Ercüment Erdem Av. Berna Aşık Zibel

Ticaret Sicil Yönetmeliği’nde Şirketler Topluluğu Düzenlemeleri

Şubat 2013

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 195 ila 209’uncu maddeleri Türk hukukunda ilk kez topluluk şirketlerine ilişkin esasları düzenler. Bu hükümler, topluluğun tanımını yapar, topluluk şirketlerine belirli bazı tescil, bildirim, raporlama ve denetim yükümlülükleri getirir, topluluk içinde hâkimiyetin kötüye kullanılması hallerine dayalı sorumluluk ve yaptırımları belirler, özel bazı özellikli halleri kurala bağlar.

27 Ocak 2013 tarihli ve 28541 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticaret Sicil Yönetmeliği (“TSY”), TTK’ya bağlı ticaret siciline ilişkin ikincil mevzuat kapsamında yürürlüğe girmiş olup, şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler de içermektedir.

Bu çalışma kapsamında TSY ile şirketler topluluğuna ilişkin m. 105 ila 108 ile getirilen düzenlemeler ve bu düzenlemelerin TTK hükümleri karşısındaki durumu incelenecektir.

Topluluk Tanımı ve Diğer Temel Kavramlar

TTK, topluluk tanımını “teşebbüs” ve “hâkimiyet” kavramlarından yola çıkarak yapar ve fakat bu kavramların tanımlarına yer vermez. TTK m. 195/f.4-5 uyarınca topluluk, hâkim şirket(ler), yavru şirket(ler) ve var ise tepedeki teşebbüsten oluşur. Diğer bir deyişle, TTK uyarınca şirketler topluluğunun oluşması için aralarında hâkimiyet ilişkisi bulunan en az iki ticaret şirketinin varlığı gerekir[1]. Ayrıca yine, TTK’da topluluk tanımı, yalnızca sermaye şirketlerine ve tepe kavram olarak ticari işletmeye bağlanmamış, bunun yerine ticaret şirketi veya teşebbüs ifadeleri kullanılmak vasıtası ile, daha geniş bir kapsam ifade edilme amacı güdülmüştür[2]. Kaldı ki kanunun gerekçesindeki açıklamalar da teşebbüs kavramının gerek tüzel gerek gerçek kişileri içine alır şekilde yorumlandığını ortaya koymaktadır[3].

TSY, topluluğu, bir ticaret şirketi ile buna doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan en az iki ticaret şirketi şeklinde ifade eder. TSY m. 105, topluluktan bahsedebilmek için bir hâkim şirkete bağlı en az iki şirket veya ticaret şirketi olmayan bir hâkim teşebbüs söz konusu ise, buna bağlı ikiden fazla şirket olması gerektiğini düzenler. Diğer bir deyişle, TSY uyarınca topluluktan bahsedebilmek için en az üç ticaret şirketinin içinde bulunduğu bir yapı gerekir. Bu bakımdan, TSY m. 105’te yer alan bu sayısal belirleme amacını aşmakta ve şirketler topluluğuna TTK’da aranmayan bir özellik atfetmektedir.

TTK, şirketler topluluğunu düzenlerken “hâkimiyet” ilişkisinden yola çıkar ve hâkim şirket ve bağlı şirket arasındaki ilişkiye değinir. Ancak bunu yaparken hâkimiyet kavramına ilişkin bir tanım ortaya koymaz. Yalnızca hâkim şirket ve bağlı şirket arasındaki hâkimiyet ilişkisinin tespiti bakımından “kontrol” ölçütü çerçevesinde bazı hâkimiyet vasıtalarını açıklar ve fakat “kontrol” kavramının tanımına da TTK’da yer vermez. Bu bakımdan temel kavramların tanımlanması ve içinin doldurulması, doktrin ve mahkeme içtihatlarına bırakılmıştır. Doktrinde, hâkimiyet kavramı, bir şirketin yatırım, işletme ve finansman politikalarını belirleme ve kontrol etme gücü olarak tanımlanır[4]. Kontrol ise, bir şirketin diğerinin karar mekanizmalarına etki edebilme ve yönlendirebilme imkânı veren hukuki araçlara (oy çokluğu, yönetimde çoğunluk gibi) sahip olması haline bağlanan sonucu ifade eder[5].

