Haksız İhtiyati Tedbirden Dolayı Tazminat Davası

Temmuz 2011

Kavram

Bilindiği gibi ihtiyati tedbir; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 101. Maddesinde ve bu Kanunun yerine 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 389. maddesinde öngörülen, taraflardan birinin talebi üzerine dava açılmadan önce veya sonra, taraflar arasında ihtilaflı olan bir mal veya hakkın davanın esası hakkında karar verilinceye kadar korunmasını sağlamak amacıyla mahkeme tarafından kararlaştırılabilen, geçici hukuki korumalardandır.

İhtiyati tedbir isteyen tarafın, sonuçta haksız çıkması nedeniyle karşı tarafın veya üçüncü kişilerin uğrayabilecekleri zararı karşılamak için bir teminat göstermesi zorunludur. Yapılan yargılama neticesinde ihtiyati tedbirin haksız olarak koydurulduğu anlaşıldığı takdirde, karşı taraf veya üçüncü kişi, bu haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğradıkları zararın ödenmesini, açacakları ayrı bir tazminat davası ile ihtiyati tedbir koyduran taraftan talep edebileceklerdir.

Dava Şartları ve Yargılama

Haksız ihtiyati tedbirden dolayı tazminat davası, her ne kadar HUMK’ta açık bir ifade ile belirtilmemişse de, 110. Maddeye dayanılarak açılmaktadır. Ancak HMK’da bu durum düzeltilerek, 399. Madde ile haksız ihtiyati tedbirden dolayı tazminat talebine açıkça yer verilmiştir.
Kanunun ifadesi şu şekildedir:
“(1) Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür.
(2) Haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davası, esas hakkındaki davanın karara bağlandığı mahkemede açılır.
(3) Tazminat davası açma hakkı, hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren, bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”
Haksız ihtiyati tedbirden dolayı tazminat davası açılabilmesi için; ilk olarak ihtiyati tedbir kararının icra edilmiş olması gerekir.
İkinci şart, ihtiyati tedbirin haksız olduğunun ortaya çıkmasıdır. Yapılan yargılama sonucunda; ihtiyati tedbir koyduran taraf, esas hakkındaki davasını kaybetmiş ise, ihtiyati tedbirin haksız olduğu sonucu ortaya çıkar. Dolayısıyla ihtiyati tedbirin haksız olup olmadığının kesin olarak anlaşılabilmesi için, yargılama sonucu verilen hükmün kesinleşmesi beklenmelidir. Bunun haricinde, ihtiyati tedbir talep eden ve verilen ihtiyati tedbir kararını icra ettiren kişi, HUMK’nın 109. Maddesinde öngörülen ihtiyati tedbir kararının verildiği tarihten itibaren 10 gün içerisinde (HMK uyarınca 2 hafta içerisinde) esas hakkındaki davasını açmak zorundadır. Dolayısıyla esas hakkında dava açılmadığı takdirde, ihtiyati tedbir kendiliğinden kalkacak ve ihtiyati tedbirin haksız olarak konulduğu kabul edilecek ve tazminat davası açılabilecektir. HMK’nın yürürlüğe girişi ile birlikte ise, haksız olma tanımı Kanunda yer bulmuştur. Buna göre, ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu anda haksız olduğu anlaşılır ise veya itiraz üzerine kaldırılır ise ihtiyati tedbir kararının haksızlığı ortaya çıkacaktır.

