Ercüment Erdem Av. Ecem Çetinyılmaz

Türk Hukuku’nda Ceza Koşulu (Cezai Şart)

Eylül 2016

Giriş

Ceza koşulu, ya da sözleşme cezası veya eski Borçlar Kanunu’ndaki ismiyle cezai şart, borçluyu sözleşmeden doğan borçlarını gereği gibi ifa etmeye zorlamak için kullanılan bir yöntemdir. Borçlu için zararlarını borçlar hukukunun genel hükümlerince talep etmek mümkün olmakla birlikte, sözleşmede ceza koşulunun varlığı zararın ispatı şartını ortadan kaldırır ve alacaklıya önceden belli ve kesin bir ceza tutarını talep etme imkânı verir. Uygulamada, özellikle ekonomik değeri yüksek edimler içeren sözleşmelerde ceza koşulu sıkça kullanılır. Bu Hukuk Postası makalesinin izleyen bölümlerinde, ceza koşulunun hukuki niteliği, türleri, miktarı, geçersizliği ve cezanın indirimi açıklanacaktır.

Ceza Koşulunun Hukuki Niteliği ve Özellikleri

Ceza koşulu geciktirici koşula bağlı bir edim borcu türü olmakla beraber, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda[1] (“TBK”) özel olarak düzenlendiğinden, koşullara ilişkin hükümlerden önce bu özel hükümlere tâbidir[2].

Sözleşmenin tarafları cezayı asıl borcun ifa edilmediği durumlar için kararlaştırırlar; bu sebeple, ceza koşulu tek başına hüküm ifade etmez. Ceza koşulu asıl borca bağlıdır ve bir cezaya konu olması açıkça yasaklanmış konut ve çatılı iş yeri kiralarında kira bedelinin zamanında ödenmemesi hali için ya da tüketici sözleşmelerinde tüketici aleyhine olacak şekilde ceza koşulu getirilmesi gibi durumlar hariç, her tür borç için düzenlenebilir. Ayrıca, ceza koşulunun bağlı olduğu asıl borca kefil olanın bu cezadan sorumlu tutulacağına dair anlaşmalar hükümsüzdür. TBK md. 182/2 uyarınca, “Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hale gelmişse, cezanın ifası istenemez.”. Asıl borcun hükümsüzlüğü kanuna, ahlaka, kişilik haklarına aykırılığa dayanabileceği gibi, şekle aykırılıktan ve ehliyetsizlikten de kaynaklanabilir. Eğer asıl borcun kaynağı olan sözleşme şekil şartına tabi ise, ceza koşulu da aynı şekil şartına uyularak kararlaştırılmalıdır.

Tıpkı asıl borç gibi, sözleşme ile her türlü ceza koşulu kararlaştırılabilir. Uygulamada ceza koşulu çoğunlukla para edimi olarak kararlaştırılmakla birlikte, verme, yapma, yapmama gibi diğer ceza türleri de, kanuna, ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olmamak şartıyla, mümkündür. Bunun yanında, TBK md. 182/2 uyarınca, “Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hale gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.”.

Ceza Koşulunun Borçlunun Kusuru ve Alacaklının Zararı ile İlgisi

Borcun gereği gibi veya hiç ifa edilmemesi halinde, borçlu kendisine hiçbir kusur atfedilemeyeceğini kanıtlayamadığı sürece, alacaklının zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Türk borçlar hukukunun bu genel prensibine uygun olarak, ceza koşulunun talep edilmesi de borçlunun kusuru bulunmasına tabidir. TBK md. 182/2, bu hususu, kusursuz ifa imkânsızlığına düşen borçlunun cezayı ödemekten kurtulacağını düzenleyerek, açıkça belirtmiş ancak tarafların aksini kararlaştırmalarına da imkân tanımıştır. İspat kuralına göre, alacaklının borcun gereği gibi yerine getirilmediğini ispat etmesi yeterlidir, borçlunun kusurunu ispat etmesine gerek yoktur.

Ceza koşulunun en ayırt edici özelliği, borçlunun kusurundan farklı olarak, cezanın ödenmesi için alacaklının zarara uğramasına gerek olmamasıdır. TBK md. 180/1 uyarınca, “Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.”. Benzer şekilde, alacaklının zarar derecesi ceza borcunu etkilemez. Bu nedenle, ceza koşulunun kararlaştırılması, alacaklıyı, zararını ispat etme yükümlülüğünden kurtarır. Uygulamada ceza koşulunun kullanılmasının temel sebepleri, zararın kanıtlanmasında zorluklarla karşılaşılmasının ve zararın hesaplanmasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların önlenmesidir. Borcun ihlâl edilmesi üzerine nasıl hesaplanacağı ve ne kadar tutacağı henüz belirsiz olan bir kanunî tazminat yükü altına girmekten pek fazla çekinmeyerek işi gevşek tutabilecek bir borçlu; borcu ihlâl ettiği anda alacaklının uğradığı zarara bağlı olmaksızın doğacak, önceden belli ve kesin bir cezanın kararlaştırılmış olması karşısında, daha dikkatli ve özenli davranma zorunluluğu duyabilir[3].

