Ercüment Erdem Av. Tuna Çolgar

Sermaye Şirketlerinde Alacağın Sermaye Olarak Değerlendirilmesi

Ocak 2014

Giriş

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK” veya “Kanun”) yürürlüğe girmesinden itibaren tartışılan konulardan biri olan sermaye şirketlerinde alacağın sermaye olarak şirkete konulması hususunun incelenmesine geçilmeden önce, hangi değerlerin esas sermaye olarak şirkete getirilebileceği hususuna değinilmesi gerekir. TTK’nın 127nci maddesinde ticaret şirketlerine esas sermaye olarak getirilebilecek değerler sayılmıştır. 127nci maddenin 1inci fıkrasına göre:

“Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak; a) Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar, b) Fikrî mülkiyet hakları, c) Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz, d) Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakları, e) Kişisel emek, f) Ticari itibar, g) Ticari işletmeler, h) Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler, i) Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar, j) Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer,”

ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabilmektedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere burada yapılan sayım sınırlı sayıda değildir. Kanun koyucu, devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değerin sermaye olarak konulabileceğini ifade ederek, sayılanlar dışında kalan değerlerin de sermaye olarak getirilebileceğini hükme bağlamıştır.[1]

Esas sermaye nakit veya ayın olabilir. Nakit sermaye Türk Lirası taahhüt edilerek ve ödenerek yerine getirilebilir. Ayni sermaye ise çeşitli unsurlardan meydana gelir. Üzerinde sınırlı ayni hak, haciz veya tedbir bulunmayan; nakden değerlenebilen ve devrolunabilen, fikri mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dahil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir.

127nci maddenin, 1nci fıkrasının (a) bendinde düzenlendiği üzere para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar sermaye olarak konulabilir. Fakat 127nci maddenin 2nci fıkrasında TTK’nın 342nci ve 581nci maddelerine göndermede bulunularak, anonim ve limited şirketlerde sermaye olarak konulabilecek değerler sayılırken, üzerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunan, nakdi olarak değerlenemeyen, devrolunamayan ayınların, hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların sermaye olarak getirilemeyeceği düzenlenmiştir.

Alacakların Sermayeye İlavesi için Gerekli Şartlar

Kanun’un 127nci maddesi ile 342nci maddeye yapılan gönderme ve 342nci maddede belirtilen nakden değerlendirilebilme ile devrolunabilme nitelikleri birlikte değerlendirildiğinde alacakların sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak konulabilmesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Kaldı ki, bu husus 342nci maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde de açıkça düzenlenmiş ve vadesi gelmemiş alacakların sermaye olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre, pay sahibinin, üçüncü bir kişiden veya şirketten olan üzerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, vadesi gelmiş alacağının bir sermaye şirketine ayni sermaye olarak konulmasında herhangi bir engel bulunmadığı değerlendirilebilmektedir.

Kanun’un 343ncü maddesinde ise sermaye olarak getirilen paradan başkaca değerlere ve kuruluş aşamasında devralınacak ayınlar ve işletmelere, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi tarafından atanan bilirkişilerce değer biçileceği öngörülmüş, ayrıca değerlemenin ne şekilde yapılacağı ve bilirkişi raporunun hangi hususları kapsayacağı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, bilirkişilerce hazırlanan rapora karşı kurucular ve menfaat sahiplerine itiraz hakkı tanınmış ve mahkemece onaylanacak bilirkişi raporunun da kesin olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda bilirkişi raporunda, seçilen değerleme yöntemi, alacağın gerçekten var olduğu ve tahsil yeteneğinin bulunduğu ayrıntılı ve gerekçeli şekilde yer almalıdır.[2] Yine, Kanunun 459 ve 590ıncı maddelerinde yapılan göndermeler uyarınca, anonim ve limited şirketlerde esas sermayenin artırılmasında da sermayenin ayın olarak konmasına ilişkin yukarıda açıklanan kurallar uygulama alanı bulacaktır.