Konu ile ilgili Yargıtay kararları şöyledir:
“Dava, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkin olup, tedbirin haksız olduğu, davalı banka tarafından teminat mektubunun iptali hususunda açılan davanın reddi ile sabit olmuştur.” <>(Yargıtay 11. H.D.’nin 04.02.1991 tarihli, 1990/8459 E. – 1991/519 K. sayılı kararı)
“Davacı, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İhtiyati tedbir kararı alan kimse, ihtiyati tedbir kararının haksız olduğunun belirlenmesi halinde ihtiyati tedbir kararı yüzünden karşı tarafın ve üçüncü kişilerin uğradıkları zararı tazminle yükümlüdür. İhtiyati tedbirden kaynaklanan zararların tazmininde kusursuz sorumluluk esası kabul edilmiştir. İhtiyati tedbir kararının haksız olduğunun kabul edilmesi için davanın esası yönünden hüküm verilmesi zorunlu değildir. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi dahi ihtiyati tedbirin haksız sayılması için yeterlidir.” (Yargıtay 7. H.D.’nin, 23.07.2008 tarihli, 2008/1996 E. – 2008/3247 K. sayılı kararı)
“İhtiyati tedbir dolayısıyla uğranılan zarardan sorumlu olmak için yalnız tedbirin haksız olduğunun anlaşılması yeterli olup, ayrıca ihtiyati tedbir kararı alanın herhangi bir kusurunun araştırılması gerekmez.” (Yargıtay 4. H.D.’nin 27.02.1975 tarihli, 1973/13954 E. – 1975/2496 K. sayılı kararı)
Üçüncü dava şartı ise, aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınan ve icra edilmiş olan tarafın veya üçüncü kişinin, bu haksız ihtiyati tedbirden zarar görmüş olması gerektiğidir. Bu zarar, haksız ihtiyati tedbir koyduran tarafın, ihtiyati tedbir kararının icra edildiği tarih ile ihtiyati tedbirin kalktığı tarih arasındaki dönemde meydana gelmiş olan zarardır.
Bir başka dava şartı ise, haksız ihtiyati tedbirden dolayı tazminat davası açan davacının ödenmesini istediği zararı ile haksız ihtiyati tedbir arasında uygun illiyet bağının, sebep-sonuç ilişkisinin bulunmasıdır.

Haksız ihtiyati tedbirden dolayı, ihtiyati tedbir koyduran tarafın kusursuz sorumluluğu kabul edilmiştir. Bunun anlamı, haksız ihtiyati tedbir koydurtmuş olan tarafın, bundan doğan zararla sorumlu tutulabilmesi için ihtiyati tedbiri kötü niyetle istemiş ve koydurmuş olması gerekmediğidir. Sonuç olarak önemli olan, ihtiyati tedbirin haksız olması ve bir zarara neden olmuş olmasıdır.

Haksız ihtiyati tedbir koyduran taraf, sadece maddi zararlardan sorumludur. Manevi tazminat istenebilmesi, ancak Borçlar Kanunu’nun 49. Maddesinde yer alan, kusura dayalı sorumluluk şartlarının gerçekleşmesi ile mümkündür. Dolayısıyla manevi tazminat ancak ihtiyati tedbir koyduran tarafın kötü niyetli ve kusurlu olması halinde istenebilecektir.

Haksız ihtiyati tedbirden dolayı tazminat davası, HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde görev ve yetki yönünden genel hükümlere tâbi iken, HMK ile birlikte, esas hakkında kararı veren mahkemede açılması hüküm altına alınmıştır. Bu dava tıpkı haksız fiillerde olduğu gibi, bir yıllık zamanaşımına tâbidir. Zamanaşımı, ihtiyati tedbirin haksız olup olmadığının tam olarak tespit edildiği tarih olan esas hükmün kesinleştiği tarihten itibaren başlar.

Yapılan yargılama sonucunda haksız ihtiyati tedbir koyduran tarafın, davacıya tazminat ödemesine karar verildiği takdirde, davacı bu tazminatı, davalının ihtiyati tedbir kararını alırken gösterdiği teminattan alması mümkündür. Bu nedenle, esas hakkındaki dava sonuçlandıktan sonra haksız ihtiyati tedbirden dolayı açılmış bir tazminat davası varsa, bu dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir kararı koyduran kişiye teminatı iade edilmez.

Sonuç

Haksız ihtiyati tedbirden dolayı tazminat davası, bir geçici hukuki koruma olan ihtiyati tedbir kararının haksızlığının ortaya çıkması neticesinde bu karar nedeniyle zarar görenin bu zararını ihtiyati tedbir kararı koyduran taraftan talep edebileceği bir dava olup, uygulamada sıkça görülmektedir.