Ercüment Erdem Av. Ayca Bengü Köksal

Singapur Sözleşmesi ve Sulh Anlaşmalarının Türkiye’de İcrası

Mayıs 2021

Giriş

Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu (“Singapur Sözleşmesi”) 20 Aralık 2018 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edildi. İmzaya açıldığı 7 Ağustos 2019 tarihinde ise Türkiye tarafından imzalandı. Son olarak, Singapur Sözleşmesi’nin onaylanması hakkındaki 21 Nisan 2021 tarih ve 3866 saylı Cumhurbaşkanı Kararı, 22 Nisan 2021 tarih ve 31462 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Singapur Sözleşmesi, uluslararası nitelikteki ticari uyuşmazlıkları arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturan sulh anlaşmalarının icra edilebilirliğini düzenler.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan arabuluculuk, tahkimde olduğu gibi, devlet mahkemelerinden daha hızlı ve ucuz bir çözüm yöntemi sunma gayretindedir. Bununla birlikte arabuluculuk, tahkim kadar sık başvurulan bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değildir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, tahkim yargılaması sonucu verilen hakem kararlarının 1958 tarihli New York Konvansiyonu’na göre diğer ülkelerde kolaylıkla icra edilebilmesi; ancak arabuluculuk kapsamında yapılan sulh anlaşmaları için aynı kolaylığın sağlanmamasıdır.[1] Singapur Sözleşmesi, arabuluculuk yönteminin önündeki bu engeli kaldırmayı ve bu yöntemin uygulamasını yaygınlaştırmayı amaçlar.

Sulh Anlaşmalarının Türkiye’de İcra Edilebilirliği

Arabuluculuk sonucunda imzalanan sulh anlaşmasının icra edilebilmesi için farklı öneriler ortaya atılmıştır:

  1. Sulh anlaşması borçlar hukukuna tabii bir özel hukuk sözleşmesi olduğundan diğer sözleşmeler gibi icrası dava yoluyla talep edilebilir. Ancak bu durumda sözleşmeye uygulanacak hukuk çerçevesinde tarafların ileri sürebileceği bütün maddi hukuk savunmaları yapılabilecektir.[2]
  2. Arabuluculuk sonucu varılan sulh anlaşması, bir mahkeme hükmü yani ilâm olarak kabul edilebilir. Sulh anlaşması şeklen ilâm niteliğinde olduğunda icrası da mahkeme kararlarının icrası şeklinde olacaktır. Söz konusu ilâm yabancı mahkemelerde de yabancı ilâmların tanınması/tenfizi hükümlerine göre sonuç doğuracaktır.[3]
  3. Tahkim yargılaması sırasında yapılan sulh anlaşması bir hakem kararı haline getirilebilir. Bu durumda söz konusu hakem kararının icrası ülkelerin milletlerarası tahkim kanunları, New York Konvansiyonu veya yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine dair hükümlerine göre gerçekleşecektir.

Türkiye’deki yasal düzenlemeler incelendiğinde, arabuluculuk sonucunda yapılan sulh anlaşmasının ilam niteliğinde belge olarak kabul edildiği görülür. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (“HUAK”) m. 18(2) uyarınca;

(…) taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Bu şerhi içeren anlaşma ilam niteliğinde belge sayılır.” HUAK m. 18(4)’e göre, “Taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır”.

HUAK uyarınca yapılan sulh anlaşmasına mahkeme tarafından icra edilebilirlik şerhi verilmesi sulh anlaşmasını ilam haline getirmez; sadece ilam niteliğinde belge olarak kabul edilmesini sağlar. Dolayısıyla HUAK’a göre gerçekleşen bir arabuluculuk sonucu yapılan sulh anlaşması Türkiye’de icra edilebilirse de yabancı ülkelerde yabancı mahkeme kararı olarak tenfiz edilemez. Aynı şekilde yabancı bir ülkede, o ülkenin kanunlarına göre yürütülen bir arabuluculuk faaliyeti sonucu varılan sulh anlaşması o ülkede ilâm niteliğinde belge olsa dahi mahkeme ilâmı olmadığı için Türkiye’de tenfiz edilemeyecektir.

