Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Payın Devrine İlişkin Yenilikler

Temmuz 2011

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun (“Yeni TTK”) pay devri sınırlamasına ilişkin hükümleri, Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) ile karşılaştırıldığında önemli değişiklikler içerir. Yeni TTK’nın ilgili hükümlerinin hazırlanmasında, İsviçre Borçlar Kanunu etkili oldu. Söz konusu tercihin yapılmasında, Türk anonim şirketler düzeninin İsviçre ile benzer özellik göstermesi ve İsviçre’de oluşturulan sistemin uygulanmasının olumlu sonuçlar vermesi gibi faktörler göz önüne alındı. TTK ile benimsenen pay devrinin pay defterine kaydından sebepsiz yere kaçınılması olanağı, Yeni TTK ile ortadan kalktı.Böylece, şirketlere tanınan geniş ve kimi zaman keyfiliğe yol açan yetkiler son buldu.

Hamiline ve nama yazılı payların devrinde temel ilke

Yeni TTK m. 489 uyarınca, hamiline yazılı pay senetlerinin devrinde temel ilke, senedin devrinin şirket ve üçüncü kişiler bakımından zilyetliğin devri ile gerçekleşmesidir. Söz konusu hükümle, TTK’daki düzen korundu. Ancak TTK, “zilyetliğin devri” ifadesi yerine “teslim” ifadesini kullanırdı. Yeni TTK ile, kavramı daha iyi anlatan “zilyetliğin devri” ifadesi benimsendi.

Nama yazılı pay senetlerinin devrinde ise temel ilke, nama yazılı payların serbestçe devridir. Yeni TTK m. 490 uyarınca, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın devredilebilir. Öte yandan, Yeni TTK m. 490/2 uyarınca hukuki işlemlerde devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devri ile gerçekleşir. TTK m. 416 ise, temel olarak aynı ilkeyi benimsemekle beraber, hukuki işlemle devir ve kanuni devir arasında herhangi bir ayrım yapmazdı. Bu durum, kanuni devirlerde de ciro edilmiş senedin devrinin gerektiği gibi yanlış bir düşünceye yol açardı. Yeni TTK ile hukuki işleme vurgu yapılarak kanunun ifadesi düzeltildi.

Nama yazılı pay devri sınırlamaları

Yeni TTK m. 491, nama yazılı payların devrinde uygulanacak kanuni sınırlamayı düzenler. Bu madde uyarınca, bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar, ancak şirketin onayı ile devrolunabilir. Ancak, devrin miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla gerçekleştiği durumlar, bu kuraldan istisnadır. Görüldüğü üzere, nama yazılı payların serbestçe devri kural olmakla beraber, bu kurala bir istisna olarak, bedeli tamamen ödenmemiş paylar bakımından şirketin onayı aranır. Bu halde kanuni bağlam söz konusudur. Böylece, şirketin ödeme gücü yetersiz kişilerle karşı karşıya kalmasının engellenmesi amaçlanır. Ayrıca Yeni TTK m. 491/2 uyarınca, şirket yalnızca devralanın ödeme yeterliliği şüpheliyse ve şirket tarafından talep edilen teminat verilmemişse onay vermeyi reddedebilir. Şirket, devralanın ödeme gücü bulunuyorsa, devri onaylamayı reddedemez. Eğer devir miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla gerçekleşmiş ise, şirketin onayı aranmaz.
Yeni TTK m. 492 ise, pay devirlerinde uygulanacak esas sözleşmesel sınırlamayı (“sözleşmesel bağlamı”) düzenler: esas sözleşmede nama yazılı payların ancak şirket onayıyla devredilebileceği öngörülebilir. Bu madde ile, esas sözleşmesel pay devri sınırlamaları bakımından geçerli olacak temel kural belenir. Söz konusu sınırlamanın, borsaya kote edilmiş ve edilmemiş paylar bakımından tabi olacağı farklı kurallar ise, kanunun izleyen maddelerinde düzenlenir.

Yeni TTK ile, esas sözleşmenin değiştirilmesi yolu ile pay devri sınırlaması getirilmesi, ağırlaştırılmış nisaplara bağlı tutulur. Yeni TTK m. 421/3/c uyarınca, nama yazılı payların devrinin sınırlandırılmasına yönelik esas sözleşme değişiklikleri, sermayenin en az yüzde yetmiş beşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyları ile gerçekleştirilir. Böylece, pay devri sınırlamalarını öngören esas sözleşme değişikliklerinin, sermayenin önemli bir kısmını temsil eden pay sahiplerinin katılımı ile yapılabileceği ilkesi benimsenir.

Yeni TTK ayrıca borsaya kote edilmemiş ve kote edilmiş nama yazılı paylar bakımından da farklı devir sınırlamaları öngörür.

Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylarda devir sınırlamaları

Yeni TTK m. 493, borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar bakımından uygulanacak devir sınırlamalarını düzenler. Buna göre söz konusu payların devri, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebep ileri sürülerek, veya devredene payların başvurma anındaki gerçek değeri üzerinden satın alınması teklif edilerek reddedilebilir. Böylece, TTK m. 418/2’de düzenlenen şirketin pay devrinin pay defterine kaydedilmesinden sebep göstermeksizin kaçınabileceğine ilişkin düzenleme terk edildi.

Şirketin pay devrine onay vermesini engelleyebilecek önemli sebepler, ilgili maddenin ikinci fıkrasında, sınırlı sayı prensibine bağlı olmaksızın sayılır. Buna göre, pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı göstermesi durumunda, şirket pay devrine onay vermekten kaçınabilir.