Alacaklı, zararının ceza miktarını aştığı durumda ceza koşuluna ek olarak yalnızca aşan kısmı talep edebilir. Ancak bu durumda borçlunun kusurunu ispat yükü alacaklıya geçer ve alacaklının aşan zararı talep edebilmesi için borçlunun borcunu ifa etmemede kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir.

Ceza Koşulunun Türleri

İfa Yerine İstenebilecek Ceza

TBK md. 179/1 hükmü, ifa yerine istenebilecek cezayı düzenler. İfa yerine istenebilecek ceza, alacaklının, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilmesini ifade eder. Bu durum, bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi için bir ceza kararlaştırıldığında karşımıza çıkar. Böyle bir durumda, sözleşmeden açıkça aksi anlaşılmadıkça ve asıl borç borçlunun kusuruyla imkânsız hale gelmedikçe (bu durumda alacaklı sadece cezayı talep edebilecektir), alacaklı asıl edim ya da cezanın ifası arasında seçim yapmak zorundadır. Diğer yandan, md. 179/1’in lafzından, tarafların hem borcun hem de cezanın ifasını kararlaştırabilecekleri anlaşılmaktadır.

İfayla Birlikte İstenebilecek Ceza

TBK md. 179/2 uyarınca, “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.”. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi de bu konudaki bir kararında, dönemsel ifayı içeren asgari alım taahhütlü sözleşmelerde dönem bitimini müteakip ihtirazi kayıt konulmaksızın ya da ihtar yapılmadan mal verilmeye devam edilmesinin önceki döneme dair cezai şart talebinden zımnen vazgeçildiği anlamına geleceğini belirtmiştir[4].

İfa yerine istenebilecek ceza koşulunun kararlaştırılması da mümkün olmakla birlikte, sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça, borçlu hem borcu (gecikmiş olarak ya da yerinde) ifa etmek hem de ceza koşulunu ödemekle yükümlüdür.

Cezanın Miktarı ve Azaltılması

TBK md. 182/1 uyarınca taraflar ceza koşulunun miktarını belirlemekte serbest olsa da, md. 182/3 hâkimin aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirebileceğini düzenlemektedir. Ceza koşulu tutarının ne zaman aşırı sayılacağını ve ne miktara indirileceğini hâkim tayin edecekse de, Yargıtay içtihadına göre, “ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber, borçlunun borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınan ceza miktarı, hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir[5]. Hâkim aynı zamanda, ceza koşulunun tazmin ve ceza işlevlerini de göz önünde bulundurmalı[6], olayın özellikleri ve ceza miktarının borçluyu borcunu ifaya zorlama gücü arasında bir denge kurmalıdır. Hâkim, ceza koşulunun yalnızca miktarını indirmeye yetkilidir, ceza koşulunu tamamen ortadan kaldıramaz ya da başka nitelikte bir ceza ile değiştiremez.

Bu konudaki bir istisna, ticari sözleşmelerde tacir sıfatını haiz borçlu aleyhine karşı kararlaştırılmış olan ceza koşuludur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun[7] 22. maddesi, tacir sıfatını haiz borçlunun aşırı ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemeyeceğini düzenler.

Sonuç

Ceza koşulu, ya da sözleşme cezası veya eski Borçlar Kanunu’ndaki ismiyle cezai şart, alacaklıyı zararını ispat etmekten kurtarır ve ona önceden belli ve kesin bir ceza miktarını talep imkânı sağlar. Ceza koşulunu talep etmek için borçlunun kusuru aranmakla birlikte, alacaklının zarara uğramış olması aranmaz. Ceza koşulu asıl borca bağlıdır ve ceza koşuluna bağlanması açıkça yasaklanmamış her türlü borç için kararlaştırılabilir. Aynı şekilde, sözleşmede herhangi bir edim ceza olarak kararlaştırılabilir. Kural olarak, borcun gereği gibi ya da hiç ifa edilmemesi halinde, alacaklı borcun veya cezanın ifasını talep edebiliyorken, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi halinde hem borcun hem de cezanın ifasını aynı anda talep edebilir. Taraflar sözleşmede ceza miktarını belirlemekte serbesttirler; ancak hâkim aşırı bulduğu ceza koşulunu kendiliğinden indirebilir.

[1]  TBK (RG, 04.02.2011, S. 27836) 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdi.

[2]  Oğuzman, Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, 6098 Sayılı Yeni Borçlar Kanunu’na Göre Güncellenip, Genişletişmiş 9. Bası, İstanbul 2012, s. 504.

[3]  Oğuzman, Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, 6098 Sayılı Yeni Borçlar Kanunu’na Göre Güncellenip, Genişletişmiş 9. Bası, İstanbul 2012, s. 504.

[4]  Yargıtay 19. HD, E. 2014/3953, K. 2014/7865, T. 24.04.2014 (www.kazancı.com).

[5]  Yargıtay 13. HD, E. 2045/504, K. 2016/5643, T. 23.02.2016 (www.kazancı.com).

[6]  Yargıtay 6. HD, E. 2013/679, K. 2013/12298, T. 12.09.2013 (www.kazancı.com).

[7]  TTK (RG, 14.02.2011, S. 27846) 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdi.