Ercüment Erdem Av. Ayca Bengü Köksal

Belirgin Önyargı Hakkındaki Halliburton Kararı: Yaptırımı Olmayan İhlal

Ocak 2021

Giriş

İngiliz Temyiz Mahkemesi, bir kararında, “Tarafsızlık, hakemler de dahil olmak üzere, tüm mahkemelerin şiarıdır [1] ifadesini kullanmıştır. Bu, gerçekten de doğru bir ifadedir. Tahkim yargılamalarında, hakemlerin hem uyuşmazlık bakımından hem de taraflar bakımından bağımsız ve tarafsız bir tutum sergilemesi[2] esastır. Bu temel ilkeler, uygulanan ülke kanunları, kurumsal tahkim kuralları ve tahkim anlaşmaları gibi farklı kaynaklardan ortaya çıkar. New York Sözleşmesi bile dolaylı olarak hakemlerin bağımsız ve tarafsız olma yükümlülüğüne değinir. New York Sözleşmesi Madde V (1) (b), hakem heyetinin taraflı tutumundan kaynaklanabilecek ve taraflardan birinin dinlenmediği durumlarda hakem kararının tanınmayacağını belirtir. Madde V (2) (b) de; icrasının isteneceği ülkenin kamu düzenini ihlal eden hakem kararlarının tanınmayacağını düzenler, ki bunlara taraflı hakemlere karşı öngörülen kamu düzeni kuralları da dahildir[3].

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, son kararında, bu sorunu tekrar ele almış ve hakemlerin belirgin önyargılarına (apparent bias) ilişkin hangi testin uygulanacağına karar vermiştir.

Uyuşmazlığın Arka Planı

2010 yılında, Meksika Körfezi'ndeki Deepwater Horizon sondaj kulesi, büyük bir patlama ve yangın nedeniyle hasar gördü. Kule, Chubb Bermuda Insurance Ltd (“Chub”) ile arasında Bermuda Türü aşkın sorumluluk sigortası poliçesi (Bermuda Form excess liability insurance policy) bulunan Transocean’a aitti. Bermuda Türü sigorta poliçesine sahip bir diğer şirket olan Halliburton Company (“Halliburton”) ise sondaj kulesine çimentolama ve kuyu izleme servisleri vermekteydi. Kulede meydana gelen patlama sonucu ortaya çıkan zarar nedeniyle Halliburton ve Transocean’a bir takım talepler yöneltildi. 

Bu iki şirket aleyhindeki talepler, nihayetinde anlaşma ile sonuçlandı. Halliburton ve Transocean ise, Chubb’dan, aşkın sorumluluk sigorta poliçeleri kapsamında tazminat talep etti. Fakat Chubb, taleplerin makul şekilde sonuçlanmadığı gerekçesiyle ödeme yapmayı reddetti. Sonuçta taraflar, kendilerini aynı olaydan doğan birçok tahkim yargılaması içinde buldu.

İlk tahkim yargılaması, Halliburton ve Chubb arasında gerçekleşti. Halliburton ve Chubb’ın selefi arasındaki Bermuda Türü aşkın sorumluluk sigorta poliçesinde, New York hukukunun uygulanmasına ve tahkim yeri Londra olan bir ad hoc tahkime karar verilmişti. Taraflar, üç hakemden oluşan bir hakem heyeti üzerinde anlaşmıştı. Tarafların atadığı hakemlerin bir heyet başkanı seçememesi durumda, heyet başkanının İngiliz Üst Mahkemesi tarafından seçilmesine karar verilmişti. Haziran 2015’te, İngiliz Üst Mahkemesi, bir hakemi (“A” olarak anılacaktır) heyet başkanı olarak atadı. Her ne kadar A, hakem seçimi sırasında önceden Chubb tarafından önerilmiş ve zamanında Halliburton tarafından reddedilmişse de, Halliburton, İngiliz Üst Mahkemesi’nin bu kararına karşı itirazda bulunmadı.

İkinci tahkim yargılaması, yine Deepwater Horizon olayından kaynaklanan sigorta poliçesine ilişkin uyuşmazlığı çözmek üzere, Transocean ve Chubb arasında gerçekleşti. Aralık 2015’te, Chubb, A’yı taraf hakemi olarak aday gösterdi. A, ilk tahkim yargılamasındaki heyet başkanlığı görevini Transocean’a bildirmiş; ancak ikinci tahkim yargılamasında Chubb tarafından yapılan atamayı Halliburton’a ifşa etmemişti.

Ağustos 2016'da A, bu sefer Transocean ve başka bir sigortacı arasında yürüyen üçüncü bir tahkimde yine hakem atamasını kabul etti; ancak bu atamayı da Halliburton'a açıklamadı.

