Ercüment Erdem Av. Alper Uzun

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Hukuk Güvenliği İlkesi İle İlgili Önemli Bir Kararı

Nisan 2019

Karar Öncesi Sürecin Özeti

İşçilik alacaklarına ilişkin bir davada, yerel mahkeme; davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmediğine hükmederek davayı kabul etmiştir. Davalı işveren kararı temyiz etmiş ve işyeri devri nedeniyle, feshe bağlı alacakların talep edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiş, ayrıca devreden işveren olarak sorumluluklarının iki yıl ile sınırlı olması gerektiğini ileri sürmüştür. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise temyiz talebini reddederek kararı onamıştır. İş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda karar düzeltme yolu kapalı olduğundan, yerel mahkeme kararın kesinleştiğinden bahisle kesinleşme şerhi de yazmış, dosyayı kapatmıştır. Bu aşamadan sonra davalı işveren, “maddi hatanın düzeltilmesi” talebi ile Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’ne başvurmuş ve bu başvurudan yaklaşık 1,5 yıl sonra Daire, önceki onama kararını kaldırarak yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bozma kararı sonrası yerel mahkeme ilk kararında direnmiş, davalı işveren karara karşı temyiz yoluna başvurduğundan dosya bu defa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.

Bu kararı önemli yapan husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun temyiz incelemesi vesilesiyle; “hüküm”, “kanun yolu”, “temyiz”, “karar düzeltme”, “yargılamanın yenilenmesi”, “istinaf”, “tavzih”, “tashih”, “kesin hüküm”, “kanun yolunda usuli kazanılmış hak”, “maddi hata”, “hukuki hata” ve “hukuki güvenlik” kavramlarına değinmiş olmasıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Hukuki Güvenlik İlkesine Vurgu Yapmıştır

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, öncelikle “maddi hata düzeltim talepleri üzerine onama kararının kaldırılarak Mahkeme kararının bozulmasının mümkün olup olmadığı”, daha sonra ise işyeri devri, işverenin sorumluluğu, işçilik alacaklarının doğup doğmadığı konularına girilmesi gerektiğini belirtmiş, bu konulara değinmeden önce ise yukarıda belirttiğimiz önemli usul müesseselerinden bahsedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Hüküm, hâkimin dava yolu ile önüne getirilen uyuşmazlıkla ilgili yaptığı yargılama faaliyeti sonucunda verdiği, davayı esastan çözen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran karar olarak tanımlanmıştır. Türk Medeni Usul Hukukunda kanun yolları nihaî kararlar için kabul edilmiştir.

1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (“HUMK”) döneminde temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi olmak üzere üç kanun yolu bulunuyordu. Bunlardan ilk ikisi “normal (olağan)” kanun yolu, sonuncusu “olağanüstü” kanun yolu olarak kabul ediliyordu. Karar düzeltme Yargıtay'ın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğindeki) kendine özgü bir kanun yoludur ve Yargıtay’ın ilgili dairesi vermiş olduğu kararı, kendisi inceler.

Yargılamanın yenilenmesi (iadesi), bazı ağır yargılama hatalarından veya eksikliklerden dolayı, maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur.

HMK’daki sistemde, kanun yolları istinaf ve temyiz olarak iki aşama olarak düzenlenmiş olup, yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu olarak varlığını sürdürmektedir. Mevzuatımıza sonradan eklenen istinaf, bir kanun yolu olmakla birlikte temyiz kanun yolundan farklı olarak bu aşamada ilk derece mahkemesinin kararının denetlenmesi yanında aynı zamanda gerektiğinde yeni bir yargılama yapılması ve hüküm mahkemesi gibi karar verilmesi söz konusudur. HMK sisteminde iki aşamalı kanun yolu olduğundan HUMK’taki sistemden farklar söz konusudur. Bu noktada temyiz kanun yolu, bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı başvurulabilecek bir yoldur.

