Ercüment Erdem Prof. Dr. H. Ercüment Erdem

Rekabet İhlali Nedeniyle Açılan Tazminat Davalarına İlişkin Yönergenin Türk Hukukuna Etkileri

Kasım 2014

Giriş

Avrupa Birliği’nin (“AB”) ve üye devletlerin rekabet hukuku kurallarının ihlal edilmesi nedeniyle açılan tazminat davalarına ilişkin kurallar içeren Yönergesi (“Yönerge”)[1]10 Kasım 2014 tarihinde Avrupa Birliği Bakanlar Kurulu (“Kurul”) tarafından kabul edildi. Yönergenin 23. maddesi uyarınca, Yönerge Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayınlanmasını izleyen yirminci günde yürürlüğe girer. Üye Devletler Yönerge hükümlerini kendi hukuk sistemlerine iki yıl içinde uygularlar.

Taslak Yönerge Nisan 2014 tarihli makalemde incelendi. Bu makalede Yönergenin Türk hukukuna olası etkileri ele alınır.

Rekabet Hukuku İhlallerinin Saptanmasında Yerel Mahkemelerin Rolü

Yönerge, rekabet ihlallerinin öncelikle her hangi bir yerel rekabet otoritesi veya Komisyon tarafından saptanmasına ilişkin bir kural içermez. Bunu aksine, Yönergenin giriş bölümünde (§ 13) açıkça “tazminat hakkı bir rekabet otoritesi tarafından daha önce verilen ihlal bulgusuna bakılmaksızın tanınmıştır” düzenlemesine yer verilir. Dolayısıyla, Yönergede öngörülen usul, rekabet hukukunun ihlal edilmesi sonucu zarar gören kişilere yerel mahkeme önünde zararlarının tazminini talep etme hakkı sağlar. Davacının ispatla yükümlü olduğu ihlali yerel mahkeme değerlendirir.

Bu konu Türk hukukunda uzun tartışmalara neden oldu. Doktrindeki bazı görüşler, Rekabet Kurumunun rekabet ihlallerinin saptanmasında uzmanlaşmış bir kurum olduğunu ve yerel mahkemelerin rekabet ihlallerini değerlendirecek yeterli deneyim, bilgi ve kadrodan yoksun olduklarını savundu. Bu görüşü savunanlara göre rekabet ihlali nedeniyle tazminat talepleri öncelikli olarak Rekabet Kurumunun rekabeti ihlal bulgusuna dayanmalıdır. Doktrindeki diğer görüşler ise yerel mahkemelerin rekabet ihlali değerlendirmesindeki rolünü ve gücünü savunurlar. Bu görüşte olanlar ayrıca mahkemelerin rekabet ihlali değerlendirmesini doğrudan veya Rekabet Kurulu kararının iptalini değerlendiren temyiz mercii olarak yapacak yetkili tek kurum olduğunu belirtirler. Bu nedenle uzun zaman alacak Rekabet Kurumu kararlarının beklenmesine gerek yoktur.

Yerel mahkemelerin yaklaşımları bu noktada farklılaşmaktadır. Bazı mahkemeler Rekabet Kurulunun rekabet ihlaline ilişkin kararına gerek duymaksızın tazminat taleplerini kabul ettiler. Bu mahkemeler kendi atadıkları bilirkişilerden yararlanarak rekabet ihlallerini değerlendirdiler ve kararlarını verdiler. Bazı mahkemeler ise Rekabet Kurumunun rekabet ihlaline ilişkin bir kararının yokluğunda, Rekabet Kurulu kararını bekletici mesele yaptılar ve davacının rekabet ihlalini saptaması için Rekabet Kurumuna başvurmasına karar verdiler. Bu farklı görüşlere rağmen, mahkemelerin yaklaşımı, tazminat talebinin bir Rekabet Kurumu kararına dayanmadığı durumlarda, Rekabet Kurumunun değerlendirmesini bekletici mesele yapma yönünde yerleşmiş görünmektedir.

