Ercüment Erdem Gaye Spolitis

Türkiye’de Ambalaj Atıklarının Kontrolü ve Genel Çerçevesiyle Yasal Mevzuat

Ağustos 2017

Giriş

Atık sektöründeki gelişmeler ülkemize yeni fırsatlar sunar. Resmi verilere bakıldığında 2003 yılında ambalaj atıkları yönetiminde lisanslı tesis sayısı 28 iken, 2016 yılında bu sayı 1143'e ulaştı. Ambalaj atıkları için 4 tane olmak üzere, çevre mevzuatı uyarınca yetkilendirilmiş kuruluş sayısı 12’yi bulmaktadır. Atık yönetiminde yeni ve büyük bir pazarın hızla oluştuğu söylenebilir.

Ambalaj atıklarının kontrolü ile ilgili yasal düzenlemenin temeli 24 Ağustos 2011 tarih ve 28035 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’dir (“Yönetmelik”). Avrupa Birliği’ne üyelik süreci ve bu süreçte ulusal mevzuatımızın Avrupa Birliği (“AB” veya “Birlik”) müktesebatı ile uyumlaştırılması çalışmaları neticesinde Yönetmelik, dayanağını Avrupa Birliği’nin ambalaj atıklarına ilişkin 20 Aralık 1994 tarihli 94/62/EC sayılı Avrupa Birliği Ambalaj Atıkları Direktifi’nden (“Direktif”) alır.

AB Ambalaj Atıkları Direktifi (94/62/EC)

Direktif’in amacı; ambalajın ve ambalaj atıklarının yönetimi ile ilgili ulusal tedbirlerin, bir tarafta bu maddelerin tüm üye devletlerde ve üçüncü ülkelerde çevreye herhangi bir zarar vermemesi veya bu zararın azaltılması ve çevrenin yüksek düzeyde korunması amacıyla, diğer tarafta da iç piyasanın işlevlerinin sağlanması, ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ve Birlik içindeki rekabetin bozulmasının ve sınırlanmasının önlenmesi amacıyla uyumlaştırılmasıdır. Direktif ulusal olarak uygulanacak minimum hedefleri belirler. Üye ülkelerin daha yüksek hedefler belirlemesi ve ambalaj atıkları yönetim sistemlerinin birbirinden farklılıklar göstermesi mümkündür.

Direktif kapsamında “ambalaj” tanımı, piyasaya sürülen her türlü ambalajı kapsamakla birlikte bir ürünün tüketiciye ulaştırılana kadar korunması, taşınması ve satışa sunulmasında kullanılan her türlü ürünü kapsayacak şekilde yer alır. Direktifin amacı çevreyi korumaya yönelik ambalaj atığı oluşumunu önlemek ve oluşan ambalaj atık miktarını azaltmak ve bunun yanı sıra ambalaj ticaretini engellememeyi ve pazardaki rekabetin bozulmaması için önlemler alınmasını sağlamaktır. Ayrıca, ambalaj atığının geri dönüşümünün teşvik edilmesi veya başka bir şekilde geri kazanılması ve böylelikle ambalaj atıklarının azaltılmasına ilişkin politika ve yasal mevzuatın geliştirilmesi için kriterler ve sınırları belirler.

Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği

Türkiye’nin AB aday ülke statüsü kapsamında Topluluk Müktesebatı’nı ulusal mevzuata uyumlaştırması gerekliliğinin bir neticesi olarak AB Ambalaj Atıkları Direktifi 2004 yılında uyumlaştırıldı ve Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği olarak 30 Temmuz 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı. 1 Ocak 2004 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik, AB Direktifi’nin geçirdiği tadillere paralel olarak ve sektörün ihtiyaçları dikkate alınarak önce 2007’de, daha sonra ise 2011 yılında değişikliğe uğrayarak mevcut halini aldı.

Yönetmelik, belli özelliklere sahip ambalajların üretimi, ambalaj atıklarının oluşumunun önlenmesi, oluşan ambalaj atıklarının bertaraf edilecek kadar olan miktarının tekrar kullanımı, ambalaj atıklarının geri dönüşüm yoluyla azaltılması, kaynağında ayrı toplanması, taşınması ve ayrıştırılmasına ilişkin teknik ve idari standartları belirler.

