Türk Hukukunda Limited Şirket Yöneticilerinin Ve Ortaklarının Şirketin Kamu Borçlarından Doğan Sorumluluğu

Kasım 2009

 

Türkiye’de ilk olarak 1926 tarihli eski Türk Ticaret Kanunu’nda yer verilmiş olan limited şirket, Türk vatandaşları ve yabancı yatırımcılar tarafından en çok tercih edilen şirket tipidir.

Limited şirket; gerek sadece iki ortakla ve 5000 TL sermaye ile karışık bir prosedüre tabi olmaksızın kurulabilmesi, gerek ortakların arasından veya dışarıdan tayin edilecek bir müdür ile şirketin en geniş şekilde temsil edilebilmesi ve şirket faaliyetlerine ilişkin prosedürlerin az ve esnek olması nedenleriyle tercih edilmektedir.

Bu yazımızda limited şirket yöneticilerinin şirketin kamu borçlarından sorumluluğu konusu değerlendirilecek ve limited şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğu konusu ise önümüzdeki sayıda ele alınacaktır.

Öncelikle, konuya ilişkin hukukumuzdaki limited şirketlerin yapısına ve sorumluluk rejimine ilişkin düzenleme ve ilkelere kısaca değinecek olursak; 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun[1] (“TTK”) 503. maddesi ve devamı hükümlerinde limited şirketlerin kuruluş ve işleyişlerine ilişkin esaslar düzenlenmektedir. TTK’nın 503. maddesi hükmü uyarınca limited şirket, “İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan” şirket olarak tanımlanmıştır.

Yukarıda verilen tanımdan da anlaşılabileceği üzere, limited şirket, TTK’nda düzenlenmiş sermaye şirketlerinden olup; ortakları ve yöneticilerinin malvarlıklarından bağımsız mal varlığına sahip olan ve ortakları ile yöneticilerinin hakları ve yükümlülüklerinden ayrı kendi adına hak edinebilme ve borç altına girebilme ehliyeti olan bir tüzel kişiliktir. Bu sebeple, limited şirketin faaliyetlerinin hukuki sonuçlarının da limited şirket üzerinde doğması ve ne şirket ortaklarının ne de yöneticilerin şirket faaliyetleri neticesinde kişisel sorumluluklarının doğmaması esastır.

Ancak yukarıda sözü edilen limited şirketin varlığına ilişkin temel ve limited şirket mantığına hakim “sınırlılık” prensibinin istisnası olarak Türk hukukunda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un[2] “Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu” yan başlıklı mükerrer 35. maddesi hükmü ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun[3] (“VUK”) “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” yan başlıklı 10. maddesi hükmü uyarınca limited şirketin faaliyetleri sebebiyle yöneticilerin kişisel malvarlıklarına başvurulmasına olanak veren ve uygulama alanı geniş bir kişisel sorumluluk rejimi getirilmiştir.

 

Vergi Usul Kanunu’nun 10. Maddesinin 1. fıkrasında, tüzel kişiliklerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen vergi ile ilgili ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği; aynı hükmün 2. fıkrasında ise sözü edilen temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı düzenlenmiştir. Madde metninden de anlaşılabileceği üzere, söz konusu sorumluluk rejimi konu bakımından 213 sayılı VUK kapsamına giren vergi, resim, harçlar ile bunlara bağlı alacaklar ile sınırlıdır.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesi 1. fıkrası hükmünde ise  213 sayılı VUK’nun 10 maddesi hükmüne paralel bir şekilde   tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği düzenlenmiştir.

Öncelikle, Her iki Kanun hükmünde de şirketin ödenmemiş borçlarından “kanuni temsilcilerin” sorumlu olacağı düzenlendiğinden, bu noktada limited şirketlerin temsiline ilişkin TTK düzenlemelerine bakılarak kimlerin limited şirketin kanuni temsilcisi kabul edildiğinin tespiti gerekmektedir. TTK’nun 541. maddesinde limited şirketin idare ve temsilinin şirketin ortağı olmayan kimselere bırakılabileceği düzenlenmiştir. Ancak, Kanun’un 540. maddesinde, limited şirketin idare ve temsili için bir kimsenin atanmamış olması halinde limited şirket kurucularının (yani ortakların) limited şirketin müdürü sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler uyarınca, limited şirketler için “kanuni temsilci” ifadesi ile şirket müdürleri, bir diğer ifade ile şirketin yöneticileri ifadelerinin örtüştüğü görülmektedir.

