Ercüment Erdem Av. Sevgi Ünsal Özden

Yargıtay’dan Belirsiz Alacak Davaları ve Sürpriz Karar Yasağı Hakkında Emsal Bir Karar

Ekim 2020

Giriş

2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”), yeni bir dava türü olan belirsiz alacak davalarını hukuk sistemimize dâhil etti. Bu değişiklik, belirsiz alacak davasına ilişkin bazı önemli konularda görüş ayrılıklarını da beraberinde getirdi. Öyle ki, uygulamada ve doktrinde, hangi davaların belirsiz alacak davası olarak açılabileceğine ve belirsiz alacak davasına konu edilen alacak belirlenebilir nitelikteyse ne şekilde karar verilmesi gerektiğine dair farklı görüşler mevcuttu. İhtisas alanı “İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku” olan daireler arasında dahi benzer konularda farklı değerlendirmeler yapılmaktaydı ve zıt yönde kararlar verilebilmekteydi. Bu kapsamda, örneğin bazı daireler belirli olan alacak taleplerinde belirsiz alacak davası açılması durumunda talep edilen tutarın beyan edilmesi ve eksik harcın yatırılması için davacıya süre verilmesi gerektiğini savunurken, diğerleri hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiği görüşündeydi. Hatta bahse konu görüş ayrılıkları, içtihadı birleştirme talebine konu edilmişti. Ancak Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, konunun içtihadı birleştirmenin konusu olamayacağını, aynı tür ve nitelikteki işçilik alacaklarında dahi her defasında alacağın belirli veya belirsiz olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını ve her somut olaya göre karar verilmesi gerektiğini belirterek içtihadı birleştirme kararı vermemişti[1].

Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Eylül ayında verdiği bir kararla, bu görüş ayrılıklarına son verecek, yol gösterici mahiyette ve örnek niteliğinde emsal bir içtihada imza attı. Bu Hukuk Postası makalesinde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin verdiği işbu önemli kararı irdeleyeceğiz.

Karar Ne Diyor?

Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Temel Ölçütler

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/26476 Esas, 2020/7547 Karar ve 14.09.2020 tarihli kararında[2], öncelikle belirsiz alacak davasını tanımlamış ve bu davanın açılabilmesi için aranan temel ölçütleri vurgulamıştır. Buna göre:

  1. Davanın açıldığı tarih itibariyle, uyuşmazlığa konu alacağın miktarı veya değeri tam ve kesin olarak belirlenemiyor olmalıdır;
  2. İşbu belirleyememe hali, objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Bir başka anlatımla, gerekli dikkat ve özen gösterilmesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesi davacıdan beklenemeyecek durumda olmalıdır. Dava değerinin tespiti için incelenmesi gereken belgelere davanın açıldığı tarihte ulaşılamaması ya da bu belgelerin karşı tarafın elinde bulunması gibi haller bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Alacak miktarının belirlenmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlar da hukuki imkânsızlık olarak kabul edilir. Dolayısıyla bu hallerde de belirsiz alacak davası açılabilir;
  3. Taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez;
  4. Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu konusunda kesin bir sonuca varmak için somut olayın özellikleri dikkate alınmalıdır;
  5. Özellikle iş yargılamasında alacağın belirsiz olup olmadığı her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için ise kısmi dava açılabilir;
  6. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacaklarının ve yıllık izin ücretinin miktarları çalışan tarafından bilinebileceğinden, kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek, ulaşım yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren kayıtlarına bağlıysa veya bu tutarlar yargılama ile belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Bir başka anlatımla, yukarıda belirtildiği gibi her dava ve talep ayrı değerlendirilmelidir.

Yargıtay ayrıca, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu kabulden hareketle, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumdaysa, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu değerlendirmeler sırasında ayrıca, belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m.107’de yakın zamanda yapılan kanun değişikliği[3] üzerinde de durulmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’ne göre, söz konusu madde değişikliği uyarınca, yargılama neticesinde alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin, talebini artırması için alacaklıya (davacıya) süre vermesi gerekir. Bir başka anlatımla yasa değişikliği, şartları taşımadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımaz.

Sürpriz Karar Yasağı

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun verdiği 173 sayılı karar doğrultusunda, yakın tarihte Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kapatılmıştı ve mevcut işler, 9. Hukuk Dairesi çatısı altında birleştirilmişti. Bu birleşme, geçmişte aynı konudaki hukuki uyuşmazlıklarda farklı içtihatları benimsemiş bu dairelerin birleşme sonrasında nasıl karar vereceği sorusunu gündeme getirmişti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, belirsiz alacak davasına ilişkin önemli tartışmalarda görüşünü bildirmesinin yanı sıra, bu soruya da cevap vermiştir. Daire, görüş ayrılıkları konusunda içtihadı birleştirme yolunu tercih etmeyerek adil yargılanma hakkının bir yansıması olan “sürpriz karar yasağı” ile ilgili verdiği kararla dikkat çekmiştir.