Bu aşamada tartışma yaratan hususlardan biri de, bilirkişilerin hazırlayacakları rapor ile alacağın gerçekliğinin yanında tahsil edilebilirliğini tespit etmelerinin beklenmesidir. Bilirkişilerden bir alacağın tahsil kabiliyeti hakkında görüş bildirmesini beklemek, sorumluluk zinciri bakımından ileride sorumluluğa yol açabilmesi sebebiyle tartışmalara neden olabilecektir.[3]

Uygulamada alacakların sermaye şirketine ayni sermaye olarak konulmasında, özellikle ortağın şirketten olan alacağını sermaye olarak şirkete koyması hususunda mahkemeler aşamasında ve işlemlerin tescilinde bir takım sıkıntılar yaşanmakta olup; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü (“Bakanlık”) bu konudaki sıkıntıların giderilmesi için yeni düzenlemelere gitme ihtiyacı duymuştur. Bu itibarla pay sahibinin şirketten olan alacağını ayni sermaye olarak şirkete koyması ile bu şekilde yapılacak sermaye artırımlarının sağlıklı bir şekilde sonuçlandırılmasının temini bakımlarından Bakanlığın görüşü uyarınca;

Pay sahibinin şirketten olan alacağını, bir başka şirketin kuruluşunda veya bir başka şirketin sermaye artırımında ayni sermaye olarak koyması durumunda, pay sahibinin şirketten olan alacağının varlığının tespitinde Kanun’un 343üncü maddesi uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce hazırlanacak raporun işlemin tescili için ibraz edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bunun yanında, pay sahibinin şirketten olan alacağını pay sahibi olduğu şirketin sermaye artırımında ayni sermaye olarak koyması durumunda alacağın varlığının tespitinde Kanunun 343 üncü maddesi uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce hazırlanacak rapor ibraz edilebileceği gibi; yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ya da denetime tabi şirketlerde denetçinin bu tespitlere ilişkin raporunun da işlemin tescili için ibraz edilebileceği görüşü bildirilmiş ve işlemler bu görüş doğrultusunda uygulanmaya başlanmıştır.

Fakat özellikle pay sahibinin şirketten olan alacağını pay sahibi olduğu şirketin sermaye artırımında ayni sermaye olarak koyması durumunda uygulama açısından bir kolaylık getirilmiş olsa da, bu uygulamanın kanunda yer almaması, Bakanlık görüşü ile Kanun düzenlemesinin genişletilip genişletilemeyeceği tartışmasını beraberinde getirmektedir.

Tüm bu aşamaların devamında sermaye olarak alacakların taahhüt edilmesi durumunda, TTK’nın 130ncu maddesi uyarınca, alacaklar şirketçe tahsil edilmiş olmadıkça, pay sahibi sermaye koyma borcundan kurtulamamaktadır. Alacak, vadesi gelmemiş ise, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, vade gününden, muaccel ise esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde şirketçe tahsil edilmelidir. Yine maddenin düzenlemesine göre, her ne sebeple olursa olsun, alacak bu süre içinde tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı şirketin tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, pay sahibi, sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini de ödemekle yükümlüdür. Alacak kısmen tahsil edilmişse, yukarıdaki açıklamalar tahsil edilmemiş olan kısım hakkında geçerlidir. Ayrıca ayın sermaye, TTK’nın 128/2 maddesi uyarınca güvence altına alınabilir.[4]

Sonuç

Alacağın sermaye olarak konulması veya sermayeye ilavesi ticaret hukukunun teknik konularından biri olmakla birlikte, uygulamada çokça karşılaşılmakta ve tartışmalara konu olmaktadır. TTK’nın yürürlüğe girmesinden itibaren süre gelen süreçte, gerek Bakanlığın görüşleri gerekse Ticaret Sicil Müdürlüklerinin uygulamaları ile daha sağlıklı olarak uygulanmaya başlanan alacağın sermaye olarak konulması veya sermayeye ilavesi müessesesi, zaman içinde yapılan işlemlerin çoğalması ve oluşacak Yargıtay içtihatları ile hukuken daha sağlam temellere oturacak ve konu hakkındaki tartışmalar belirli görüşler etrafında birleşmeye başlayacaktır düşüncesindeyiz.

[1]GİRAY Eda (Prof. Dr. KARAHAN Sami), Şirketler Hukuku, 1nci Bası, S:113

[2]TEKİNALP Ünal, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, Değiştirilmiş ve Düzenlemelerle Güncelleştirilmiş 3. Bası, Vedat Kitapçılık 2013, S:157

[3]KENDİGELEN Abuzer, Yeni Türk Ticaret Kanunu Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, XII Levha Yay., 2011 S:198

[4]TTK madde 128/2 Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikrî mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa özel sicillerine, bu hüküm uyarınca kaydedildikleri ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildikleri takdirde ayni sermaye kabul olunur. Özel sicile yapılan kayıt iyiniyeti kaldırır.