Ercüment Erdem Av. Duygu Öner

Anayasa Mahkemesi’nin Tasarrufun İptali Davalarına İlişkin İptal Kararı

Kasım 2018

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Bu makalede, İcra ve İflas Kanunu’nun (“İİK”) m. 278 maddesinde yer alan, tasarrufun iptaline dair hükümlere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen 2018/9 E. 2018/84 K. sayılı 11.07.2018 tarihli iptal kararı incelenir.

İptal Davasının Konusu

Anayasa Mahkemesi’ne başvuru konusu olayda, alacaklı tarafından borçluya karşı icra takibi başlatılmasından sonra, borçlunun kendisine ait taşınmaz hisselerini mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak maksadıyla gerçek satış bedelinden daha düşük bedelle kardeşine devrettiği iddiası ile İİK m. 278 uyarınca tasarrufun iptali davası açıldı. Davayı inceleyen Yerel Mahkeme,  İİK m. 278’in üçüncü fıkrasının (1) ve (2) numaralı bendlerinde yer alan hükümlerin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile ilgili hükümlerin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Tasarrufun İptali Davası

Tasarrufun iptali davasının amacı, borçlunun, haciz veya iflastan önce yapmış olduğu ve aslında geçerli olan tasarruf işlemleri ile malvarlığından uzaklaştırdığı mallardan, bunlar sanki borçluya aitmiş gibi, alacaklıların tatmin edilmesini sağlamaktır. İİK m. 278 uyarınca, mutad (alışılmış) hediyeler hariç olmak üzere, borçlunun ha­cizden veya iflasın açılmasından geriye doğru son 2 yıl içinde yapmış olduğu tüm bağış­lamalar ve ivazsız (karşılıksız) tasarruflar iptale tâbidir. Ek olarak, İİK m. 278’in üçüncü fıkrası uyarınca, borçlunun aşağıda sayılan tasarrufları, karşılıklı olsa bile bağışlama hükmünde kabul edilmekte olup, iptale tabidir:

  • Karı koca ve üçüncü derece kan ve sıhrî hısımlar, evlatlık ile evlat edi­nen arasında yapılan karşılıklı işlemler;
  • Borçlunun karşılık olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği tasarruflar;
  • Borçlunun kendisine veya üçüncü kişi yararına, kaydı hayat şartı ile irat, ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya intifa hakkı kurduğu sözleşme­ler.

Bu kapsamda, iptal talebine konu İİK m. 287’nin üçüncü fıkrasının (1). bendinde karı ve koca ile üst soyu ve altsoyu, kan bağı veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edilenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceği hükme bağlandı. İlgili fıkranın (2). bendinde ise yapılan tasarruf işlemine karşılık borçlu tarafa oldukça düşük bir bedel ödeniyorsa, yapılan bu tasarruf işleminin de bağışlama olarak kabul edileceği ve iptale tabi olduğu belirtilir. Yerel Mahkeme bu iki bendin Anayasa’nın 2, 10,13, 35 ve 36. maddelerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Yetki Sorunu

Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Anayasa Mahkemesi tarafından bu madde uyarınca yapılan inceleme doktrinde “somut norm denetimi” olarak ifade edilir.

Bu kapsamda Anayasa’ya aykırılık durumu ancak “bir davada uygulanacak norm” hakkında oluşabilir. Bir görüşe göre, “uygulanacak norm” ifadesini “taraflardan birine tatbik edilecek her kanun” şeklinde anlamak yerinde olur[1]. Diğer görüşe göre ise uygulanacak normun saptanmasında ölçüt “esasa etkililik” olup, Anayasa Mahkemesi tarafından ancak davanın esasına etkili olacak normla sınırlı bir inceleme yapılmalıdır[2].

Anayasa Mahkemesi, somut olayda tasarrufun kardeşler arasında gerçekleştiğini dikkate alarak, dava konusu uyuşmazlık bakımından bağışlama gibi kabul edilecek tasarrufun İİK m. 287’nin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “..neseben…” ifadesi ile ilgili olduğunu belirtir. Bu kapsamda, somut olayda karı ve koca ile usul ve füru, sıhri hısımlar, evlat edinen ve evlatlık edinen arasında yapılan bir tasarrufun bulunmaması ve  İİK m. 287’nin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “karı ve koca ile usul ve füru, ….. sıhren…., evlat edinenle evlatlık….” ibarelerinin dava konusu uyuşmazlıkta uygulama alanı bulmaması sebebiyle, söz konusu ibarelerin iptali bakımından mahkemenin yetkisiz olduğuna karar verdi. Böylelikle Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimini dar yorumlayarak,  İİK m. 278’in yalnızca somut olayda uygulanacak olan bölümü ile ilgili sınırlı bir inceleme yapmış ve İİK m. 278 uyarınca bağışlama hükmündeki tasarrufları, yalnızca aralarında kanbağı olan hısımlar arasında yapılacak tasarruflar bakımından incelemiştir.

Anayasa’ya Aykırılığa İlişkin Değerlendirme

Anayasa’nın 35. maddesi “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmünü içerir.

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının başkasına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, kişinin sahip olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir hak olduğunu belirtir. Bu kapsamda, malikin mülkünü kullanma, semelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini ifade edilir. Bununla birlikte, ilgili maddenin mülkiyet hakkını sınırsız bir hak olarak düzenlemediği, bu hakkın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilir.  Anayasa’nın 13. maddesinde ise temel hak ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve kanunla sınırlanabileceği belirtilir. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak demokratik toplum düzeninin gerililiklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkını düzenleyen Anayasa’nın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi,  hak arama özgürlüğünün iki temel öğesini oluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayan, bu hakların kullanımını engelleyen ve adil yargılanmaya engel teşkil eden kanun hükümlerinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık teşkil edeceğini belirtir.

