Çelişkili Davranma Yasağı

Av. Tolga Sevinir / Eylül 2021

Giriş

İlk defa Roma hukukunda ortaya çıkıp evirilerek yüzyıllar içerisinde varlığını sürdürmüş çelişkili davranma yasağı prensibi (venire contra factum proprium) günümüz çağdaş hukuk sistemlerinde, kendisine bir çatı kavram özelliğine sahip olan dürüstlük kuralı içerisinde yer bulmuştur. Bir kimseden, namuslu, dürüst bir insan olarak beklenen davranış[1] olarak tanımlanabilen dürüstlük kuralı, hukuk düzenimizde hakların kullanımının çerçevesini oluşturan temel etik temeldir. Geniş bir uygulama alanına sahip genel bir kural olarak ifadesini İsviçre ve Türk Medeni Kanunlarında bulan dürüstlük kuralına, Fransız, Alman ve İtalyan Medeni Kanunlarında sadece akitlerin yorumu ve borçların ifası açısından yer verilmiştir.[2] Öte yandan; kara Avrupası hukuku anlamında hakkın kötüye kullanılması yasağı olarak adlandırılan ilke, “estoppel” adıyla Anglo Sakson –özellikle de Amerikan- hukukunda oldukça geniş uygulama alanı bulmuştur.[3]

Dürüstlük kuralına, Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) başında yer verilmesiyle hukukumuzda ne denli temel bir ilke olduğu görülür. Dürüstlük kuralı, TMK’nın 2. maddesinde: “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” düzenlemesi ile vücut bulmuştur. Genel bir prensip olan dürüstlük kuralının ne noktada hukuk düzenine müdahale ederek hakkaniyeti tesis edeceği sorusu (doktrinde bilinen ismi ile hakkın kötüye kullanılması prensibi) da aynı maddenin ikinci fıkrasında; “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” olarak cevap bulmuştur.

Dilimize, çelişkili davranma yasağı olarak çevrilmiş olan venire contra factum proprium, işte bu çatı kavram olan dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılması kavramlarının altında ancak bu çatı kavramın diğer görünüm şekillerinden de ayrı bir yere sahiptir. Önceki davranışı ile çelişkili davranarak muhatabının zorda kalmasına neden olan kişi aynı zamanda hakkını kötüye kullanmıştır. Bu sebeple çelişkili davranma yasağı, bir hakkın kötüye kullanılması üst kavramı altında yer alır.[4]

Genel ilke olarak, bir kimsenin davranışlarında tutarlık bulunmasını gerektiren bir hukuk kuralı yoktur. Fakat bir hukuki ilişkide bir kimse davranışı ile karşı tarafta korunmaya layık ve esaslı bir güven uyandırdıktan sonra, artık bu davranışına ve uyandırdığı güvene aykırı, onunla çelişkili tutum takınamaz ve sonraki davranışlarıyla karşı tarafta hayal kırıklığı yaratamaz; aksi taktirde onun bu tutumu hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir.[5] Bir diğer ifade ile; eğer önceki davranış yoluyla korunmaya değer bir güven yaratılmışsa, yeni bir davranışla bunun boşa çıkarılması ile hukuken çelişkili davranış söz konusu olur.[6] Venire contra factum proprium (çelişkili davranma yasağı), pacta sunt servanda (ahde vefa) ile burada ayrışmaktadır. Pacta sunt servanda varsayımında açıklanmış iradenin bağlayıcı olmasına karşılık venire contra factum proprium’da güven sebebiyle muhatabın constantina'sına olan bağlılık söz konusudur.[7]

Çelişkili Davranma Yasağının Unsurları

Doktrinde çelişkili davranma yasağının var olduğunun kabul edilebilmesi için birtakım koşulların varlığı aranmıştır. Bu koşulların ilki, şüphesiz, çelişkili davranıştır. Bir davranış örüntüsünde çelişkiden bahsedebilmemiz için öncelikle bir ön davranış, akabinde bu ön davranışla çelişen bir ikinci davranışın varlığı gerekir. Ön davranış, karşı tarafta belli şekilde davranılacağı tasavvurunu doğurur. Objektif olarak aynı durumdaki herkes (belli şekilde davranılacağına) inanmalıdır. Ön davranış hukuki işlemle veya maddi fiille olabilir.[8] Hatta güven duygusunu yarattığı ölçüde sessiz kalmanın da çelişkili ön davranış olarak kabulü mümkündür. Bununla birlikte çelişkili davrananın ön davranışı karşı tarafın güvenini boşa çıkarma, onu zarara uğratma kastının yanında kusurlu oluşu da aranır.[9] Kişilerin fikir ve tutumlarını özgürce değiştirebilmesi ve tutarlı olmama özgürlüğü ile dürüstlük kuralını ihlal etmenin arasındaki en önemli sınırın burada ifade edilen kusur şartı olduğunu söylemek mümkündür. Çelişkili davranış ve kusur ile beraber yaratılan güvenin korunmaya değer olması ve hukuk etiği aranan diğer şartlar olarak ifade edilebilir.