10 Kasım 2016 tarihinde, delil duruşmasından önce, Halliburton, A’nın Deepwater Horizon olayıyla ilgili sonraki iki tahkim yargılamasında hakem olarak atandığını öğrendi. 21 Aralık 2016 tarihinde Halliburton, heyet başkanının tarafsızlığına ilişkin haklı şüpheye yol açan koşulların varlığı nedeniyle,  İngiliz mahkemesinden 1996 tarihli İngiliz Tahkim Kanunu (“Tahkim Kanunu”) Bölüm 24 uyarınca heyet başkanını görevden alıp, yeni bir başkan seçmesi için talepte bulundu. 3 Şubat 2017 tarihinde, mahkeme itirazı reddetti; fakat temyize izin verdi. Nisan 2018’de ise; Temyiz Mahkemesi, Halliburton’un talebini, hakemin ifşa yükümlülüğüne aykırı davranmasının hakemin belirgin şekilde önyargılı olduğuna hükmetmek için tek başına yeterli olmayacağı gerekçesiyle reddetti. Bunun üzerine Halliburton, Yüksek Mahkeme’ye başvurdu.

27 Kasım 2020 tarihinde ise; İngiltere Yüksek Mahkemesi, Halliburton Company Chubb Bermuda Insurance Ltd’ye karşı kararını[4] açıkladı ve oybirliği ile davayı reddetti.

Yüksek Mahkeme Kararı

Yüksek Mahkeme’nin iki soruya cevap vermesi istendi: (i) hakemlerin İngiliz hukuku tahtında bağımsız, kanuni bir açıklama yükümlülüğü olup olmadığı ile (ii) örtüşen atamaların belirgin önyargı neden olup olmadığı.

İlk soruya ilişkin olarak, Yüksek Mahkeme, belirgin önyargıların olduğuna dair makul şüphe uyandıracak veya uyandırabilecek husus ve durumların varlığı halinde hakemlerin, bunları ifşa etmeye yönelik kanuni bir yükümlülük altında olduklarına hükmeden Temyiz Mahkemesi kararının doğru olduğuna karar vermiştir. Yüksek Mahkeme, bu kanuni yükümlülüğün, Tahkim Kanunu Bölüm 33 uyarınca hakemin adil ve tarafsız şekilde hareket etme konusundaki kanuni görevlerinin bir parçası olduğuna hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme, bu çıkarımın Uluslararası Barolar Birliği (“IBA”) tarafından oluşturulan Milletlerarası Tahkimde Çıkar Çatışması Kuralları ve Milletlerarası Ticaret Odası ve Londra Uluslararası Tahkim Divanı dâhil olmak üzere kurumsal tahkim tarafından ortaya konan örnek uygulamalar ile de uyumlu olduğu kanaatine varmıştır.

Bununla birlikte, Yüksek Mahkeme, hakemlerin, bu yükümlülük ile gizlilik yükümlülüğü arasında, tarafların açık veya örtülü izinlerini almak suretiyle, denge kurması gerektiğini vurgulamıştır. Bu denge, tahkim kurallarından veya teamül ve uygulamalardan çıkarılabilir.

Yüksek Mahkeme, taraflardan birisi aynı olan ve örtüşme olasılığı bulunan tahkim yargılamalarının, A’nın ikinci tahkime atanması sırasında hakemin önyargısına dair makul şüpheye sebep olduğuna ve A’nın ikinci tahkimdeki görevini Halliburton'a ifşa etmesinin, hakemin kanuni yükümlülüğü olduğuna hükmetmiştir. Bermuda Türü tahkimde, hakemlerin, taraflara ifşa etmeksizin birden fazla atamayı kabul etmesine ilişkin teamül veya yerleşik uygulama olmadığı da göz önünde alındığında, A’nın takip eden atamaları açıklamaması bildirim yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmiştir.[5]

İkinci soruya ilişkin olarak, Yüksek Mahkeme, “bir hakemin, yalnızca bir ortak tarafı olan, aynı veya örtüşen bir konuya ilişkin olarak birden çok atamayı kabul etmesi durumunda, bunun, ilgili teamül ve uygulamaya bağlı olarak belirgin önyargı izlenimi verebileceğine” karar vermiştir. Yüksek Mahkeme, İngiltere’de görülen bir tahkim yargılamasında belirgin önyargıya ilişkin iddiaları değerlendirirken, Anglosakson hukuku kapsamında objektif bir testin uygulayacağını, yani “gerçekleri göz önünde bulunduran adil ve bilinçli üçüncü kişinin hakem heyetinin önyargılı olduğuna dair gerçek bir olasılık olduğu sonucuna varıp varmayacağı” sorusuna göre karar verileceğini belirtmiştir.