Mahkemelerin uygulaması Yönerge ile getirilen düzenlemeden farklı olmasına rağmen, kanımca bu uygulama, Rekabet Kurumunun deneyim ve bilgisi göz önüne alındığında, daha doğrudur. Birçok durumda, rekabet ihlalinin saptanması çok güçtür, yerel mahkemelerin sahip olamayacağı belirli bilgi ve deneyim gerektirir. Özellikle, kartellerin söz konusu olduğu durumlarda kartelin gizli yapısı ihlalin saptanmasını zorlaştırır. Rekabet Kurumu yerinde inceleme ve soruşturma gibi hukuk mahkemelerinin sahip olmadığı bazı yetkileri kullanır. Hukuk mahkemeleri kendiliğinden soruşturma yapamaz, tarafların iddia, savunma ve delilleriyle bağlıdır. Hâkim durumun kötüye kullanıldığı hallerde de, değerlendirme karmaşık ekonomik analizler ve modelleme gerektirebilir, söz konusu birikime yerel mahkemeler sahip değildir.

Zamanaşımı Süreleri

Davanın açılması için gerekli sürenin sağlanması amacıyla zamanaşımı süreleri Yönergede açık bir şekilde düzenlenir. Yönergenin 10. maddesi uyarınca, Üye Devletler zamanaşımı sürelerine ilişkin kurallar öngörecektir. Bu kurallar zamanaşımı sürelerin başlangıcını, süresini, kesildiği veya durduğu halleri düzenler. Rekabet ihlalinden zarar gören kişiler rekabet ihlalini bilmiyorsa veya bilebilecek durumda değilse zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz; zamanaşımı süresi ihlalin öğrenilmesinden itibaren işlemeye başlar. Bu süre en az beş yıl olmalıdır. Rekabet otoritesinin rekabet ihlali nedeniyle soruşturmaya başlaması veya tazminatla ilgili rekabet ihlali nedeniyle işlem yürüttüğü durumlarda zamanaşımı süreleri durur. İhlal kararının kesinleşmesinden veya yargılamanın sonlanmasından en erken 1 yıl sonra zamanaşımı süreleri tekrar işlemeye başlar. Bu madde rekabet ihlali nedeniyle zarar gören kişilere tazminat davası açmadan önce rekabet otoritesinin yargı sürecini tamamlanmasını bekleme olanağı sağlar.

Yönergede düzenlenen usul Türk hukukundan büyük ölçüde farklıdır. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“Rekabet Kanunu”) zamanaşımı sürelerine ilişkin düzenleme içermez. Dolayısıyla Türk Borçlar Kanununun (“TBK”) hükümleri uygulanır. TBK’nın 72. maddesi uyarınca, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle tazminat istemi zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.

İki yıllık zamanaşımını öngören düzenleme 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girdi, bu tarihten önce zamanaşımı süresi bir yıldı. Zamanaşımı süresinin kısalığı uygulamada birçok sorun yarattı. Birçok durumda, zarar gören taraf zarardan ve zarar verenin kimliğinden Rekabet Kurumuna şikâyette bulunduğu veya Rekabet Kurulu ihlalin tespiti için soruşturma başlattığı zaman haberdar oluyor. Zira, soruşturma kararı Rekabet Kurulunun internet sitesinde yayımlandığı için, soruşturma kamuya duyurulmuş oluyor. Tazminat talebi zarar görenin zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren iki yıl içerisinde ileri sürülmelidir (bu süre önceden bir yıldı). Birçok durumda soruşturmanın sonuçlanmasını bekleyen davacılar, zamanaşımı sürelerini geçirdiler ve tazminat talepleri reddedildi. Ayrıca, Rekabet Kuruluna yapılan şikâyet veya Rekabet Kurumunun kararının iptalinin talep edilmesinin zamanaşımı sürelerini durdurmadığı da hatırlanmalıdır.