Kontrol ve hâkimiyet kavramları, TTK’da olduğu gibi TSY’de de tanımlanmamıştır.

Hâkimiyet Sözleşmesi

TTK m. 195/f. 1 ile düzenlenen hâkimiyet vasıtaları; pay sahipliği yolu ile hâkimiyet, sözleşme yolu ile hâkimiyet ve diğer yollardan hâkimiyet olarak sınıflandırılır. TSY bu vasıtalardan yalnızca hâkimiyet sözleşmelerine değinmekte, pay sahipliği yolu ile hâkimiyete ilişkin her hangi bir düzenleme getirmediği gibi, diğer yollardan hâkimiyete dair bir örnek de vermemektedir.

TSY m. 106, hâkimiyet sözleşmesini tanımlar. Buna göre, “hâkimiyet sözleşmesi, aralarında doğrudan veya dolaylı iştirak ilişkisi bulunmayan, bulunsa bile bu ilişkiden bağımsız ve soyutlanmış bir şekilde taraflardan birinin, sermaye şirketi olan diğerinin yönetim organına hiçbir şarta bağlı olmadan talimat verme yetkisini içeren sözleşme” olarak tanımlanır. Bu tanım, hâkimiyet sözleşmesi niteliğinde kabul edilecek sözleşmeleri oldukça sınırlar. Zira bu tanıma göre, sözleşme ile tanınan talimat verme yetkisinin iştirak ilişkisinden tamamen bağımsız ve soyutlanmış olması ve hiçbir şarta bağlı olmaması gerekmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi TTK, hâkimiyet ilişkisini ve bu çerçevede de şirketler topluluğunu belirli kalıp ve sınırlar içine hapsetmeksizin, olabildiğince geniş ifade etme amacı taşır. Zira madde metninde, pay sahipliği ve sözleşme ilişkisinin yanı sıra, diğer yollardan hâkimiyet denilerek hâkimiyet doğuran her tür vasıta da bu kapsama dâhil edilmiştir. Oysa TSY ile bu vasıtalardan bir tanesi olan sözleşmenin bu denli kısıtlı şekilde tanımlanması, bu amaçla yapılmış bir kısım sözleşmenin tanım dışında kalmasına ve hâkimiyet sözleşmesi olarak yorumlanmamasına sebep olabilir. Örneğin, uygulamada, özellikle hâkimiyetin sözleşme ile kurulduğu durumlarda çoğunlukla, talimat verme yetkisi tarafların anlaşmasına bağlı olarak bazı şartlara bağlanabilmektedir. Bu durumda TSY’nin tanımı dikkate alındığında, bu tür şartlar içeren sözleşmeler hâkimiyet sözleşmesi olarak değerlendirilemeyecektir.

TSY, kredi sözleşmelerinde öngörülen işlem öncesi kredi kuruluşundan onay alma yönünde öngörülmüş yükümlülüklerin bu sözleşmeleri hâkimiyet sözleşmesi tanımına dâhil etmeyeceği yönünde açık hüküm içerir. Yine, şirketin taraf olmadığı hissedarlar anlaşması türü sözleşmelerin hâkimiyet sözleşmesi olarak nitelendirilmeyeceği açıkça düzenlenir.
TTK m. 198/3’e uygun olarak, TSY’de de hâkimiyet sözleşmesinin geçerlik şartı olarak bağlı şirketin genel kurulunca onaylanması ve sicile tescil edilmesi aranır. Buna göre, hâkimiyet sözleşmesinin, hâkim şirketin bağlı olduğu sicil müdürlüğünde veya hâkim şirketin yurt dışında olması halinde bağlı şirketin merkezinin bulunduğu müdürlükte tescili gerekir. Sözleşme yabancı dilde ise, noter onaylı Türkçe çevirisinin müdürlüğe verilmesi gerekir. Bu kapsamda sicil müdürlüklerine başka belgeler de talep edebilme imkânı verilmiştir.