Yönetmelik kapsamında “genişletilmiş üretici sorumluluğu” ilkesi temel alınır ve dolayısıyla piyasaya ambalajlı ürün süren işletmelere sorumluluk yüklenir. İşletmeler piyasaya sürdükleri ambalaj türü ve miktarını Ambalaj Bilgi Sistemi üzerinden bildirmek ve bu ambalajların belirli oranda toplanarak geri dönüştürülmesi ve geri kazanılmasını sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca geri dönüşüm ve geri kazanıma yönelik tüm harcamaların karşılanması yine bu işletmelerin sorumluluğundadır.

Ayrıca ambalaj atıklarının finansal yönetiminden ambalajlı ürünü piyasaya süreni sorumlu tutmakla birlikte teknik olarak atık yönetimini büyük ölçüde belediyelere bırakır.

Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği Taslak Çalışması

Sektörde duyulan ihtiyaçlar ve AB Topluluk Müktesebatı’nda bu konuda yapılan değişiklikler gözönüne alınarak Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği Taslak Çalışması (“Taslak Yönetmelik”) hazırlandı ve 23 Mart 2016 tarihinde kamuoyunun görüşüne sunuldu.

Taslak Yönetmelik’te düzenleme kapsamı, “piyasaya sürülen bütün ambalajlar ve bu ambalajların atıkları” olarak belirtilir.  Dolayısıyla mevcut Yönetmelik’te olduğu üzere evsel, endüstriyel veya ticari olup olmamasına bakılmaksızın yurt içinde piyasaya sürülen plastik, metal, cam, kâğıt-karton, kompozit ve benzeri malzemelerden yapılan tüm ambalaj ve ambalaj atıklar Taslak Yönetmelik kapsamında da yer alır.

Yönetmelik’ten farklı olarak Taslak Yönetmelik’te “genişletilmiş üretici sorumluluğu” kavramına açıkça yer verilir. Taslak Yönetmelik’in 4. maddesi “genişletilmiş üretici sorumluluğu”na atıf yaparken, ambalaj üreticilerinin yükümlülüklerini düzenleyen 9. madde ambalaj üreticisinin ilk yükümlülüğü olarak “genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında ambalajı tasarım aşamasından başlayarak, üretim ve kullanım sonrasında en az atık üretecek, geri dönüşümü ve geri kazanımı en kolay, en ekonomik ve çevreye en az zarar verecek şekilde üretmek” olduğunu belirtir.

Mevcut Yönetmelik kapsamında “genişletilmiş üretici sorumluluğu”, ürünlerin piyasada serbest dolaşımında kaynakların etkin kullanımı amacıyla onarım, yeniden kullanım, parçalama ve geri dönüştürme işlemleri ve ürünlerin verimli kullanılmasını gözeten ve bunu sağlayan tasarımı, üretimi ve satışı desteklemede kullanılacak yöntemlerden birinin kullanılmasını kasteder.

Taslak Yönetmelik’te dikkati çeken husus ambalaj atıklarının geri dönüşümü ve geri kazanımıyla ilgili ayrı hedeflerin tanımlanmış olmasıdır.  Yetkilendirilmiş kuruluşlar ve depozito sistemi uygulayan piyasaya sürenlerin “malzeme bazlı” ambalaj atığı geri dönüşüm hedefinin yanısıra ülke genelinde malzeme bazlı olmaksızın geri dönüşüm ve geri kazanım hedefi belirlenmiştir.

Ambalaj atıklarının ayrılması, geri dönüştürülmesi ve geri kazanılması amacıyla faaliyet göstermek isteyen kişi ve kuruluşların çevre lisansı alması gerekliliği Taslak Yönetmelik’te de yer alır.  Bu tesislerin Taslak Yönetmelik’te belirtilen şartları yerine getirmemeleri durumunda 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında idari yaptırımların uygulanacağı öngörülmektedir.