleşmelerinde sıklıkla rehne konu payın devre veya başka bir rehne konu edilmemesine ilişkin taahhütlere yer verilir. Özellikle rehin alanın bir finans kuruluşu olduğu sözleşmelerde söz konusu tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ilişkin düzenlemeler, geniş şekilde paylar üzerinde üçüncü kişiler lehine tanınacak her türlü hakkı engelleyecek mahiyettedir. Zira bilindiği gibi rehinli taşınmazlara ilişkin TMK madde 869’da öngörülen, hak tesis etmeme yükümlülüğünün geçersizliğine ilişkin düzenleme rehinli taşınırlar kapsamında yinelenmez.

Şu halde sözleşmede rehin verenin tasarruf yetkisini kısıtlayan bu kapsamda bir düzenleme bulunmaması kaydıyla, payın devrine ilişkin yetki rehin verene aittir.

Devrin Şekli

TTK madde 490/2 uyarınca, “Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir.” Bu kapsamda pay devrine ilişkin tasarruf işlemi esas itibariyle iki işlemden oluşur. Söz konusu işlemler pay üzerinde, üçüncü kişilere tanınan rehin veya başkaca hakların bulunması halinde özellik arz eder.

TMK madde 943 uyarınca rehin, rehin alacaklısının pay senedi üzerindeki zilyetliğinin sona ermesi ve senedi zilyet olan üçüncü kişiden geri alamaz hale gelmesi durumunda son bulur. Söz konusu sona erme hali öğretide “zilyetliğin kesin olarak kaybedilmesi[3]” olarak anılır.  Şu halde senede bağlanmış paylarda rehin hakkının devamlılığının sağlanması için, senet üzerindeki zilyetliğinin devamlılığını sağlanması gereklidir. Bu nedenledir ki rehin alacaklısının zilyetliğinde bulunan senetler bakımından devre ilişkin zilyetlik devri işlemi çeşitli çekinceler yaratır. 

Zilyetliğin “kesin” şekilde kaybı, rehinli alacaklının, rehin konusu şey üzerindeki zilyetliğini bir daha geri istenemeyecek şekilde kaybetmesini ifade eder.

Şu halde, senede bağlı rehinli payın devredilmesinde senedin teslim edilemeyeceği aşikardır. Bununla birlikte TTK madde 490/2 kapsamında ifade edilen zilyetliğin devri bilindiği üzere teslimden başka şekillerde de gerçekleştirilebilir. Bu kapsamda rehinli payın devri için gerçekleştirilecek zilyetliğin devri işlemi, zilyetliğin havalesi yoluyla yapılabilir.

Rehinli payın devrinde rehin alanın zilyetliğinin kesintisiz biçimde korunması, ayrıca pay senedine devir kapsamında ciro kaydı eklenmesi bakımından da önem arz eder.

Nama yazılı kıymetli evrakın devrine ilişkin TTK madde 647 “…Bundan başka emre yazılı senetlerde ciroya, nama yazılı senetlerde yazılı bir devir beyanına da gerek vardır. Bu beyan kıymetli evrakın veya ayrı bir kağıdın üzerine yazılabilir.” hükmünü haizdir. Ancak nama yazılı pay senetlerinin, TTK’da açıkça ciro ile devredileceği öngörüldüğünden, bunların temlik yoluyla devredilip devredilemeyeceği tartışmalıdır[4]. Bununla birlikte, Yargıtay’ın görüşü devrin temlik ile gerçekleştirilebileceği yönündedir.

Senede bağlı payın devrinde pay defterine kayıt, devir işlemi bakımından kurucu olmayıp yalnızca şirkete karşı pay sahipliği haklarının ileri sürülebilmesi bakımından önem arz eder. Yukarıda açıklandığı üzere rehnin pay defterine işlenmesinin de kurucu bir etkisi bulunmaz. Bununla birlikte uygulamada sıklıkla rehin hakkı sahibinin talebi ve rehin sözleşmesinde yer alan düzenlemeler kapsamında rehin pay defterine işlenir. Pay defterinin ilgili sayfasında bulunan rehin kaydı payın devrine ilişkin kayıt bakımından bir engel teşkil etmeyecektir.

Sonuç

Rehinli payın devri, pek çok işlemde sıklıkla tartışılmakta ve rehin ilişkisi tarafları arasında çeşitli anlaşmazlıklara neden olmaktadır. Bununla birlikte rehinli payın devrini yasaklayan bir açık hüküm bulunmamaktadır. Buna karşın, rehinli payın devrine ilişkin rehin alanın çekinceleri bulunması halinde, rehin verenin pay üzerindeki tasarruf yetkilerinin rehin sözleşmesinde kısıtlanması gerekir.

[1] Tekinalp, Ünal / Poroy, Reha / Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku II, Yeniden Yazılmış 13. Bası, İstanbul 2017, s. 162.

[2] Tekinalp/Poroy/Çamoğlu, s. 162 atfıyla s. 120; Oğuzman, Kemal / Seliçi, Özer /Oktay Özdemir, Saibe: Eşya Hukuku, 15. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul 2012, s. 1032.

[3] Oğuzman/Seliçi/Özdemir, s. 1011; Göksoy, Can: Anonim Ortaklıkta Payın Rehni, 1. Baskı, Seçkin Yayıncılık, İzmir 2001, s. 367-368.

[4] Pulaşlı, Hasan: Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, Genişletilmiş ve Güncellenmiş 4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, s. 56.