Sürpriz karar doktrinde, “yargılanmaya esas hukuki durum ve dayanaklar gözetildiğinde, yargılamanın seyrine, mevzuata ve yerleşik içtihatlara aykırı, umulmadık ve taraflarca ve üçüncü kişilerce öngörülemeyen karar” olarak tanımlanır[4]. Mahkemelerin yerleşik içtihatlarından farklı bir karar vermesi sürpriz karar olarak nitelendirilebilir[5]. Sürpriz karar yasağı ise Anayasa madde 36’da düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki hukuki dinlenilme hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilir. Sürpriz karar yasağı uyarınca, istikrar kazanmış içtihatlara aykırı şekilde, hangi maddî ya da hukukî sebebin bu içtihat değişikliğine yol açtığına dair gerekçe belirtilmeden ve/veya taraflara herhangi bir açıklama ve hazırlık imkânı tanınmadan, bu içtihatlardan dönülerek aniden yepyeni bir karar verilmesi temel hak ihlâli sayılabilmektedir.

Bu kapsamda, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dairelerin birleştirilmesine dair kararın öncesinde, belirsiz alacak talepli davaların hukuki yarar yokluğuna bağlı olarak usulden reddedilmemesi nedeniyle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri ile sürpriz karar yasağına örnek teşkil edecek nitelikte bu kararında, bozma kararı vermemiştir. Ayrıca birleşme öncesi uygulamaya güvenerek açılan davalar açısından dairelerin önceki uygulamalarına devam edileceği belirtilmiştir. Böylelikle Yüksek Mahkeme, istikrar kazanmış içtihatlara güvenilerek açılan davalarda davacı/alacaklıların bu güveninin zedelenmemesini hedeflemiştir.

Sonuç

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, HMK’nın yürürlük tarihinden bugüne kadar belirsiz alacak davaları ile ilgili olan pek çok tartışmaya cevap vermiştir ve birleşen dairelerin birbirine zıt içtihatları yerine benimsediği görüşünü gerekçeleriyle ortaya koymuştur. Böylelikle, belirsiz alacak davasına ilişkin de bazı temel ölçütler belirlenmiştir. Söz konusu karar, 7251 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un belirsiz alacak davasına ilişkin yaptığı değişikliğin ne şekilde yorumlanması gerektiği konusunda da uygulayıcılara ışık tutmuştur. Ancak kararın şüphesiz en dikkat çekici özelliği, hukukî belirlilik, hukukî güvenlik, adil yargılanma, hukukî dinlenilme hakkı gibi temel hak ve ilkelerin usul hukukunda uygulanışı bakımından emsal niteliğinde ve uluslararası standartlarda bir karar olmasıdır.

Tüm yönleriyle değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın söz konusu kararıyla gelecekteki benzer uyuşmazlıklarda hak sahiplerine ve hukukun uygulayıcılarına birçok farklı açıdan yol göstereceği açıktır. Dolayısıyla, işbu karar etraflıca incelemeli ve değerlendirilmelidir.

 

[1] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 2016/6, K.2017/5, 15.12.2017 (www.lexpera.com.tr).

[2] Yarg. 9. HD, E. 2016/26476, K. 2020/7547, 14.09.2020 (www.lexpera.com.tr).

[3] 7251 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, Resmi Gazete, S. 31199, 28.07.2020 (www.lexpera.com.tr); Kanun değişikliği hakkında daha fazla bilgi için bkz. Uzun, Alper: “Hukuk Muhakemeleri Kanununda Yapılması Planlanan Önemli Değişiklikler”, Erdem&Erdem Hukuk Postası, Haziran 2020, http://www.erdem-erdem.av.tr/yayinlar/hukuk-postasi/hukuk-muhakemeleri-kanununda-yapilmasi-planlanan-onemli-degisiklikler/.

[4] Özekes, Muhammet: “Gerçek Bir İçtihat: 9. Hukuk Dairesi’nin Belirsiz Alacak ve Sürpriz Karar Yasağıyla İlgili Emsal Kararı”, https://blog.lexpera.com.tr/gercek-bir-ictihat-9-hukuk-dairesinin-belirsiz-alacak-ve-surpriz-karar-yasagiyla-ilgili-emsal-karari/?fbclid=IwAR2CSErVzP_e57y55jSuqBHk8JKy0b7CTQJBHjWLRbWkHCYX9htP-e_uMys  (Erişim Tarihi: 26.10.2020).

[5] Pekcanıtez, Hakan: “Hukuki Dinlenilme Hakkı”, Makaleler, On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2016, s. 509-560, (www.lexpera.com.tr).