Ercüment Erdem Av. Canan Doksat

Şirketlerin Kendi Payını İktisabında Stopaj Uygulaması

Kasım 2020

17.11.2020 tarih ve 31307 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (“7256 sayılı Kanun”) ile varlık barışı, vergi borçlarının yeniden yapılandırılmasını da içerecek şekilde vergi mevzuatında çokça köklü değişiklik yapıldı. Bu değişikliklerden en önemli ve tartışmalılarından birini de, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m. 94’te yapılan ve tam mükellef sermaye şirketlerinin kendi payını iktisabında belirli şartlarda öngörülen stopaj uygulaması teşkil etti. Bu kapsamda bu makalede, söz konusu stopaj uygulamasına ilişkin getirilen kanuni düzenleme, anılan kanuni düzenlemenin gerekçesi ve söz konusu düzenlemeye ilişkin ileri sürülen eleştiriler ele alınır.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) Kapsamında Kendi Payını İktisap

7256 sayılı Kanun ile getirilen stopaj düzenlemesine değinilmesinden önce, TTK kapsamında kendi payını iktisaba ilişkin getirilen kurallara çok kısaca ve genel hatları ile yer verilmesi gerektiği düşünülür.

TTK’da, anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi kural olarak yasaktır. Şirketin kendi paylarını iktisap etmesine izin verilen haller, genel kurul kararı ile iktisap (TTK m. 379), yakın ve ciddi bir kaybın önlenmesi amacıyla iktisap (TTK m. 381), istisnai hallerde iktisap (TTK m. 382) ve ivazsız iktisap (TTK m. 383) şeklinde özetlenebilir.

Kural olarak, anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi için genel kurulun alacağı bir kararla yönetim kurulunu yetkilendirmesi gerekir. Bu yetki en çok 5 yıl için geçerlidir. Genel kurul kararında iktisap edilecek şirket paylarının sayıları, itibari değerleri ve işleme konu olacak payların toplam itibari değerinin gösterilmesi gerekir. Ayrıca paylara ödenecek bedelin alt ve üst sınırları da gösterilmelidir.

Öte yandan, TTK m. 381 kapsamında, “yakın ve ciddi bir kaybın önlenmesi için gerekli olan hallerde” diğer şartların sağlanması kaydıyla şirketlerin genel kurul kararı alınmadan da kendi paylarını iktisap etmelerine izin verilir.

Bunun yanı sıra, şirketlerin kendi paylarını iktisap edebilmesi için belirli bir finansal yeterlilikte olması aranır. Bu kapsamda, iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifi, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olmalıdır.

Yukarıda kısaca özetlenen şartların sağlanması halinde anonim şirketler kendi paylarını yüzde 10 oranına iktisap edebilirler.

TTK altında öngörülen bazı istisnai durumlarda (TTK m. 382) ise, TTK m 379’da öngörülen sınırlamalara bağlı olmaksızın, şirketlerin kendi paylarını iktisap edebilmesine imkan tanınır: (i) Şirketin sermaye azaltımı amacıyla yok etmek üzere kendi paylarını iktisap etmesi, (ii) külli halefiyet gereği şirketin kendi paylarını iktisap etmesi , (iii) bir kanun hükmünden doğan satın alma yükümlülüğüne dayanarak şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, (iv) şirketin kendi paylarını cebri icra yoluyla veya pay sahibinden şirket alacağının tahsili amacıyla iktisap etmesi ve (v) şirketin menkul kıymetler şirketi olması.

7256 Sayılı Kanun ile Getirilen Düzenleme

GVK m. 94’te yapılan değişiklikle tam mükellef sermaye şirketlerinin iktisap ettikleri kendi paylarını,

  • Sermaye azaltımı yoluyla itfa etmeleri hâlinde iktisap bedeli ile hisse senetlerinin veya ortaklık paylarının itibari değeri arasındaki fark tutar sermaye azaltımına ilişkin kararın ticaret sicilinde tescil edildiği tarih,
  • İktisap bedelinin altında bir bedel karşılığında elden çıkarmaları hâlinde iktisap bedeli ile elden çıkarma bedeli arasındaki fark tutar elden çıkarma tarihi,
  • İktisap ettikleri tarihten itibaren iki tam yıl içerisinde, sermaye azaltımı yoluyla itfa etmemeleri veya elden çıkarmamaları hâlinde, iktisap bedeli ile hisse senetlerinin veya ortaklık paylarının itibari değeri arasındaki fark tutar iktisap tarihinden itibaren iki tam yıllık sürenin son günü,

itibariyle dağıtılmış kâr payı sayılır ve bu tutarlar üzerinden %15 oranında vergi tevkifatı yapılır. Ayrıca tevkif edilen vergilerin herhangi bir vergiden mahsup edilemeyeceği düzenlenir. Cumhurbaşkanı’na da %15’lik oranı, (i) tam mükellef sermaye şirketinin paylarının Borsa İstanbul'da işlem görüp görmemesine, (ii) işlem gören paylarının toplam payları içindeki oranına, (iii) geri alınan payların Borsa İstanbul'da işlem gören paylardan olup olmamasına, (iv) tam mükellef kurumlardan geri alınıp alınmamasına, (v) tam mükellef sermaye şirketinin yıllık satış hasılatı ve diğer gelirlerinin toplam tutarına göre ayrı ayrı ya da birlikte, sıfıra kadar indirme ve bir katına artırma konusunda yetki verilir.