Somut uyuşmazlıkta bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20 Temmuz 2016 tarihinden önce karar verildiğinden 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1086 Sayılı Kanun'un 26 Eylül 2004 tarihli ve 5236 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanması gerektiğinden kanun yolu açıklamaları bakımından 1086 Sayılı Kanun ile 6100 Sayılı Kanun ve Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği dönem dikkate alınarak ikili bir değerlendirme yapılması gerekir.

HMK’nın Geçici 3. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başladığı 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen kararların kesinleşmesine kadar 1086 Sayılı Kanun'un 26 Eylül 2004 tarihli ve 5236 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanması gerekeceğinden, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesine ve HMK'nın yürürlükte olmasına rağmen 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen bir karar HUMK hükümlerine göre temyiz ve karar düzeltme yolu açık ise karar düzeltme kanun yollarının tüketilmesi ile şekli anlamda kesin hüküm hâlini alacaktır.

HMK'nın kanun yoluna ilişkin hükümlerine tabi olan kararlar bakımından ise istinaf ve temyiz kanun yollarından geçen kararlar şekli anlamda kesinleşecektir.

Bununla birlikte HUMK döneminde açılan işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkin bir davada verilen karara karşı karar düzeltme yolu kapalı olup, maddi hata düzeltim isteminde bulunulması mümkün ise de, muhtelif Hukuk Genel Kurulu kararlarında da açıklandığı üzere hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olan ancak her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgıların bulunması gerekecektir.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.

Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usuli kazanılmış hak değer taşımayacaktır. Bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkında bir değeri kalmayacaktır. Uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu sayılanların dışında hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile de usuli kazanılmış hak doğmaz.

Maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder. Burada belirtilen maddi hata kavramından; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılar anlaşılmalıdır. Yargıtay, bugüne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir.

Somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinin son fıkrası uyarınca, iş mahkemelerince verilen kararlara ilişkin Yargıtay kararlarına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak, maddi hataya dayalı kararlar bu kuralın dışındadır. Onama ve bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunması hâlinde dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi hataya dayalı olarak verilmiş bulunan onama ve bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak evrensel hukukun temel ilkelerini ihlal edeceğinden, karşı taraf yararına sonuç doğurması olanaklı değildir. Ancak; bozma kararında hukuki yönden bir değerlendirme yapılarak delil değerlendirmesi sonucunda bir sonuca ulaşılmış ise, bu kararın yanlış olduğu ya da delillerin yanlış değerlendirildiği sonradan anlaşılsa bile bozmaya uyulması ile oluşan kazanılmış hakkın varlığı kabul edilmelidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “hukuk güvenliği ilkesi” ile ilgili özetle, hukuk kurallarının öngörülebilir olması yanında bireyin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini ve devletin de yasal düzenlemelerinin hem bireyler hem de idare yönünden açık, net, anlaşılabilir ve uygulanabilir olmasını ifade etmiştir.

Sonuç

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 06.11.2018 tarihli, 2016/22-388 E. – 2018/1607 K. sayılı kararında, iş hukukundan doğan bir uyuşmazlık vesilesiyle hüküm ve sonrası aşamaları detaylıca irdelemiş ve mevzuatımızda “bölge adliye mahkemelerinin” girişi ile birlikte yaşanan değişimlere de değinerek yapmış olduğu etraflı inceleme sonucunda, incelemesini yaptığı direnme kararının hukuka uygunluğuna karar vermiştir.

Kararda; davalı işverenin temyiz talebinin reddi ile onanmasına karar verilen, bu nedenle kesinleştiğinden bahisle altına kesinleşme şerhi yazılan yerel mahkeme kararının Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından, delil değerlendirilmesi ve hukuki nitelendirme de yapılmak sureti ile onandığı ifade edilmiş; değerlendirme ve hukuki nitelendirmede maddi hata yapıldığı gerekçesiyle onama kararının kaldırılarak kararın bozulmasına karar verilmesinin, bir başka deyişle ilgili Yargıtay dairesi tarafından onama kararının gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan verildiği ve bu nedenle maddi hata yapıldığı gerekçesi ile ortadan kaldırılmasının "hukuki güvenlik" ilkesini zedeleyeceğine ve bu nedenle kararın bozulmasına karar verilmesinin mümkün olmadığına hükmedilmiştir.