Ercüment Erdem Doç. Dr. H. Murat Develioğlu

Finansal Kiralamada Sat Ve Geri Kirala (Sale And Lease Back)

Nisan 2016

Giriş

28 Haziran 1985 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu (“FKK” veya “3226 sayılı Kanun”) yaklaşık 27 sene uygulandıktan sonra yerini; 13 Aralık 2012 tarihli ve 28496 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmakla yürürlüğe giren 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’na (“FFFK” ve “6361 sayılı Kanun”) bıraktı. FKK döneminde yapılıp yapılamayacağı tartışmalı bir husus olan sat ve geri kirala (sale and lease back) yöntemi, finansal kiralama şirketinin, mülkiyeti zaten kiracıda bulunan bir malı satın alıp tekrar kiracıya kiralaması anlamına gelir ve bu şekilde, kiracının, elindeki makine ve teçhizatı bir finansman aracı olarak kullanarak nakit sıkıntısını gidermesine olanak sağlar. Bu yöntemin uygulanıp uygulanamayacağına dair tartışmalar FFFK’nın yürürlüğe girmesi ile son buldu.

FKK’da “Sat ve Geri Kirala” Düzenlemesi ve Yargıtay’ın Yorumu

3226 sayılı Kanun’da “sat ve geri kirala” yönteminin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda açık bir hüküm yer almamaktaydı. Bu sebeple, bu yöntemin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı bir husustu. Tartışmalara yol açan hüküm “Sözleşme” kenar başlıklı FKK m. 4 idi. Anılan maddede finansal kiralama sözleşmesi şu şekilde tanımlanmaktaydı:

Madde 4 – Sözleşme; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören bir sözleşmedir.”

Yukarıdaki hüküm uyarınca finansal kiralama sözleşmesinde kiralayan, yani bir finansal kiralama şirketi, kiracının talebi üzerine, bir malın zilyetliğini kiracıya bırakmak için o malı “üçüncü bir kişiden” temin etmeliydi. Sadece madde metnine dayanarak yapılan yorum, finansal kiralama sözleşmelerinde kiracı – kiralayan – üçüncü kişi olmak üzere üç faklı kişiden oluşan bir yapının varlığını zorunlu kılıyordu.

Öğretideki ağırlıklı görüş uyarınca böyle dar bir yorum yapılması yerinde değildi[1]. Madde geniş olarak yorumlanmalı ve her ne kadar metinde “üçüncü bir kişiden” ibaresi yer alsa da finansal kiralama sözleşmesine konu olan mal bizzat kiracıdan dahi temin edilebilmeliydi.

Yargıtay ise dar bir yorumu tercih etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.12.1995 tarih ve 12-787/1157 sayılı kararında aynen şu ifadeler yer almaktadır:

“… Kurumu ile … A.Ş. arasındaki 19.7.1991 tarihli Beyoğlu 19. Noterliğince düzenlenen sözleşme “sat ve geriye kirala” – Sale and Lease Back – diye ifade edilen bir “Leasing” sözleşme çeşididir. Gelecekte Leasing alan ( kiracı ) kendi mülkiyetindeki malı Leasing verene satmakta ve aynı anda ondan geri kiralamaktadır. Böylece ikili bir ilişki söz konusu olmaktadır.

Gelecekte Leasing alan aynı zamanda yapımcı olup, ürettiği malı önce Leasing verene satmakta ve daha sonra da ondan alt Leasing sözleşmeleri kurmak üzere geri kiralamaktadır.

Oysa, finansal kiralama konusu malın kiralayan tarafından üçüncü kişiden temin edilmesini öngören Finansal Kiralama Kanunu m:4 hükmü karşısında, bu tür sözleşmenin yasa kapsamına girmediğinin açık olması bir yana, aynı Kanunun 15’inci maddesinin emredici hükmü ile de kiracının finansal kiralama konusu maldaki zilyetliği bir başkasına devredemeyeceği (kira ariyet v.d.) diğer bir anlatımla alt kira olanağı da tanınmamıştır. O itibarla olayda, 3226 sayılı Yasa`nın 8’inci maddesinde kurucu unsur olarak kabul edilen “özel sicile tescil ile 9’uncu maddesindeki sözleşmeye konu malın mülkiyetinin kiralayan şirkete ait olması ve malın kiracıya teslim edilmesi koşulları gerçekleşmiş olsa dahi, bu tür sözleşmelerin, Finansal Kiralama Kanunu’na uygun olduğu kabul edilemez.

Davacı, davada haczedilemezlik şikayetini 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa dayandırmıştır. Ancak ortada anılan Yasada öngörülen koşullara uygun ve geçerli bir finansal kiralama sözleşmesi bulunmamaktadır.”

6361 Sayılı Kanun’da Yer Alan Düzenleme

Kanun koyucu, 6361 sayılı Kanun’un hazırlanışında, doktrindeki ağırlıklı görüşe uygun bir tercihte bulunmuş ve Yargıtay’ın görüşüne itibar etmemiştir. Gerçekten de, “Finansal Kiralama Sözleşmesi” kenar başlıklı FFFK m. 18’e göre bu sisteme cevaz vermektedir:

“Madde 18 – Finansal kiralama sözleşmesi; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı veya başka suretle temin ettiği veya daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir.”

Görüldüğü üzere, FFFK “sat ve geri kirala” yönteminin önünü açıkça açmaktadır. Kanun’un gerekçesinde de, bu konuyla ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır:

“Madde ile; finansal kiralama sözleşmesi, ihtiyaç duyulan malların ya üçüncü bir kişiden ya da bizzat kiracıdan finansal kiralama şirketince satın alınarak veya başka bir suretle temin edilerek kullanımının bir bedel karşılığında kiracıya devredilmesi yoluyla karşılanması şeklinde tanımlanmış ve finansal kiralamaya konu olan malın, sadece üçüncü kişilerden değil, bizzat kiracıdan da temin edilebilmesine imkan getirilmiş, böylelikle uluslararası uygulamada yaygın bir finansman yöntemi olan sat-geri kiralama işleminin yapılabilmesine imkan tanınmıştır.”

Sonuç

6361 sayılı Kanun’la birçok firma açısından likidite ihtiyacını karşılamak için oldukça elverişli bir yöntem olan ve aslında doktrinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1995 yılında verdiği karara rağmen, mülga FFK zamanında da uygulanabileceği kabul edilen “sat ve geri kirala” yönteminin uygulanabileceği açık bir şekilde kabul edilmiş olmaktadır.