Ercüment Erdem Doç. Dr. H. Murat Develioğlu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Rekabete Aykırı Fiillerle İlgili Verdiği Kararların Zamanaşımı Başlangıç Anı Açısından Değerlendirilmesi

Şubat 2017

Giriş

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, son dönemde vermiş olduğu Rekabet Kanunu’nda yer alan bazı kurallara aykırı davranan kişilere karşı açılan ve temelini Borçlar Kanunu’ndaki haksız fiil hükümlerinde bulan tazminat davaları ile ilgili kararlarında, Yargıtay’ın eski uygulamasına nazaran farklı bir uygulamaya gitmiş ve zamanaşımı süresinin başlangıç anını yine eski uygulamaya nazaran farklı bir şekilde belirlemiştir. Aşağıda bu yeni kararlar mercek altına alınacaktır.

Yargıtay’ın 11. Hukuk Dairesi’nin Kararları

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi rekabete aykırılıklar sebebiyle talep edilen tazminatlarla ilgili zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı konusunda değerlendirme yaparken zarar görenin, tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu tarihi çıkış noktası olarak almış gözükmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 13296/4424 sayılı ve 30.03.2015 tarihli kararında, aynen şu ifadeler yer almaktadır:

Davaya konu olaydan ve dava tarihinden önce yürürlüğe giren 30.3.2005 tarih ve 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, ‘idari yaptırım’ gerektiren eylemlerin ‘kabahat’ niteliğindeki suçlar olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun 16. maddesinde ise ‘idari para cezası’ idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanun’un ‘Soruşturma Zamanaşımı’ başlıklı 20/4. maddesinde ise ‘nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl’ olarak belirlenmiştir.

Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun ‘Müruruzaman’ başlıklı 60/2. maddesinde yer alan ‘Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur’ hükmü uyarınca, kanun koyucu, ceza zamanaşımının BK'daki zamanaşımından daha fazla olduğu durumlarda, hukuk davasına da ceza davasına dair zamanaşımının uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.

Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu 6.6.2008 tarih ile bu davaya esas 29.10.2012 dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımı def'inin yukarıdaki hükümler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, yerel mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararı doğru olmadığından Dairemizin onama kararının kaldırılarak mahkemece verilen kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir[1].”

Kararların Eleştirisi

Yargıtay’ın 11. Hukuk Dairesi, yukarıda alıntı yapılan kararda ve dipnotta yer alan diğer kararlarında tazminat taleplerini haksız fiil hükümlerine dayandırarak zamanaşımı süresinin başlangıç anını tespit ederken, öncelikle Rekabet Kanunu’na aykırı fiillerin kabahat teşkil ettiğini belirtmiş, daha sonra – son derece tartışmalı olacak bir şekilde – kabahatlerin birer suç teşkil ettiğini ileri sürerek TBK 72’nin (eTBK 60) 1. fıkrasının 2. Cümlesi uyarınca Kabahatler Kanunu’ndaki zamanaşımının haksız fiil sebebiyle ileri sürülecek tazminat talepleri açısından da uygulanacağı sonucuna varmıştır. Ancak, bu madde uyarınca uzamış zamanaşımı süresini uygularken zamanaşımı süresinin, zararın öğrenilerek Rekabet Kurulu’na başvuru yapıldığı tarihten başlaması gerektiği sonucuna varmıştır.

Biran için kabahatlerin suç olduğu kabul edilse bile uzamış ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı ile ilgili varılan sonucun doğru olması gerekir. Gerçekten de, doktrinde de açıkça kabul edildiği üzere, TBK m. 72 uyarınca uygulanacak uzamış ceza zamanaşımı, fiilin işlendiği andan itibaren işlemeye başlar[2].

Aslında Yargıtay da başka kararlarında bu sonucu açıkça kabul etmiştir. Örnek olarak, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne göre:

Dava konusu haksız eylem olup, davalılar davacılara hakaret etmişler, bu nedenle ceza dosyasında cezalandırılmışlar ve karar Yargıtay onamasından geçerek kesinleşmiştir. Borçlar Kanunu'nun 60/1. maddesindeki haksız eylemlerden kaynaklanan davalar için öngörülmüş zamanaşımı süresi bir yıldır. Yine Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesinde eylem aynı zamanda ceza hukuku alanında da bir suç oluşturuyorsa o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Dava konusu eylem için TCK. 102/4. maddesinde belirtilen ceza zamanaşımı (5) beş yıldır. Bu sürenin başlangıç tarihi ise TCK. 103. maddesi hükmüne göre olayın gerçekleştiği tarihtir.[3]

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Yargıtay’ın eski görüşünden ve doktrinde kabul edilen görüşten ayrılarak farklı bir sonuca neden varmış olduğu ise anılan üç karardan da anlaşılamamaktadır.

Sonuç

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bu kısa değerlendirmeye konu olan kararlarındaki görüşü terk etmesi ve gerek öğretide, gerekse Yargıtay’ın eski içtihadında kabul edildiği üzere uzamış ceza zamanaşımı süresini fiilin gerçekleştiği andan itibaren işletmeye başlaması yerinde olacaktır.

[1] Aynı yönde, bkz. Y 11. HD, 3450/11139 sayılı ve 27.10.2015 tarihli kararı: “Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu 22.11.2005 ve 06.03.2006 tarihleri ile bu davaya esas 20.03.2012 dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımı def'inin yukarıdaki hükümler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, yerel mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararı doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir”. Yine, Y 11. HD, 7405/3442 sayılı ve 29.03.2016 tarihli kararına göre “(…)davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu tarih ile dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.” Belirtilmelidir ki, bu son kararda, yukarıda açıklanan diğer iki kararlardan farklı olarak, bu karardaki fiil işlendiği anda Kabahatler Kanunu yürürlükte bulunmamaktaydı. Dolayısıyla Yargıtay’ın eTCK’daki beş yıllık zamanaşımı süresini uygulamıştır.

[2] Haluk Nami NOMER, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul 2015, s. 242

[3] Y 4.HD 08.12.2005, 109/1330. Aynı yönde, bkz. Y 3. HD, 28.5.2014, 9540/8361; YHGK, 16.04.2008, 4-326/325; YHGK, 12.03.2008, 4-248/240; YHGK, 13.07.2011, 17-427/519; YHGK, 30.11.2011, 17-569/710; Y 3. HD, 28.05.2014, 9540/8361; Y 4. HD, 08.12.2005, 109/1330.