Bildirim, Tescil ve İlan Yükümlülükleri

TTK m. 198 uyarınca, bir teşebbüsün, bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde 5, 10, 20, 25,33, 50, 67, 100’ünü temsil eden miktarda paylarına sahip olması veya paylarının bu yüzdelerin altına düşmesi halinde; teşebbüs, durumu söz konusu işlemlerin tamamlanmasını izleyen on gün içinde, söz konusu sermaye şirketine ve yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür. Payların yukarıda belirtilen oranlarda kazanılması veya elden çıkarılması, yıllık faaliyet ve denetleme raporlarında ayrı bir başlık altında açıklanır ve sermaye şirketinin internet sitesinde ilan edilir. Ayrıca, teşebbüsün ve sermaye şirketinin yönetim kurulu üyeleri ile diğer yöneticileri için de belirli bildirim yükümlülükleri düzenlenir. TTK m. 198 uyarınca, tescil ve ilan yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece, ilgili paylara ait oy hakkı dâhil, diğer haklar donar.

TSY, m. 102/2, söz konusu bildirim yükümlülüğünü, ancak payları iktisap eden veya elden çıkaran teşebbüsün ya da ticaret şirketinin, bir şirketler topluluğuna dâhil olması haline bağlamıştır. Bu yönde bir sınırlama TTK’da yer almamaktadır. Bunun yanı sıra, TSY’nin şirketler topluluğu tanımını da daralttığı dikkate alındığında, kanun tarafından öngörülen bu bildirim yükümlülüğünün kapsamı daha da sınırlanmış olmaktadır. Diğer bir deyişle, TTK uyarınca hisse devri işlemleri sonucu belirtilen eşikleri aşan tüm işlemlerin ilgili sicile bildirilmesi gerekirken, TSY uyarınca, öncelikle içinde üç ticaret şirketinin yer aldığı bir yapı, diğer bir deyişle bir şirketler topluluğu olup olmadığı değerlendirilerek buna göre bildirim yapılması gündeme gelecektir.

TSY uyarınca, dolaylı iştirakin varlığı durumunda bildirim, eşikleri aşan veya eşiklerin altına düşen tüm teşebbüs veya ticaret şirketleri ile ilgili olarak bunlardan bir tanesi tarafından yapılabilir. Bildirimin yapılmaması halinde, söz konusu paylara bağlı hakların donmasına ilişkin yaptırım TSY’de de tekrar edilmiştir.

Bildirim yükümlülüklerine ilişkin açıklamaların yanı sıra, ilgili madde, eşiklere ilişkin oy ve pay oranları ile, var ise karşılıklı iştirak oranlarının hesaplanmasında hangi hususların dikkate alınacağını ve hesaplamanın nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntılı düzenleme içermektedir.

Topluluğun Denetimi

TSY m. 108 uyarınca, topluluk denetçisi ana şirketin genel kurulunca seçilir. Denetçinin, her faaliyet dönemi için, faaliyet döneminin dördüncü ayının sonuna kadar ve her halde görevini yerine getireceği faaliyet dönemi bitmeden seçilmesi şarttır. Seçimden sonra yönetim kurulu, gecikmeksizin denetleme görevinin hangi denetçiye verildiğini tescil ettirir. Ana şirket genel kurulunda topluluk denetçisi ayrıca seçilmemişse, ana şirketin denetçisi topluluk denetçisi olarak tescil edilir.

Değerlendirme

TTK ile şirketler topluluğu düzenlemelerinin yaygın bir uygulamaya sahip olması amaçlanırken, TSY’nin bunun tam tersi bir amaca yönelik, kısıtlayıcı hükümleri içerdiği görülmektedir. Bu bakımdan kanun koyucunun amacı ve kanunun ruhu ile uyuşmaz şekilde uygulama alanını daraltan hükümler getirilmesi, yönetmeliğin düzenleme amacının dışına çıktığı sonucunu doğurmaktadır.



[1] OKUTAN NILSSON, Gül, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na göre Şirketler Topluluğu Hukuku, 1. Baskı, İstanbul, 2009, s. 71
[2] Bknz. Adalet Alt Komisyon Raporu, m. 195, 198 gerekçeleri.
[3] OKUTAN NILSSON, s. 73
[4] OKUTAN NILSSON, s. 98
[5] OKUTAN NILSSON, s. 210, s. 211 atfıyla Grundmann, European Company Law, Belgium 2007, s. 342.