Pay devirlerinin engellenebileceği ikinci durum, şirketin payların gerçek değeri üzerinden, şirket veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına satın alınmasını önermesidir. Böylece şirkete, uygun görmediği pay devirlerinden kaçınma olanağı tanınır. Söz konusu kavram, doktrinde escape clause (“kaçış klozu”) olarak adlandırılır ve şirketlerde yabancılaşmanın önüne geçilmesi bakımından önemli bir rol oynar.

Yeni TTK m. 493/3 uyarınca, devralan payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmekten kaçınırsa, şirket devri pay defterine kaydetmeyi reddedebilir. Bu düzenleme, pay devri kısıtlamalarının muvazaalı olarak bertaraf edilmesini engellemek amacıyla getirildi.

Yeni TTK m. 493/4 uyarınca, payların miras, miras paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri durumunda şirket ancak payların gerçek değeri üzerinden satın alınmasını önermek suretiyle devre onay vermeyi reddedebilir. Söz konusu düzenleme, TTK m. 418/4 ile aynı doğrultudadır.

Şirketin devre onay vermediği takdirde payların mülkiyetinin durumu, TTK döneminde tartışmalıydı. Şirketin devre onay vermediği durumlarla ilgili iki teori savunulur: Bölünme ve birlik teorileri.

Bölünme teorisine göre, şirketin devre onay vermediği ve devri pay defterine kaydetmekten kaçındığı durumlarda, devir şirkete karşı hüküm ifade etmez, ancak mülkiyet hakkı devralana geçer. Birlik teorisine göre, şirketin devre onay vermediği durumlarda, payın mülkiyeti dahi devralana geçmez. TTK döneminde Türk doktrinin çoğunluğu tarafından savunulan görüş, bölünme teorisinin desteklenmesi yönündedir. Ancak, söz konusu teori, payların mülkiyeti bakımından elverişsiz bir düzen yaratmakta olduğu gerekçesiyle eleştirilir. Malik olan pay sahibi, şirket tarafından pay sahibi olarak kabul edilmez veya şirketin pay sahibi olarak kabul ettiği kişinin malik olmaması gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Bu durum da doktrinde bazı yazarlar tarafından eleştirilir.

Yeni TTK m. 494’de, şirketin pay devrine onay vermemesi halinde, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm hakların devralanda kalacağı düzenlendi. Böylece, birlik teorisi benimsendi ve doktrindeki eleştirilere uygun bir çözüm getirildi.

Borsaya kot
e edilmiş nama yazılı paylarda devir sınırlamaları

Yeni TTK, borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar bakımından uygulanacak devir sınırlamalarını, 495. maddede düzenler. Buna göre, esas sözleşmesinde iktisap edilebilecek nama yazılı paylar bakımından bir üst sınır öngören şirketler, bu üst sınırın aşılması durumunda payları iktisap eden kimseyi pay sahibi olarak tanımayı reddedebilir. Söz konusu üst sınır, esas sermayenin belli bir yüzdesi şeklinde belirlenir. Böylece, şirkette yabancılaşmanın meydana gelmesi, şirketin bağımsızlıktan çıkıp şirketler grubu dâhilinde bağımlı bir şirket haline gelmesi, şirketin bazı niteliklerini yitirmesi gibi olumsuz durumlar engellenmek istenir. Yine, borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylarda olduğu gibi, devralanın payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmemesi durumunda, şirket devri pay defterine kaydetmeyi reddedebilir.

Borsaya kote edilmiş payların devrinde, Yeni TTK ile paya bağlı hakların geçişi bakımından payların borsada ve borsa dışında iktisap edilmeleri arasında ayrım yapılır. Yeni TTK m. 497 uyarınca, payların borsada iktisap edilmeleri durumunda, paylara bağlı haklar payların devri ile devralana geçeceği düzenlenir. Böylece, devrin borsaya hâkim olan kurallar çerçevesinde gerçekleşmesi sağlandı. Payların borsa dışında iktisap edilmeleri durumunda ise söz konusu haklar, devralanın pay sahipliği sıfatının tanınması için şirkete başvurması anında devralana geçer.

Yeni TTK m. 497/2 uyarınca, devralan şirket tarafından tanınıncaya kadar, paylardan doğan genel kurula katılma hakkı, oy hakkı ve oy hakkına bağlı diğer hakları kullanamaz. Öte yandan, malvarlıksal haklar, devralanın şirket tarafından tanınmasına bağlı olmaksızın kullanılabilir. Payları devralan kişiler, pay defterine oy hakkından yoksun pay sahibi olarak kaydedilir. Böylece, pay defterine kayıtla açıklık sağlanmış olur. Pay defterine kaydolmuş pay sahibinin hukuki konumu, Yeni TTK tarafından düzenlenmedi, bu konu içtihatlara ve doktrine bırakıldı.

Yeni TTK, m. 498 aracılığıyla, bir faraziyeye yer verdi. Buna göre, devralanın pay sahibi olarak tanınması istemi, istemin alındığı tarihten itibaren yirmi gün içinde reddedilmezse, devralan pay sahibi olarak tanınmış sayılır. Söz konusu hüküm, taleplerin şirket tarafından yirmi gün içinde karara bağlanmasını teşvik eder.

Sonuç

Yeni TTK ile, TTK ile karşılaştırıldığında temel farklar içeren pay devri düzenlemeleri getirildi. Şirketin yeni maliki pay defterine kayıttan sebepsiz yere imtina edebilmesi imkânı kaldırıldı. Borsaya kote edilmiş ve edilmemiş pay ayrımı yapılarak, bu payların devirleri farklı hükümlerle düzenlendi. Yeni TTK’nın pay devirleri konusunda TTK’ya oranla daha elverişli bir düzen benimsediği tartışmasızdır.