Yatırım İndiriminde Süre Sınırlamasının Anayasa Mahkemesince İptali

Mart 2010

Yatırım indirimi, ticari veya zirai kazançları bilanço esasına göre tespit edilen vergiye tabi mükelleflerin; faaliyetlerinde kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tabi iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerinin % 40’ını vergi matrahlarının tespitinde ilgili kazançlarından indirimini düzenleyen bir teşvik olarak hüküm altına alındı. Ancak bu indirim; 5479 Sayılı Kanun ile 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırıldı.

Yatırım indirimi istisnasına ilişkin Gelir Vergisi Kanunu’nda bulunan hükümler 01.01.2006 tarihinden itibaren kaldırılmakla birlikte, bu tarihten önce yatırım harcaması yapmış olup da yatırım indirimi istisnası hakkını kullanamayan mükellefler için, Kanun’a eklenen geçici 69. maddeyle, “sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarda”yatırım indirimi istisnasından faydalanma hakkı tanınmıştı.

İndirim hakkının 3 yıl ile sınırlı tutulması; özellikle büyük çaplı yatırımların geri dönüşünün uzun zaman alması, bazı yatırımcıların 2008 yılı itibariyle bile hâlâ kârlı duruma geçememiş olması gibi sebeplerle yatırım indirimine güvenerek yatırımlarının finansal fizibilitesini yapan mükelleflerinkazanılmış haklarının elinden alınmasıanlamına gelmekteydi.
Bu durum; “AnayasalHukuk Devleti İlkesi”ve bu çerçevede“Hukuki Güvenlik İlkesi”,“Kazanılmış(Müktesep)Haklara Saygı İlkesi”,“Kanunların Geriye Yürümezliği İlkesi”ne aykırılık teşkil etmekteydi. Aynı zamanda bu ilkelerle birlikte değerlendirilmesi gereken“Kanun Önünde Eşitlik İlkesi”ve“Verginin Yasallığı İlkesi”de zedelenmekteydi.

Bunun üzerine; yatırım indiriminin kaldırılması nedeniyle geçiş dönemi hükümlerini düzenleyen söz konusu madde, yatırım indiriminden yararlananların kazanılmış haklarını elinden alması dolayısıyla, Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği iddiası ile 5479 Sayılı Kanunun 3. maddesiyle 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 69. maddenin birinci fıkrasının sonunda yer alan, “… sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait …” ibaresinin iptali talep edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal talebini 2006/95 esas sayısı ile 15.10.2009 tarihindeki mahkeme toplantısında görüşmüş ve söz konusu ibarenin iptal edilmesine ve kararın Resmi Gazete’de yayımıyla birlikte yürürlüğe girmesine hükmetmiştir. Böylece yatırım indirimi ile ilgili süre sınırlaması ortadan kalkmıştır.

Her ne kadar iptal kararı, eski düzenlemeye geri dönüşe işaret etse de; kararla birlikte, vergi hesaplamaları açısından yeni sorunlar ortaya çıkmıştır.

Anayasa’nın 153. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğuiptal kararları geriye yürümez hükmü yer alsa da; gerek doktrin, gerekse çeşitli Yüksek Mahkeme içtihatlarında söz konusu kuralın mutlak şekilde uygulanması ile hakkaniyete ve hukuk mantığına aykırı sonuçların doğabileceği ve dolayısıylaiptal kararlarının geçmişe yönelik olarak da etki doğurabileceği bazı hallerin bulunduğuanlayışı ortaya çıkmıştır.

Örneğin; halen görülmekte olan ancak mahkemesince Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla başvurulmamış davalarda, Anayasa Mahkemesi iptal kararının uygulanıp uygulanmayacağı konusunda tam olarak görüş birliği bulunmamaktadır. Ancak hakim görüşe göre;halihazırda görülmekte olan davalarda, Anayasa Mahkemesi iptal kararı uygulanmalı, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi kararı bu davalar açısından da geriye yürümelidir.

Danıştay’ın da bu görüşte olduğu, istikrarlı kararlarla sabittir. Bir kararda; “Anayasa Mahkemesi’nce bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinmesine rağmen, görülmekte olan davaların, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış ve iptal edilmiş olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesinin, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğini kabul etmek gerekir.” hükmüne yer verilmiştir.

Dolayısıyla; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı verdiği hükümden dolayı yatırım indiriminden faydalanamayarak hak kaybına uğrayanmükelleflerin; dava açmış (veya açabilecek durumda) olmaları halinde, vergi mahkemeleri veya Danıştay nezdinde, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak lehlerine karar verilmesi ihtirazi kaydıyla, fazladan ödedikleri vergilerin iade edilmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi kararının yalnızca dava açmış olan mükellefler için geriye yürümesinin, yürürlükte bulunan kanuna ve devlete güvenip dava açmayan, idareyi kendisine hasım görmek istemeyen iyi niyetli mükellefler açısından bir cezalandırma olduğu veya bu mükelleflerin aleyhine bir eşitsizliğin meydana geldiği söz konusu olabilir.

Danıştay’ın görüşüde dikkate alındığında;dava açmamış olan mükelleflerin, yatırım indirimi istisnasını kullanamamalarından ötürü fazladan yaptıkları ödemeleri dava yoluyla almaları mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla, dava açmamış olan mükelleflerin, mahsup ve iadeyollarına başvurmalarıen doğru yöntem olarak görünmektedir.