Ercüment Erdem Doç. Dr. H. Murat Develioğlu

Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’nda Yapılması Düşünülen Bazı Değişiklikler

Şubat 2018

Giriş

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’nın Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü tarafından, “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” hazırlanarak, Müdürlüğün 30.1.2018 tarihli yazısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. İçeriği ciddi tartışmalara yol açan Kanun’da 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu (“6750 sayılı Kanun”) ile ilgili de birçok değişiklik yer aldı. Aşağıda, 6750 sayılı Kanun’daki bazı önemli değişikliklere değinilecektir.

Üzerinde Rehin Hakkı Kurulabilecek Taşınır Varlıklar

6750 sayılı Kanun’un beşinci maddesi uyarınca rehin hakkı aşağıda belirtilen taşınır varlıklar üzerinde kurulabilir:

a) Alacaklar
b) Çok yıllık ürün veren ağaçlar
c) Fikri ve sınai mülkiyete konu haklar
ç) Hammadde
d) Hayvan
e) Her türlü kazanç ve iratlar
f) Başka bir sicile kaydı öngörülmeyen ve idari izin belgesi niteliğinde olmayan her türlü lisans ve ruhsatlar
g) Kira gelirleri
ğ) Kiracılık hakkı
h) Makine ve teçhizat, araç, ekipman, alet, iş makinaları, elektronik haberleşme cihazları dahil her türlü elektronik cihaz gibi menkul işletme tesisatı
ı) Sarf malzemesi
i) Stoklar
j) Tarımsal ürün
k) Ticaret unvanı ve/veya işletme adı
l) Ticari işletme veya esnaf işletmesi
m) Ticari plaka ve ticari hat
n) Ticari proje
o) Vagon
ö) Bu fıkrada sayılanlardan üçüncü kişiler zilyetliğindeki taşınır varlık, hak ve paylı mülkiyet hakları

Rehne konu varlıklar sayılırken kanun koyucunun numerus clausus ilkesi uyarınca hareket ettiği, diğer bir ifade ile 6750 sayılı Kanun uyarınca ancak yukarıdaki varlıklar üzerinde rehin kurulabileceği kabul edilir[1]. Tabi ki, anılan düzenlemede yer almayan malvarlıksal değerler üzerinde rehin hakkı Türk Medeni Kanunu veya özel kanunlar uyarınca mümkündür.

Tasarıda ise, yukarıda anılan maddeye “p” bendi eklendi ve bentte “Benzeri her türlü taşınır varlık” ibaresi yer aldı. Benzeri her türlü varlık ifadesinin, içi doldurulması gereken, son derece muğlak bir ifade olduğu şüphesizdir. Tasarının yasalaşması halinde “benzeri” kavramının neleri kapsadığı tartışma konusu olacakve buna karşılık, “numerus clausus” ilkesinin artık geçersiz olduğu tartışmasız hale gelecektir.

Rehnin Kapsamı

6570 Sayılı Kanun’un “Birleşme ve Karışma” kenar başlıklı maddesi uyarınca, (i) birleşen veya karışan taşınır varlıklar üzerinde rehin hakkı kurulabilir. (ii) Bir taşınırın diğer bir taşınırla bütünleyici parçası olacak şekilde karışması veya birleşmesi halinde; rehin hakkı o taşınır varlığın tamamı üzerinde tesis edilmiş sayılır. (iii) Birleşen veya karışan taşınır varlıkta devam eden rehin hakkı, her bir birleşen taşınır varlığın; birleşme anındaki değerinin, birleşmiş ürün değerine oranı üzerinden devam eder. (iv) Taşınır varlıkların birbiriyle birleşmesi veya karışması halinde, alacaklılar yeni varlık üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya karışma zamanındaki değerleri oranında paylı rehne sahip olur.

