Ercüment Erdem Prof. Dr. H. Ercüment Erdem

Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarında Tahkim

Mayıs 2019

Giriş

Tahkime elverişlilik, Türk hukukunda iki ayrı yerde düzenlenir. Bunlardan ilki 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu Madde 1-IV, diğeri ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 408’de bulunur. Her iki düzenlemede de tahkime elverişlilik “iki tarafın iradelerine tabi uyuşmazlık” olarak tanımlanır.

Şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıklar genel olarak ikiye ayrılır: (i) pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar ve (ii) şirket ile pay sahibi arasındaki uyuşmazlıklar (“korporatif uyuşmazlıklar”). Bu iki uyuşmazlık türünün tahkime elverişli olup olmadığı aşağıda ayrı başlıklar altında ele alınır.

Pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar

Pay sahipleri arasında uyuşmazlıklar genel olarak üç farklı sözleşmeden doğabilir:

  • Pay satış sözleşmesinden.
  • Ortak girişim sözleşmesinden.
  • Pay sahipleri sözleşmesinden (bir diğer deyişle ortaklar sözleşmesinden).

Bu sözleşmelerden pay satış sözleşmesi ve pay sahipleri sözleşmesi borçlar hukuku niteliklidir. Bu sözleşmelere şirketin taraf yapılması bu niteliği değiştirmez. Buna bağlı olarak, bu sözleşmeler sözleşme özgürlüğü ilkesine bağlıdır. Bu da emredici hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların her iki sözleşmede de özgürce düzenlemeler yapabileceği anlamına gelir.

Pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğu konusunda öğretide görüş birliği vardır. Bu görüş mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu zamanında olduğu gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda (“TTK”) da sürdürülür.

Yargıtay da bu sözleşmelerin tahkime elverişli olduğu görüşündedir. Bu görüşü aşağıdaki iki kararından da açıkça anlaşılır:

“… dava konusu limited şirketin ana sözleşmesinde hissedarlar arasında ve hissedarlarla şirket arasında çıkacak ihtilafların tahkim yoluyla halledileceği hükmü nedeniyle davalılar vekilinin süresinde yaptığı tahkim itirazının kabulüne…”[1]

“… Anonim şirket hisse alım-satım sözleşmesinin kamu düzeni ile ilgili bulunmadığından sözleşmede yer alan tahkim şartının geçerli kabul edildiği…”[2]

Pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği konusundaki görüş birliğinin aksine, korporatif uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğuna ilişkin bir görüş birliği yoktur.

Korporatif Uyuşmazlıklar

Korporatif uyuşmazlıklar, şirketler hukukundan doğan, şirketin yapısına, işleyişine ilişkin uyuşmazlıklar ile şirket ve pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar olarak tanımlanabilir. Bu uyuşmazlıklara örnek olarak genel kurul kararının butlanının tespiti veya iptali, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun dava edilmesi, şirketin haklı nedenle feshi, birleşme veya bölünmeden doğan davalar, ortağın ıskatı vb. davalar sayılabilir.

Yukarıdaki tahkime elverişlilik tanımından hareketle, öğretide hangi uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğu konusu tartışılır. Bir görüş ekonomik menfaat içeren uyuşmazlıkları tahkime elverişli bulurken, genel kurul kararlarının iptalini ve şirketin feshini ise tahkime elverişsiz kabul eder. Diğer bir görüş ise fesih davası dışındaki davaları taraf iradesine bağlı ve tahkime elverişli bulur.

Korporatif uyuşmazlıkları her olay temelinde ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Kanımca korporatif nitelikteki uyuşmazlıklar büyük ölçüde taraf iradesine bağlı ve tahkime elverişlidir. Tahkime elverişli olan uyuşmazlıklara örnek olarak, bireysel pay sahipliği hakları ve azınlık haklarının kullanılmasına ilişkin şirketler hukukuna özgü çekişmesiz yargı işleri, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, pay devir işlemleriyle bağlantılı davalar, çıkma ve çıkarılmaya ilişkin davalar ve sermaye borcunun ifasına ilişkin davalar sayılabilir.

Korporatif uyuşmazlıkların tahkime elverişliliğine ilişkin az sayıda Yargıtay kararı vardır. Yargıtay 1983 tarihli bir kararında pay defterine yazım talebini tahkime elverişli kabul eder:

“Mahkemece, nama yazılı pay senetlerinin mirasçılar adına pay defterine yazının istemi ile bunun şirket yöntemince reddi işleminin ana sözleşmenin 31. maddesi hükmü uyarınca hakemlerce çözümlenmesi gerektiği…”[3]

Öğreti ise korporatif uyuşmazlıkların tahkime elverişliliğini özellikle iki tür dava üzerinden tartışır: (i) genel kurul kararlarının iptali ve (ii) şirketin feshi.

Genel Kurul Kararlarının İptali

Öğretide bu konuda üç ana görüş savunulur: Birinci görüş, genel kurul kararlarının iptali davalarının tarafların iradesine bağlı olmadığını ve bu nedenle tahkime elverişli olmadığını belirtir. İkinci görüştekiler ise genel kurul kararlarının konusuna göre bir ayrım yapar ve kendi içinde ikiye ayrılabilir: Bu bağlamda örneğin temettü dağıtımı gibi taraf iradesine bağlı olan kararların tahkime elverişli olduğunu değerlendirirken, taraf iradesine bağlı olmayan uyuşmazlıklar bakımından bir ayrım yapılır.

Bir diğer görüş ise genel kurul kararları için istenen yaptırıma göre bir ayrım yapar: butlan ve hükümsüzlüğün tespiti davalarının taraf iradesine bağlı olmadıklarını ve bu nedende tahkime elverişli olmadıklarını savunur ancak iptal davalarının taraf iradesine bağlı ve tahkime elverişli olduğunu ifade ederler.

Bizim de katıldığımız üçüncü görüş tarafları ise, gerek butlan ve hükümsüzlüğün tespiti davaları, gerekse iptal davalarının taraf iradesine bağlı ve tahkime elverişli olduğunu belirtir.

Yargıtay kararları genel kurul kararlarının iptalini taraf iradelerine bağlı bulmaz ve tahkime elverişli kabul etmez. Yargıtay 2012 tarihli kararında bunu açıkça ifade eder: “Bir genel kurul kararının iptaline dair uyuşmazlığın davacı ve davalı arasında yapılacak anlaşma ile sonuçlandırılması mümkün değildir”[4].

Şirketin Feshi

Öğretide şirketin feshine ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği konusunda üç ana görüşileri sürülür. Birinci görüş fesih davalarının tarafların iradesinden bağımsız ve bu nedenle tahkime elverişli olmadığını ifade eder. İkinci görüş fesih nedeninin iradi olup olmamasına göre bir ayrım yapar ve iradi fesih davasını taraf iradesine bağlı dolayısıyla tahkime elverişli bulur. Buna karşılık, haklı nedenle fesih davasının tahkime elverişliliği ayrı bir tartışma konusunu oluşturur.

Bu konudaki liberal görüş olarak da adlandırabileceğimiz üçüncü görüş fesih davalarının ayrım yapmaksızın taraf iradesine bağlı ve tahkime elverişli olduğunu belirtir.

Ancak, Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca fesih davaları taraf iradesine bağlı değildir ve bu nedenle tahkime elverişsizdir. Örneğin Yargıtay 9 Nisan 2014 tarihli kararında, aşağıdaki şekilde karar verir:

“Oysa, tahkim konusunda şirket ortakları arasındaki sözleşmede yer alan bir hüküm veya yapılacak hakem sözleşmesi geçersizdir. Tahkim, yalnız tarafların arzularına tabi olan, yani davalı ile davacının mahkeme kararına gerek olmaksızın aralarında anlaşarak sonuçlandırabilecekleri uyuşmazlıklar konusunda geçerlidir. Halbuki bir anonim şirketin feshine dair uyuşmazlığın ortaklar arasında yapılacak anlaşma ile sonuçlandırılması mümkün değildir. Ayrıca, 6102 Sayılı TTK’nın 530 ve 531. maddelerinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesini yetkili kılan hükümleri de tahkim müessesesi ile bağdaşmamaktadır.”[5]

Kanımca Yargıtay’ın bu kararı yerinde değildir ve şirketin fesih ve infisahına ilişin davalar tahkime elverişlidir. Bu görüşümün dayanağı ise genel olarak bu uyuşmazlıkların tarafların iradesine bağlı olmasıdır. Genel kurulda ortaklar feshe karar verebilir; fesih tarafların iradesine bağlıdır. Ortaklık ilişkisi temelde sözleşmesel bir ilişkidir ve yine taraf iradesine bağlıdır. Hakemler tespit kararı verebildiğine göre, infisah nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini de tespit edebilirler. TTK m. 530 ve 531’de mahkemelere tanınan yetkiler hakemler tarafından da kullanılabilir. TTK’da buna engel herhangi bir hüküm yoktur. Mahkemenin yetkisi mutlak ve kesin değildir. Buna ek olarak hakemler de tedbir kararı verebilir. Hatta TTK m. 531uyarınca gerçek değerin tespiti tahkimde hem daha kolay hem de hızlıdır.

Fesih davalarının tahkime elverişsizliği için öğretide savunulan kişiler hukukuna ilişkin davalarda kararın kesinleşmeden icra edilememesi ve tahkimde temyiz olmaması da yeterli bir gerekçe olarak değerlendirilemez. Zira tahkimde temyiz yoksa da hakem kararın iptali söz konusu olabilir. Hakem kararı da ancak iptal davası sonuçlandıktan veya dava açma süresi geçtikten sonra kesinleşir.

Karşılaştırmalı hukuka baktığımız zaman Fransa, Belçika ve İsviçre’de fesih davaları tahkime elverişli bulunduğu gözlemlenir. Fransa’da feshi tahkime elverişli bulmayan içtihat eleştirilir. İsviçre’de Borçlar Kanunun Tadil Tasarısı’nda şirketlerle ilgili bölüme yapılacak bir ek ile esas sözleşmeye konulacak tahkim hükümlerinin geçerliliği güvence altına alınmak istenir. Ayrıca esas sözleşmeye sonradan tahkim şartı eklenmesi için de nitelikli çoğunluk aranır. Aynı çözümün Türk hukuku açısından da uygun ve öğreti ile Yargıtay arasındaki görüş ayrılığını giderici olduğunu düşünüyorum. Bu yönde TTK’ya eklenecek hükümlerle şirketler hukukunda tahkimin önü açılır ve şirketler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar uzmanlar tarafından hızla çözümlenir. Böyle bir çözümün yargının yükünü hafifletmek açısından da gerekli olduğu görüşündeyim.

Sonuç

Kanımca ortaklar arası ilişkilerden doğan uyuşmazlıklar (pay satış sözleşmesi ve pay sahipleri sözleşmesi) taraf iradesine bağlıdır ve tahkime elverişlidir. Öğreti ve Yargıtay da bu görüştedir.

Korporatif uyuşmazlıklar için öğreti ve Yargıtay kararlarında farklı fikirler vardır. Öğretide tüm uyuşmazlıkları tahkime elverişli bulanlar olduğu gibi, hiç bir uyuşmazlığı tahkime elverişli bulmayanlar veya sadece genel kurul kararlarını ilişkin uyuşmazlıkları tahkime elverişli bulanlar ve fesih davalarını tahkime elverişli bulmayanlar da vardır. Yargıtay ise genel kurul kararlarının iptalini ve şirketin feshini tahkime elverişli bulmaz.

Korporatif uyuşmazlıkları her olay temelinde ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Kanımca iptal davaları ve fesih davaları da tahkime elverişlidir. Korporatif uyuşmazlıklarda tahkimi özendirmek için TTK’da, İsviçre Borçlar Kanunu Tasarısında olduğu gibi bir değişiklik yapılması önerilir.

[1] 11. HD, S. 2008/9429 E. 2010/1648 K., 15.02.2010.

[2] 11.HD, S. 2010/1129 E. 2010/4904 K., 04.05.2010.

[3] 11. HD, S. 1983/1595 E. 1983/1780 K., 07.04.1983.

[4] 11. HD, S. 2011/13485 E. 2012/19915 K., 05.12.2012.

[5] 11. HD, S. 2014/141 E. 2014/6951 K., 09.04.2014.