Yönergenin ışığında, Rekabet Kanununun değişiklik tasarısında (“Tasarı”) daha ayrıntılı bir zamanaşımı maddesi düzenlenebilir.

Fiyat Artışının Yansıtılması ve Yansıtma/Passing-on Savunması

Zarar gören herkes, doğrudan veya dolaylı alıcılar, tazminat talep edebilir. Yönergenin 12. maddesi uyarınca Üye Devletler aşırı tazminatı önlemek için usul kuralları düzenlemekle yükümlüdür. Söz konusu usul kuralları gerçek zararın tazmininin yüksek fiyatlandırılmış zararı aşmasını engellemeye yönelik olmalıdır. Doğrudan alıcılar rekabet ihlali nedeniyle karşı karşıya kaldıkları fiyat artışını dolaylı alıcılara yansıtabilirler. Fiyat artışının dağıtım zincirinde yansıtıldığı durumlarda hal böyledir. İhlali gerçekleştiren tarafın doğrudan alıcıları genellikle, fiyatlarını artırarak kendi maruz kaldıkları yüksek fiyatı karşılamak isterler. Madde 13 uyarınca, davalı davacının ihlal sonucu fiyat artışını yansıttığını iddia ederek tazminat talebine karşı savunma yapabilir. İspat yükü davalıya aittir (ihlal eden teşebbüs). Yerel mahkemeler yansıtılan fiyat artışının payını saptamakla görevlidir. Yönergenin amacı sadece zarar görenlerin tazmin edilmesidir.

Rekabet Kanunu bu yönde ayrıntılı bir düzenleme içermez. Her ne kadar Yönergenin 12 ve 13. maddeleri zararın ispatı veya tazminatın hesaplanması kapsamında görülse de, hakime tazminata ilişkin karar verirken yardımcı olacağı kesindir. Bu nedenle Tasarıya yeni bir madde eklenmesi faydalı olabilir.

Anlaşmaya Dayalı Uyuşmazlık Çözümü

Mahkeme dışında tazminatın belirlenmesi çoğu zaman daha kolay ve ucuz olabilir. Bu durum Yönergede anlaşmaya dayalı uyuşmazlık çözümünün düzenlenmesinin nedenidir. Yönergenin 18. maddesi zamanaşımı süresinin durması imkânı tanıyarak, tarafların mahkeme önünde tazminat talep etme haklarını kaybetmeden anlaşmaya dayalı olarak uyuşmazlıklarını çözmelerine olanak tanır. Yerel mahkemeler yargılamayı iki yıl süre ile durdurabilir. Anlaşmaya dayalı uyuşmazlık çözümünün bir sonucu olarak zarar gören tarafın talebi ihlale iştirak eden tarafın payı oranında azaltılır. Zarar görenin geriye kalan talepleri anlaşmayan, ihlale sebep olan diğer taraflara karşı ileri sürülür.

Rekabet Kanunu taraflara anlaşmaya dayalı uyuşmazlık çözümünü yasaklamamakla birlikte onları bu yönde özendirmez. Anlaşmaya dayalı uyuşmazlık çözümünü özendirme, Türk yasa koyucu için iyi bir örnek oluşturabilir.

Sonuç

Yönergenin ayrıntılı düzenlemeleri Rekabet Kurumunu ve uygulamalarını etkileyecektir. Her ne kadar Rekabet Kanunu rekabet ihlallerinin özel hukuk sonuçlarını içerse de, bugüne kadar Rekabet Kurumu söz konusu düzenlemeler sonucu oluşan sorunlarla ilgilenmiyordu. Yönerge Rekabet Kurumuna bu konudaki durumunu yeniden gözden geçirme olanağı sunar. Tasarıya daha ayrıntılı düzenlemeler eklemenin ve bu düzenlemeleri çıkarılacak Tebliğ ve Kılavuzlar ile tamamlamanın zamanı gelmiştir.