İİK m. 287 hükümlerini ele alan Anayasa Mahkemesi, borçlunun henüz malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisinin hukuken kısıtlanmadığı bir dönemde gerçekleştirmiş olduğu tasarruf işlemlerine – somut olayda hacizden önce borçlunun kardeşine yapmış olduğu satım işlemine – daha sonra malen veya nakden sorumluluğunu doğuracak şekilde sonuç bağlayan ve tasarrufta bulunan üçüncü kişiye cebri icra işlemlerine katlanma yükümlülüğü getiren kuralın üçüncü kişinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini belirtir.

Ek olarak, Anayasa Mahkemesi tarafından belirtildiği üzere, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük olması ve ölçülü olması, malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklememesi gerekir. Mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden itiraz konusu kuralda; neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarrufların başka hiçbir koşula bağlı bulunmaksızın bağışlama gibi olduğu, aksinin iddiası ve ispatı, mümkün olmayan bir olgu olarak kabul edilir. Bu bakımdan tasarruf konusu malın değerinin tam olarak veya fazlasıyla ödenmiş olması, tasarruf işleminin borçlunun alacaklılarının da menfaatine bulunması, alacaklıların tasarruf işlemi nedeniyle zarar görmemesi, alacaklıların alacağı tahsil ve cebri icra imkânlarının zorlaştırılmamış hatta kolaylaştırılmış olması sonucu değiştirmez. Neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında gerçekleştirilen ivazlı tasarruflara kesin olarak bağışlama sonucu bağlayan itiraz konusu düzenleme, taraflara belirtilen hususlarda iddia ve savunmada bulunma, bu hususların ispatı yönünden delil, bilgi ve belge sunma imkânı vermez. Bu yönüyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında gözetilmesi gereken makul dengeyi malik aleyhine bozan düzenlenmenin ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu söylenemez. İtiraz konusu kural, kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi bozmak suretiyle mülkiyet hakkının ve hak arama özgürlüğünün ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına neden olmaktadır. Bu kapsamda, maddede yer alan “….neseben veya” ibaresinin Anayasa’nın 13, 35 ve 36. maddelerine aykırı olduğu belirtilerek iptaline karar verildi. İptal kararı 15 Kasım 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olup,  Resmi Gazete’de yayımlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girecektir.

İptal talebine konu İİK m. 287’nin üçüncü fıkrasının (2). bendinde ise, sözleşmenin tarafları ve aralarındaki yakınlık derecesine bakılmaksızın, borçlunun karşılık olarak pek az bir fiyat kabul ettiği sözleşmelerin de bağışlama gibi kabul edileceği öngörülür. İptal talebine konu kanun maddesini inceleyen Anayasa Mahkemesi, ilgili düzenleme ile borçlunun haciz, aciz hali ve iflastan önceki yakın süreçte gerçekleştirilmesi mümkün şüpheli tasarrufların önlenebilmesi, alacaklıların korunması ve ispat yönünden yaşanacak güçlüklerin engellenmesinin amaçlandığını belirtir. Anayasa Mahkemesi’ne göre itiraz konusu kural, mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmekle birlikte, karşılık olarak pek aşağı bir fiyat kabul edilen tasarruf işlemlerinin mülkiyet hakkının kullanılmasının düzenlenmesine yönelik olup, kamu yararı taşır.  İlgili düzenlemeyle, karşılık olarak aşağı bir fiyatın kabul edildiği tüm sözleşmeler bağışlama olarak kabul edilmemiş, edimler arasında orantısızlığın ciddi olduğu ve objektif olarak makul karşılanmasının beklenemeyeceği durumlarla sınırlı olarak tasarruf işlemi bağışlama gibi kabul edilmiştir. Öte yandan, ilgili hüküm alacaklıya ispat kolaylığı sağlamakla birlikte, borçlu aksini iddia ederek tasarrufun gerçek değer üzerinden yapıldığını ortaya koyabilir ve böylece tasarrufun iptal edilmesini önleyebilir. İlgili hükümde, borçlunun ispat imkânını engelleyen bir düzenleme bulunmaz. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralın kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki adil dengeyi bozmadığını ve ölçülülük ilkesine aykırı olmadığını değerlendirdi. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi tarafından İİK m. 287’nin üçüncü fıkrasının (2). bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmedildi.

Sonuç

İptal kararında görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi somut norm denetimini dar yorumlayarak, dava konusu uyuşmazlıkta tasarrufun kardeşler arasında gerçekleşmesi nedeniyle, kanunun ilgili hükmünü yalnızca “… neseben…” ifadesi ile sınırlı olarak incelemiş ve ilgili ifadenin Anayasa’ya aykırı olması sebebi ile iptaline karar vermiştir. Böylelikle, tasarrufun iptali davalarında, tasarrufun tarafı bakımından ikili bir ayrım ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlüğe girmesi ile birlikte, borçlunun arasında kan bağı bulunan 3. dereceye kadar hısımlar ile yaptığı tasarruflar iptal davasına konu olamaz. Bununla birlikte, borçlu ile karı, koca, altsoy ve üstsoy veya sıhren üçüncü dereceye kadar hısımlar ile evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar, ilgili maddede öngörülen diğer şartlar da gerçeklemiş ise bağışlama olarak kabul edilir ve iptal davasına konu edilebilir.

[1] Armağan, Servet, Anayasa Mahkememizde Kazai Murakabe Sistemi, İstanbul, İ.Ü.H.F. Yayını, 1967, s. 86.

[2] Kıratlı, Metin., Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi (İtiraz Yolu), Sevinç Matbaası, Ankara, 1966,s.61.