Kenar başlığı bile değişen hüküm, Tasarı’nın yürürlüğe girmesi halinde bambaşka bir içerik kazanmış olacaktır. Yürürlüğe girmesi planlanan “Rehnin Kapsamı” kenar başlıklı hüküm aşağıdaki şekildedir:

“(1) Taşınır varlığın gelecekteki her türlü faiz, sigorta gibi hukuki getirileri ile doğal ürün ve ikamesi mallar, taşınır varlık ile birlikte doğrudan rehnin kapsamına girer.

(2) Bir taşınırın rehinli olduğunu bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen iyiniyetli üçüncü kişinin iyiniyeti korunur.”

Görüldüğü üzere birleşme ve karışma halleri değişikliği öngörülen diğer maddelerde de yer alır. Birleşme ve karışma ile ilgili hükümler Kanun’dan tamamen çıkarıldı[2] ve büyük ihtimalle bu konudaki sorunların çözümü Medeni Kanun’daki düzenlemelere havale edildi. Bunlar yerine de yukarıdaki düzenlemeye yer verildi. Bu düzenlemeden özellikle ikinci fıkradaki oldukça tartışma yaratacak bir düzenlemedir. Bu hükmün yürürlüğe girmesi halinde üçüncü kişilerin rehinli mal üzerinde iyi niyetle hak kazanımları korunacak, diğer bir anlatımla rehin alacaklısının tescilli rehin hakkı sahibi olması sebebiyle kendisini güvencede hissetme hali sona erecek gibi gözükmektedir. Bu da, 6750 sayılı Kanun’un temel amacı olan teslimsiz taşınır rehninin uygulamasını – dolayısıyla tacirlerin kredi temini imkanını – genişletme amacına tamamen aykırı bir sonuç doğurabilecektir.

Takip

6750 sayılı Kanun’un “Temerrüt Sonrası Haklar” kenar başlıklı 14. maddesi halihazırda şöyledir:

(1) Bu Kanun kapsamındaki borçların süresinde ifa edilmemesi halinde alacaklı, aşağıdaki yollara başvurabilir:

  1. Birinci derece alacaklı ise icra dairesinden 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24’üncü maddesi uyarınca rehinli taşınırın mülkiyetinin devrini talep edebilir. Bu halde icra dairesi, bu devri Sicile bildirir. Rehinli taşınırın, Kanun’un 13’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belirlenen değerinin, birinci derece alacaklının toplam alacağından fazla olması durumunda, aradaki fark miktarından, diğer derecelerdeki alacaklılara karşı, birinci derece alacaklı ile rehin veren müteselsilen sorumludur.
  2. Alacağını, 5411 sayılı Kanun uyarınca faaliyet gösteren varlık yönetim şirketlerine devredebilir. Bu halde, varlık yönetim şirketleri, alacaklının rehin sırasına sahip olur. Öncelik hakkı bu Kanun’un 11’inci maddesine göre belirlenir.
  3. Zilyetliğin devrine konu olmayan varlıklarda kiralama ve lisans hakkını kullanabilir.”

Anılan maddeye “ç” bendi eklenmiştir. Bu düzenlemeye göre “Genel hükümler çerçevesinde takip yapabilir.” Böylece 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu uyarınca yapılan takiplerde, İcra İflâs Kanunu uyarınca malın sattırılarak alacağın tahsil edilmesi imkânı da doğmuş olacaktır.

Sonuç

Yukarıda anılan Tasarı hükümlerinin kanunlaşması halinde, zaten birçok tartışmayı beraberinde getirmiş olan 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu yeni tartışmaların da doğmasına neden olacaktır.

[1] G. Antalya /F. Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni (6750 Sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Çerçevesinde llk Tespitler), Aristo Yayınevi, İstanbul, 2017, s. 67.

[2] Buna paralel olarak 11. maddenin “Birleşen veya karışan varlıklar üzerindeki rehin hakları, varlığın birleşme ve karışmadan önceki durumuyla aynı önceliğe sahiptir. Birleşen veya karışan varlıklar aynı dereceye sahip olmaları durumunda tescil anı dikkate alınır.” hükmünü düzenleyen 3. fıkrası da yürürlükten kaldırıldı.