Singapur Sözleşmesi, sulh anlaşmasının icra edilebilirliğinin önündeki bu engelleri kaldırmıştır.

Sulh Anlaşmalarının Singapur Sözleşmesi Kapsamında İcrası ve İcranın Reddi Sebepleri

Singapur Sözleşmesi’ne göre sulh anlaşmalarının icra edilebilmesi için arabuluculuk sonucu yapılmış olması, milletlerarası özellik taşıması, ticari nitelikte olması ve arabuluculuğa elverişli olması gerekir:

  • Arabuluculuk: Sulh anlaşması, arabuluculuk faaliyeti sonucu yapılmalıdır. Arabuluculuğun tanımı Singapur Sözleşmesi m. 2(3)’de yapılmıştır. Buna göre arabuluculuk, “tarafların uyuşmazlıklarını onlara çözüm dayatma yetkisi olmayan 3. bir kişi ya da kişilerin (arabulucu) yardımıyla dostane çözüme ulaşmak” için çaba gösterdikleri bir süreç anlamına gelir.
  • Milletlerarası Özellik: Singapur Sözleşmesi’nin uygulama alanını milletlerarası sulh anlaşmalarıdır. Burada milletlerarası özellikten kasıt yabancılık unsurudur. Sulh anlaşmalarının hangi durumda milletlerarası nitelik kazandığı Singapur Sözleşmesi m. 1(1)’de belirtilmiştir.[4]
  • Ticari Nitelik: Sulh anlaşmasının ticari uyuşmazlıkları çözüme erdiren bir anlaşma olması gerekir. Hangi uyuşmazlıkların ticari nitelikte olduğuna ilişkin herhangi bir tanım yapılmamıştır.
  • Arabuluculuğa Elverişlilik: Singapur Sözleşmesi’nde açık bir tanım olmadığı için arabuluculuğa elverişlilik, sulh anlaşmasının icrasının talep edildiği ülke hukukuna göre (lex fori) yapılacaktır. Bununla birlikte, Singapur Sözleşmesi açıkça taraflardan birinin (tüketicinin) kişisel, ailevi veya evle ilgili maksatlarla yapmış olduğu işlemlerden kaynaklanan veya aile, miras ve iş hukukuna ilişkin olan uyuşmazlıklar için yapılan sulh anlaşmalarını kapsam dışı bırakmıştır.

Singapur Sözleşmesi m. 5, sulh anlaşmasının icrasının hangi sebeplerle reddedilebileceğini düzenler. Bu sebeplerin varlığı, sulh anlaşmasının icrasının reddini zorunlu kılmaz; yalnızca talebin reddini mümkün kılar:

  • Ehliyetsizlik: Sulh anlaşmasının bir tarafı bu anlaşmayı yaparken ehliyetsiz ise anlaşmanın icrası reddedilebilecektir.
  • Sulh anlaşmasının geçersizliği: Sulh anlaşması hükümsüz, etkisiz veya uygulanması imkânsız ise icra talebi reddedilebilecektir. Bu hüküm New York Konvansiyonu m. II (3)’de yer alan tahkim anlaşmalarının geçersizlik şartlarıyla aynıdır.
  • Sulh anlaşmasının bağlayıcı olmaması veya nihai olmaması ya da sonradan değiştirilmesi: Sulh anlaşmasının, anlaşma hükümlerine göre bağlayıcı olmaması veya nihai olmaması icra talebinin reddi sebebidir. Bu hüküm tarafların ancak açıkça anlaşmanın bağlayıcı veya nihai olmadığını belirtmeleri halinde uygulama imkânı bulacaktır.
  • Sulh anlaşmasının ifa edilmiş olması: Sulh anlaşmasında belirlenen borç ifa edilmişse, sulh anlaşmasının icrası talep edilemeyecektir. Kısmi ifa halinde ise icra talebi ancak ifa edilmeyen kısım için yapılabilir.
  • Sulh anlaşmasının açık veya anlaşılabilir olmaması: Sulh anlaşmasının açık ve anlaşılabilir olmaması icranın reddi sebebi olarak düzenlenmiştir.
  • İcranın sulh anlaşmasının hükümlerine aykırı olması: İcra talebi sulh anlaşmasının hükümlerine aykırı ise talep reddedilebilecektir. Buna göre taraflar, sulh anlaşmasının icrası için yetki anlaşması yapmışlarsa, buna aykırı talepler kabul edilmeyecektir.
  • Arabulucunun görevi kötüye kullanması: Singapur Sözleşmesi arabulucudan kaynaklanan sebeplerle sulh anlaşmasının icrasının reddini de kabul etmiştir. Buna göre arabulucu, arabulucuya ve arabuluculuğa uygulanan standartları ciddi şekilde ihlal etmişse ve bu ihlal olmasaydı ilgili taraf sulh anlaşmasını yapmayacak idiyse, anlaşmanın icrası reddedilebilecektir.
  • Sulh anlaşmasının icrasının kamu düzenine aykırılığı: Sulh anlaşmasının icrasının taraf devletin kamu düzenine aykırı olması bir red sebebi olarak düzenlemiştir. New York Konvansiyonu’nda da yer alan kamu düzeni kavramının istisnai ve dar yorumlanmasına ilişkin yaklaşımın sulh anlaşmasının icrasında da geçerli olduğu kabul edilir.
  • Uyuşmazlık konusunun arabuluculuğa elverişli olmaması: Uyuşmazlık konusu taraf devletin hukukuna göre arabuluculukla çözümlenmeye elverişli değilse sulh anlaşmasının icrası reddedilebilecektir.[5]

