Ercüment Erdem Av. Duygu Öner

Türk İspat Hukukunda Delil Sözleşmesi

Ocak 2020

Giriş

Türk hukuk sisteminde, belirli bir miktar ve değerin üzerinde olan işlemlerin kural olarak senetle (veya kesin delillerle) ispat edilmesi gerekir. Hukuki fiiller ve belli miktarın altında kalan hukuki işlemler bakımından ise delil serbestisi sistemi geçerli olup, taraflar söz konusu fiil ve işlemleri her türlü delil ise ispatlayabilirler. Taraflar bazı durumlarda, ispat edilecek vakıaların hangi deliller ile ispat edileceğine ilişkin olarak anlaşma yoluna gidebilirler.  Belirli bir hukuki işlem veya vakıanın hangi deliller ile ispat edilebileceğine yönelik olarak taraflar arasında yapılan bu tür anlaşmalara delil sözleşmesi adı verilir.

HMK Kapsamında Delil Sözleşmesi

Delil sözleşmesine ilişkin düzenlemeler 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 193. maddesinde yer alır. İlgili maddenin 1. fıkrası uyarınca, taraflar kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.

Bu kapsamda taraflar, kanunda öngörülen miktarı aşan değerdeki bir hukuki işlemin tanıkla ispat edilebileceğini kararlaştırabilir. Bu durumda, senetle (veya diğer kesin deliller ile) ispatı gereken hukuki işleme ilişkin olarak tanık deliline başvurulabilecek ve senetle ispat zorunluluğu aranmaksızın, davaya konu hukuki işlem tanık beyanı ile ispat edilebilecektir. Hâkim takdir hakkı çerçevesinde, söz konusu tanık delilini serbestçe takdir edecektir. Öte yandan, taraflar delil sözleşmesi ile tanıkla ispatı mümkün olan bir vakıanın senetle ispat edilmesini de kararlaştırabilirler. Bununla birlikte, ilgili kanunlar uyarınca geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması gereken sözleşmelerin başka bir delil ile ispatlanması mümkün değildir. Bu kapsamda, taraflar delil sözleşmesi ile, geçerlilik şartı olan yazılı şekil yerine başka bir delil kararlaştıramaz[1].

Delil sözleşmesi belli bir hukuki ilişki için yapılabilir. Delil sözleşmesinde hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edileceğinin gösterilmesi gerekir. Tarafların, aralarında çıkacak her türlü uyuşmazlığın tanık ile ispat edileceğine yönelik delil sözleşmesinin geçersiz olacağı kabul edilir[2].

Delil sözleşmeleri türleri bakımından, doktrinde münhasır delil sözleşmesi ve münhasır olmayan delil sözleşmesi olarak tasnif edilir. Taraflar, kanunda belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların sadece belirli delil veya delillerle ispat edileceğine ilişkin bir sözleşme yaparlarsa, bu sözleşme münhasır delil sözleşmesi olarak nitelendirilir. Bu delil sözleşmesi türüne münhasır delil sözleşmesi denmesinin sebebi, tarafların davada kullanacakları delilleri, bu sözleşme ile sınırlamış olmalarından kaynaklanmaktadır[3]. Tarafların, aralarında çıkacak bir uyuşmazlıkta, belli bir vakıanın ya da işlemin, sadece belli değil veya delilerle değil, kanunen caiz olan delil olan delillerin yanı sıra kendi karşılaştıracakları delillerle ispatlanabileceğini kabul etmeleri halinde münhasır olmayan delil sözleşmesi yaptıkları kabul edilir. Örnek olarak, senetle ispat zorunluluğu olan bir hukuki işlemin tanık ile de ispat edileceğine ilişkin bir sözleşme münhasır olmayan delil sözleşmesi olarak nitelendirilir.

Delil Sözleşmesinin Şekli

HMK m. 193 uyarınca delil sözleşmesi yazılı olarak yapılabilir. Delil sözleşmesi ayrı bir sözleşme olarak yapılabileceği gibi, bir sözleşmeye, sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların belli bir delil ile ispat edilebileceğine ilişkin madde olarak da eklenebilir.

Delil sözleşmesi mahkeme önünde de yapılabilir. Bu şekilde delil sözleşmesi yapılması daha çok bir tarafın tanık dinletmek istemesine karşı tarafın açık olarak muvafakat etmesi ile gerçekleşir.

Delil Sözleşmesinin Geçerliliği

Delil sözleşmesi, kanunun tanıdığı ispat imkânlarına doğrudan müdahale niteliğinden olduğundan, sınırlarının da belirlenmesi gerekir. Uygulamada, bazı hallerde güçlü olan tarafın karşı tarafı, onun ispat imkânını tamamen ortadan kaldıracak veya güçleştirecek nitelikte delil sözleşmesi yapmaya zorladığı görülür.  Bu riski dikkate alan kanun koyucu, HMK m. 193/2 uyarınca, taraflardan birinin ispat hakkını kullanmasını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğunu kabul eder. Bu kapsamda, delil sözleşmeleri bir tarafın savunma hakkının tamamen ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde kullanılamaz. Delil sözleşmelerinin içeriğinin denetlenmesi bakımından HMK m. 193/2 uyarınca öngörülen savunma hakkının engellenmesi kriterinin yanı sıra, niteliği uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen genel işlem şartları, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ilkesi, taraflardan birinin tüketici olduğu durumda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu çerçevesindeki haksız şartlar gibi kıstasların dikkate alınması gerektiği kabul edilir.

Sonuç

Türk hukukunda, tarafların aralarında çıkabilecek bir uyuşmazlıkta ilgili vakıaların hangi delillerle ispat edilebileceğine ilişkin olarak sözleşme yapabilmelerine imkân tanınır. Delil sözleşmesi ile taraflar, ispat edilecek vakıaların hangi deliller ile ispat edilebileceğini kararlaştırırlar. Taraflar delil sözleşmesi akdetmek konusunda serbest olmakla birlikte, delil sözleşmesi yapma özgürlüğünün de denetlenmesi gerekir. Bu kapsamda, HMK m. 193/2 uyarınca, taraflardan birinin ispat hakkını kullanmasını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olup, delil sözleşmelerinin geçerliliği mahkemece niteliği uygun düştüğü ölçüde genel işlem şartları, haksız şartlar ve dürüstlük kuralı ilkesi çerçevesinde denetlenir.

[1] Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Legal Yayınevi, 2016, s. 437.

[2] Kuru, s. 436.

[3] Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 718.