İkinci olarak, yukarıda verilen bilgiler ışığında 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinde düzenlenmiş kamu alacağı kavramının kapsamına vergiler, resimler, harçlar, vergi cezaları, vergi faizleri de dahil olması sebebiyle, 213 sayılı VUK’nun 10. maddesi uyarınca limited şirket yöneticilerinin sorumlu kılındığı şirketin ödenmemiş vergi borçlarını da kapsadığı şüphesizdir ve uygulamada vergi borçlarının şirketlerin ihtilaf konusu olan kamu borçlarının başında gelmesi sebebiyle konu önem arzetmektedir. Bu noktada 213 sayılı VUK’un 10. maddesi hükmünün, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi hükmüne göre konu bakımından daha “özel” bir düzenleme içerdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Her ne kadar 213 sayılı VUK’un 10. Maddesinin düzenlemesinin yukarıda izah edilen şekilde özel bir düzenleme olduğu kabul edilse de, (i) 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile eklenmiş 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. Maddesi hükmünün, 213 sayılı VUK’un 10. maddesinden sonraki tarihli olması; (ii) 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi hükmünün şirketin malvarlığından tahsil edilemeyen kamu alacaklarının kanuni temsilcilerden 6183 sayılı Kanun uyarınca tahsil edileceği şeklindeki lafzı ve (iii) ayrıca VUK’un 10. maddesinin 2. fıkrası hükmünün şirketten tahsil edilemeyen vergi borçlarının “ödevlerini yerine getirmeyen kanuni temsilciler”in varlıklarından alınacağına dair ifadesi sebebiyle VUK hükmünün kanuni temsilcilere “kusura dayalı sorumluluk” yüklemesine rağmen 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. Maddesinde kamu alacaklarının şirketten tahsil edilememesinin dışında bir şart aranmaksızın ve kanuni temsilcilerin ödevlerini yerine getirip getirmedikleri hususuna bakılmaksızın takip ve tahsil işlemlerine başlanabilmesi gibi sebeplerle yakın tarihe kadar limited şirketlerin vadesinde ödenmemiş vergi borçları için şirket yöneticilerinin hangi Kanun hükmüne göre sorumlu tutulacağı ve takip edileceği zaman zaman tartışmalara sebebiyet vermekle beraber ilgili vergi daireleri diledikleri Kanun hükmüne dayanabilmekle birlikte genellikle 6183 sayılı Kanun uyarınca limited şirket yöneticilerinin sorumluluğuna başvurmakta idi.

Yukarıda değinilen belirsizlik hali, 6 Haziran 2008 tarihli ve 26898 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun[4] ile 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine eklenen 6. fıkranın “Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.” ifadesi ile giderilmiştir. Kanun koyucu, bu düzenleme ile 213 sayılı VUK’un 10. Maddesinin mevcudiyetine rağmen limited şirketin VUK kapsamındaki vergi borçlarının  kanuni temsilcilerden 6183 sayılı Kanun’un 35. Maddesi uyarınca takip edilebilmesi yönündeki iradesini ortaya koymuştur.

5766 sayılı Kanun ile limited şirket yöneticilerinin şirketin kamu borçlarından sorumluluğuna ilişkin getirdiği bir diğer önemli değişiklik ise 5766 sayılı Kanun’un 4. Maddesi hükmü ile 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi hükmüne eklenmiş 5. fıkrasının “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.” şeklindeki hükmüdür.

Söz konusu düzenleme ile kamu alacağının doğduğu ve ödenmesinin gerektiği tarihte şirket yöneticilerin farklı olmaları durumunda yönetici değişikliğinden önceki döneme ait kamu borçlarından mevcut yöneticinin mi yoksa önceki yöneticinin mi sorumlu tutulması gerektiğine ilişkin uygulamada yaşanan ihtilaflar kamu alacağının tahsilini güvence altına alacak şekilde her iki şirket yöneticisinin de müteselsil sorumlu olması rejimi ile giderilmiştir. Bu noktada müteselsil sorumluluğun olduğu her ilişkide müştereklik unsuru da mevcut olacağından kamu borçlarından müştereken sorumlu olan eski ve yeni yöneticiler aleyhine şirketin kamu borçları sebebiyle aynı anda takibe geçilebileceği gibi müteselsil sorumluluk ilkesinin doğal sonucu olarak eski ve yeni yöneticiler “şirketten tahsil edilemeyen borcun toplam tutarı” üzerinden takip edileceklerdir.

5766 sayılı Kanun’un Geçici Madde 1 hükmünde söz konusu kanun ile 6183 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih olan 6 Haziran 2008 itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile, özellikle şirket yöneticileri hakında getirilen müteselsil sorumluluk rejiminin 5766 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki kamu borçlarına da uygulanabilmesi mümkün kılındığından  “kanunların geriye yürümezliği” ilkesine kanun koyucunun iradesi ile istisna teşkil edilecek bir uygulamanın mümkün kılındığını söylemek yanlış olmayacaktır.