Düzenlemenin Amacı

Anılan düzenlemenin gerekçesinde; tam mükellef sermaye şirketlerinin kendi hisselerini iktisap etmek suretiyle vergisiz bir şekilde kar dağıtımı yapmalarının önüne geçilmesinin amaçlandığı ve şirket karlarının dağıtılıp dağıtılmadığına bakılmaksızın uygulanacak bir vergi güvenlik müessesesinin getirildiği belirtilir.

Düzenlemeye Yönelik Eleştiriler

TTK şirketin kendi paylarını alırken ortaklarına yaptığı ödemeleri kâr payı olarak tanımlamaz. Bu durum aynen sermaye tamamlama fonu uygulamalarında olduğu gibi, TTK ve vergi uygulamaları arasında bir uyumsuzluğa sebebiyet verir. Bunun yanı sıra,  GVK’da hisseyi satan ortak açısından “değer artış kazancı” olarak tanımlanan bir unsurun yeniden “kar payı” olarak nitelendirilmesinin bizzat GVK içerisinde bir uyumsuzluğa sebebiyet verdiği ileri sürülebilir. Ayrıca düzenleme ile öngörülen %15’lik stopaj özünde şirketlerin kendi kendilerine yapacakları “muhatapsız” bir stopaj olacaktır. Dolayısıyla, şirketlerin özsermayeyi iyileştirici bir etkiye sahip olmayacağı düşünülür. [1]

Anılan düzenleme ile bir “kar dağıtımı” öngörüldüğünden; tam mükellef kurumlara dağıtılmış sayılan kâr payı tutarları üzerinden kâr dağıtım stopajı yapılmaması gerekir. Zira mevcut düzenlemeye göre tam mükellef kurumlara yapılan kâr dağıtımları stopaja tabi değildir.[2] Tüm bunların yanı sıra, düzenlemede yer verilen 2 yıllık sürenin nasıl hesaplanacağına ve düzenlemenin geçmiş dönem işlemlere etkisi olup olmayacağına ilişkin bir açıklama bulunmaz. Birleşme, bölünme gibi yapılandırmalarda ortaklıktan ayrılma durumlarında madde uygulamasının nasıl olacağı da açıklamaya muhtaç durumdadır.

Sonuç

7256 sayılı Kanun ile getirilen ve şirketlerin kendi payını iktisabında belirli şartlar altında stopaj uygulaması öngören düzenlemenin amacı, anılan düzenlemenin gerekçesinde, tam mükellef sermaye şirketlerinin kendi hisselerini iktisap etmek suretiyle vergisiz bir şekilde kar dağıtımı yapmalarının önüne geçilmesi olarak belirtilir.

Bununla birlikte, TTK şirketin kendi paylarını alırken ortaklarına yaptığı ödemeleri kâr payı olarak tanımlamaz. Dolayısıyla, söz konusu düzenleme ile TTK ve vergi uygulamaları arasında yeni bir uyumsuzluk yaratıldığı düşünülür.

Bunun yanı sıra, düzenleme ile öngörülen %15’lik stopaj özünde şirketlerin kendi kendilerine yapacakları bir stopaj olacaktır. Bu anlamda, madde gerekçesinde yer verildiği anlamıyla söz konusu düzenlemenin gerçek anlamda bir vergi güvenlik müessesesi olup olmadığı ve şirketlerin özsermayelerine olacak etkisi tartışmaya açıktır.

Ayrıca, düzenlemede yer verilen 2 yıllık sürenin hesaplanma şekli, tam mükellef kuruma yapılan satışlarda stopaj hesaplanıp hesaplanmayacağı gibi birçok husus da hâlihazırda açıklamaya muhtaç konumdadır.

[1] Kahraman, Abdülkadir: “Yeni Bir Vergi Güvenlik Önlemi”, https://www.vergidegundem.com/tr_TR/makale?categoryName=Vergide&publicationNumber=12&publicationYear=2020&publicationId=4946944 (Erişim tarihi: 02.12.2020).

[2] Sağlam, Erdoğan: “Torba yasada tartışmalı hüküm: Kendi hisselerini satın alan şirketler bazı durumlarda yüzde 15 vergi ödeyecek”, https://t24.com.tr/yazarlar/erdogan-saglam/torba-yasada-tartismali-hukum-kendi-hisselerini-satin-alan-sirketler-bazi-durumlarda-yuzde-15-vergi-odeyecek,28634 (Erişim tarihi: 02.12.2020).