Yüksek Mahkeme, Anglosakson hukuku kapsamındaki bu testi, özel niteliği, sınırlı itiraz hakkı ve hakemlerin atanma ve ücretlendirme yöntemleri dâhil olmak üzere uluslararası tahkimin özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. [6]

Uyuşmazlığa konu olgular ve uluslararası tahkimin özellikleri göz önüne alındığında, Yüksek Mahkeme, adil ve bilinçli bir üçüncü kişinin A bakımından önyargılı bir tutum sergilediği sonucuna şu gerekçelerle varamayacağına hükmetmiştir: (i) İngiliz içtihatlarında, ifşa yükümlülüğüne ve ifşanın gerekli olup olmadığına ilişkin bir açıklık olmaması, (ii) tahkimlerin zaman bakımından sıralamasının A’nın durum yönetimini içten kılması – zira birinci atama ile ikinci atama arasında altı ay vardır ve aslında Halliburton değil, Transocean’ın önyargıya ilişkin endişe duyması gerekirdi, (iii) sonraki tahkimlerin bekletici meselenin çözüme kavuşması sonrası sonuçlanması durumunda delil ve dilekçelerin iki tahkim yargılamasında birbiri ile örtüşmeyecek olması, aksi bir durumda ise A’nin hakemlik görevinden çekilmeyi teklif etmiş olması, (iv) A’nın gizli bir mali kazanç sağladığına ilişkin soru işaretleri bulunmaması ve (v) “talebin kuvvetine karşılık bilinçaltında kötü niyet şeklinde tezahür eden bilinçsiz bir önyargıya sahip olunduğuna ilişkin” şüphelerin temelsiz olması.

Kısaca Yüksek Mahkeme, heyetin önyargısına yönelik gerçek bir ihtimal söz konusu olduğundan, A’nın açıklama yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmetmiştir. Bununla birlikte, Yüksek Mahkeme, Anglosakson hukuku kapsamında belirgin önyargının tespiti için uyguladığı test sebebiyle bu ihlale bir sonuç bağlamamıştır.

Sonuç

Halliburton kararı, belirgin önyargıya ilişkin olarak sübjektif bir değerlendirme yerine objektif bir değerlendirme uyguladığı için çokça eleştirilmiştir. Kurumsal tahkim kuralları önyargılı tutum iddiaları bakımından çoğunlukla tarafların gözünden, sübjektif değerlendirme yöntemlerine atıf yaptığından, objektif standardın uluslararası tahkim uygulaması dışında kaldığı belirtilmiştir. Ayrıca bu karar, ifşa yükümlülüğünün kapsamı bilhassa açıkça belirtilmediğinden ve özellikle kurumsal kuralların teamül ve uygulamadan ayrıldığı durumlar bakımından, hakemler için büyük bir belirsizlik yarattığı için eleştirilmiştir. Bazıları ise kararı, Tahkim Kanunu bakımından hakemden ne beklendiğine ilişkin kanuni bir tanım yapılmadığı için eleştirmiştir. Son olarak Yüksek Mahkeme, ihlali tespit edip bu ihlale herhangi bir sonuç bağlamadığı gerekçesiyle de birçok olumsuz yorum ile karşılaşmıştır.

Karşılaştığı birçok tepkiye rağmen, Halliburton kararı, İngiliz Hukukunda ifşa yükümlülüğü ve önyargılı tutum bakımından önemli bir karardır. İngiltere Yüksek Mahkemesi, İngiliz Hukuku kapsamında, ifşa yükümlülüğünün gizlilik yükümlülüğüne üstün gelmediğine açıklık getirirken, bu yükümlülüğün kapsamını değerlendiren ilk karar olması nedeniyle büyük önem arz eder.

 

[1] Amec Civil Eng’g Ltd. v. Secretary of State for Transp., 2005, English Court of Appeal

[2] EGILSDOTTIR, Sigridur Maria: Defining an Appropriate Threshold for Apparent Bias in International Arbitration: A Comparative Study, Reykjavik University, Haziran 2019, s. 19.

[3] EGILSDOTTIR, s. 20; BORN, Gary: Chapter 12: Selection, Challenge and Replacement of Arbitrators in International Arbitration, International Commercial Arbitration (Third Edition), s. 1761- 2104.

[4] Halliburton Company v Chubb Bermuda Insurance Ltd [2020] UKSC 48 lütfen bakınız https://www.supremecourt.uk/cases/docs/uksc-2018-0100-judgment.pdf.

[5] STACEY, James/ HOLLAND, Samantha: Halliburton v Chubb- Supreme Court Clarifies English Rules on Apparent Bias of Arbitrators, Slaughter and May, December 2020 (https://my.slaughterandmay.com/insights/client-publications/halliburton-v-chubb-supreme-court-clarifies-english-rules-on-apparent-bias-of-arbitrators/).

[6] ROSS, Alisan: UK Supreme Court dismisses appeal over apparent bias, Global Arbitration Review, November 2020 (https://globalarbitrationreview.com/uk-supreme-court-dismisses-appeal-over-apparent-bias).