5766 sayılı Kanun ile limited şirket yöneticilerinin şirketin kamu borçlarından sorumlu tutulmalarına ilişkin çok önemli bir diğer değişiklik ise, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. Maddesine dayanılarak yapılan takiplerde şirket yöneticilerinin sorumlu tutulmalarının tek şartı olarak maddenin ilk fıkrasında düzenlenmiş  kamu alacaklarının asıl borçlu olan şirketten “tamamen veya kısmen tahsil edilememiş olması veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması” zorunluluğuna ilişkin olarak 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesine “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” tanımının eklenmesidir. Söz konusu ekleme ile, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. Maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten beri mevcut olan ancak tanımlanmamış “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” tanımlanarak asıl borçlu olan şirkete karşı başlatılmış tüm takip ve yasal işlemlerin tamamen sonuçlandırılarak kamu borçlarının şirketten tahsil edilemeyeceğinin kesinleşmesinin beklenmesine gerek kalmaksızın şirket yöneticilerinin mal varlıklarına başvurulmasının yolu açılmıştır.

5776 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanun’a getirilmiş değişiklikler uyarınca limited şirket yöneticilerinin şirketin kamu borçlarından sorumluluklarının koşul ve sınırlarını ana hatlarıyla belirleyecek olursak, limited şirket yöneticilerinden her biri;

  • Şirketin ödenmemiş kamu borçlarının tamamından tüm malvarlıkları ile sorumludurlar;
  • Sadece görev sürelerinin sona erdiği tarihten sonraki tarihte doğan şirket kamu borçlarından sorumlu değildirler ve
  • Şirket varlıklarından tamamen tahsil edilememiş ve ilgili idarelerce şirketin varlıklarından tahsilinin mümkün olmadığına kanaat getirilen limited şirket borçları sebebiyle takip edilebilirler.

 

Limited şirket yöneticileri yukarıda çizilen çerçeve dahilinde şirketin ödenmemiş kamu borçları için sorumlu tutularak haklarında yasal takip başlatılması riskinin yanında belirli koşulların varlığı halinde kendilerine hiçbir ödeme uyarısına bulunulmaksızın veya haklarında henüz bir yasal takip başlatılmaksızın ilgili idarelerin başvurması üzerine; limited şirket yöneticilerinin şirketin kamu borçları sebebiyle kişisel mal varlıkları üzerinde ihtiyati haciz uygulanması ve limited şirketin ödenmemiş kamu borcunun yüz bin Türk Lirası’nı aştığı hallerde teminat göstermedikçe yurtdışına çıkışlarının yasaklanması gibi yaptırımlarla da karşı karşıya kalabilmektedirler.

Sonuç

5766 sayılı Kanun ile kamu borçlarının tahsilinin güvence altına alınması ve ilgili kanun hükümlerindeki boşluklar sebebiyle uygulamada yaşanılan ihtilaf ve sorunların giderilmesi amacıyla kanun koyucu tarafından limited şirket yöneticilerinin kamu borçlarından sorumluluğu rejimine ilişkin getirilen değişikliklerin şirket yöneticilerinin sorumluluklarının kapsamının şahsi mal varlıkları için sürekli bir tehdit unsuru teşkil edilebilecek nitelikte değiştirildiği kanaatindeyiz. Özellikle kamu borcunun doğduğu  ve ödenmesi gerektiği zamanlarda limited şirket yöneticilerinin farklı olması halinde önceki tarihli kamu borcu için hangi yöneticinin sorumlu tutulması gerektiğinin ihtilafsız tespit edilememesi durumunun önüne geçilmek üzere getirilen “müteselsil sorumluluk rejimi” kapsamında bir şahıs bir limited şirkete müdür olarak atanırken şirketin ilgili olduğu tüm idarelere başvurarak şirketin kamu borçları hakkında bilgi istemesi ve sevk ve idare edeceği şirket kayıtlarını incelemesi pratik olmasa da mevcut düzenlemeler ışığında yerine getirilmiş olsa bile limited şirket yöneticisinin atandığı tarihte ilgili idarelerin bile bilgisi dahilinde olmayan ve kendisinin de vakıf olmasının mümkün olmadığı şirketin kamu borçları sebebiyle ileride sınırsız bir şekilde şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulması tehlikesi her zaman mevcuttur.



[1] 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 9.7.1956 tarih ve 9353 sayılı Resmi Gazete.

http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/997.html   *29.11.09, Pazar 16:32*

[2] 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, 28.7.1953 tarih ve 8469 sayılı Resmi Gazete.

http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/966.html   *29.11.09, Pazar 16:35*

[3] 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 10.1.1961 tarih ve 10703-10705 sayılı Resmi Gazete.

http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1045.html *29.11.09, Pazar 16:37*

[4] 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 6.6.2008 tarih ve 26898 mükerrer sayılı Resmi Gazete.

http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5766.html       *29.11.09, Pazar 16:38*