Uygulamada Çelişkili Davranış Yasağı

Hukuk uygulamasında pek çok durumda dürüstlük kuralının tesisi amacıyla çelişkili davranma yasağı uygulama alanı bulur. Bunları temel başlıklar halinde şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Karşı tarafta hakkın kullanılmayacağına yönelik bir güven uyandırılması
  • Karşı taraf oyalanarak zamanla sınırlı bir hakkın kullanımı önlenmesi
  • Önceden mevcut olan bir geçersizliğe veya haksızlığa, çıkar sona erince itiraz edilmesi
  • Bir hakkın uzun süre kullanılmamaktan dolayı karşı tarafta uyandırılan güven sebebiyle artık kullanılamaması
  • Sözleşmenin kurulacağı yolunda karşı tarafta uyandırılan güvene aykırı davranılması
  • Yetkisi geri alınan temsilcinin yetkisiz işlem yapmasına yol açarak, uyandırılan güvene aykırı davranılması

Çelişkili davranma yasağı Türk hukukunda da uygulama alanı bulmuş ve Yargıtay verdiği ilke kararlar ile çelişki davranışın olduğu tipik örneklerde, hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçmiştir. Örneğin, çelişkili davranışlarla hakkın kötüye kullanıldığı en tipik örneklerden birisi gayrimenkul inşaat alanıdır. Türkiye’de uzun yıllar boyunca müteahhitler başta yasal şartları taşımayan gayrimenkul satış sözleşmelerini bilerek akdetmekte, projenin tamamlanmasının ardından ise yapılan sözleşmenin geçersizliğine dayanarak devir yükümlülüğünden kaçmaktaydılar. Müteahhitlerin bu tutumu, her ne kadar sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle yasal olsa da, dürüstlük kuralına ve çelişkili davranış yasağına aykırıydı. Yargıtay 30.09.1988 tarih, 1987/2E., 1988/2K. sayılı içtihadı birleştirme kararında, başta geçerli bir sözleşme olmadan bağımsız bölüm satışı yapan, teslim edip karşı tarafın kullanımına bırak müteahhidin sonradan bağımsız bölümlerin tapuda mülkiyetin devrine (sözleşmenin yokluğu sebebiyle) yanaşmaması durumunda çelişkili davranış yasağına işaret ederek uyandırılan güvenin aksine davranılmasının önüne geçmiştir.

Yukarıda bahsedildiği üzere, bazı durumlarda sessiz kalarak karşı tarafta hakkın kullanılmayacağına yönelik bir güven oluşturmak da çelişki davranış yasağı oluşturur. Bu durum, sözleşmeden ileri gelen cezai şart veya tazminat taleplerinin uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra talep edilmesi hallerinde sıklıkla görülür. Yargıtay’ın 30.01.2013 tarih ve 2012/19-670 esas, 2013/171 karar sayılı (yayınlanmamış) ilamında[10] davacının davalıya bayilik sözleşmesinin feshi yönünde ihtar göndermesi akabinde ticari ilişkilerini dokuz yıl boyunca sürdürmeleri nedeniyle bu süre sonunda davacının sözleşmenin feshedildiğinden bahisle cezai şart talebini çelişkili davranışla hakkın kötüye kullanılması olarak kabul etmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından 14.09.2019 tarih, 2008/E. 2009/22810K. sayılı kararında zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile borçlunun borcunu tanıması halinde, zamanaşımı def’i ileri sürmesinin çelişkili davranış yasağı teşkil edip TMK m.2/f.II gereği hâkim tarafından dinlenmeyeceğini ifade etmiştir.

Sonuç

Hukuk düzeni her ne kadar kişilere birtakım hak ve yetkiler vermiş ve kişiler bu haklarını serbestçe kullanabilmeleri önünde bir engel olmasa da bir hakkın kullanımı yasal ancak hakkaniyete aykırı düşen neticeler doğurabilir. Hukuk düzeninin nihai hedefinin de hakkaniyet ve adaletin mutlak tesisi olduğu göz önüne alındığında, böylesi durumların önüne geçmek için hâkimin eline “dürüstlük kuralı” olarak adlandırılan istisnai bir yetki verilmiştir. Bu yetki, hukukun çok çeşitli alanlarında farklı şekillerde tezahür etmekte ve kişinin çelişkili davranışla hakkını kasıtlı olarak kötüye kullanması da dürüstlük kuralının dokunduğu alanlar içerisindedir. Esasında yasaların kendisine verdiği hak, yetki ya da itirazı kullanan kişinin bunu çelişki yaratan davranışının akabinde yapması durumunda mahkemeler karşı tarafta uyandırılan güveni korurve hukuk güvenliği, zaman zaman, hukuka rağmen tesis edilebilir.


[1] Oğuzman, M. Kemal; Barlas, Nami: Medeni Hukuk- Giriş Kaynaklar Temel Kavramlar, Vedat Kitapçılık 2011, s.245

[2] Oğuzman/Barlas, s.245-246

[3] Ayhan, Feyza Eker: “Tahkim Anlaşmasının Üçüncü Kişi Lehdara Teşmili”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Prof. Dr. Ata Sarkman’a Armağan, C.2011/1, s.101

[4] Akyol, Şener: Medeni Hukukta Çelişki Yasağı Prof. Dr. Feyzi N. Feyzioğlu’nun Anısına Armağan, Vedat Kitapçılık 2007, s.5

[5] Oğuzman/Barlas, s.261

[6] Kılıçoğlu, Mustafa: Yargıtay Kararları Işığında Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Açıkça Kötüye Kullanılması Yasağı İsviçre – Türk Öğretisi, Bilge Yayınevi 2015, s.9

[7] Akyol,  (2007), s.3

[8] Akyol,  (2007), s.13

[9] Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, Vedat Kitapçılık 2006, s.58

[10]Soylu Ünver, Gülsüm: Güven Teorisi ve Güven Sorumluluğu Kapsamında Yetkisiz Temsilcinin ve Temsil Belgesini Geri Almayanın Sorumluluğu, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara 2018, s.44