Sonuç ve Değerlendirme

HUAK hükümlerine göre yürütülen bir arabuluculuk faaliyeti sonucunda varılan sulh anlaşması, milletlerarası özellikte ve ticari nitelikte olsa bile HUAK m. 18’e göre ilam niteliğinde belge olduğu ve buna göre Türkiye’de icra edilebildiği için Singapur Sözleşmesi kapsamında değildir. Ancak Türkiye’de ilâm niteliğinde belge olarak icra edilebilen sulh anlaşması yabancı ülkede bu nitelikte olmadığı için, Singapur Sözleşmesi kapsamına girecektir. Diğer yandan, yabancılık unsurunun bulunması koşuluyla, Türkiye’de HUAK hükümleri kapsamında yapılmayan bir arabuluculuk sonucu varılan sulh anlaşmasının Türkiye’de icrası da Singapur Sözleşmesi hükümlerine tâbi olabilecektir. Aynı şekilde başka bir ülkede, o ülkenin kanunlarına göre yürütülen arabuluculuk sonuncunda yapılan sulh anlaşması da yabancı ülkede ilâm niteliğinde belge olarak kabul edilse bile, Türkiye’de mahkeme kararı olarak icra edilemeyeceği için Singapur Sözleşmesi çerçevesinde icrası talep edilebilir.

Singapur Sözleşmesi sulh anlaşmalarının etkin şekilde icrasını mümkün kılarak milletlerarası ticarette arabuluculuk yönteminin daha sık kullanılmasını amaçlar. Bu durum her şeyden önce çok sayıda devletin Singapur Sözleşmesi’ne taraf olması ile mümkündür. Türkiye, Singapur Sözleşmesi’ni imzalayıp onaylayarak bu yönde ilk adımı atmıştır.


[1] ÖZEL, Sibel; Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi: Singapur Konvansiyonu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 25, Sayı 2, Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal Armağanı, Aralık 2019, s. 1191.

[2] SUSSMAN, Edna; “The Singapore Convention the Enforcement and Recognition of International Mediated Settlement Agreements” ICC Dispute Resolution Bulletin, 42 (2018) s. 46. için bkz. ÖZEL; s. 1192.

[3] ÖZEL; s. 1192.

[4] Singapur Sözleşmesi m. 1(1);

(a) Sulh anlaşmasının taraflarından en az ikisinin işyerleri birbirinden farklı ise; veya

(b) Sulh anlaşmasının taraflarının işyerlerinin bulunduğu ülke

(i) Sulh anlaşmasına göre borçların esaslı bir bölümünün ifa edileceği ülkeden farklı ise;

veya

(ii) Sulh anlaşmasının konusunun en yakın ilişkide olduğu ülkeden farklı ise

Anlaşma Konvansiyon kapsamında milletlerarası niteliktedir.

[5] ÖZEL; s. 1200-1207.