Ercüment Erdem Av. Piraye Erdem

İlama Dayalı Alacağın İlamsız Takip Konusu Yapılamayacağına İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı

Aralık 2017

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 4. Hukuk Dairesi, 8. Hukuk Dairesi, 12. Hukuk Dairesi ve 13. Hukuk Dairesi arasında ortaya çıkan içtihat ayrılığının giderilmesi amacıyla alınan 26.05.2017 tarihli ve 2017/2 E. ve 2017/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu (“Kurul”) Kararı (“Karar”), 21.07.2017 tarihli ve 30130 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu makalemizde, bahsi geçen Karar, Karar’ın gerekçeleri ve karşı oy yazıları incelenir.

İcra Takip Yoluna Genel Bakış

Karar ve gerekçelerini incelemeden önce, icra takip yolunun genel esaslarını açıklamak yerinde olur.

Para alacaklarının tahsili için başvurulan haciz yolu ile icra takibi, takibin dayanağına göre “ilamlı” ve “ilamsız” olmak üzere ikiye ayrılır. Genel haciz yolu ile ilamsız takip yoluna başvurmak için alacaklının elinde borca ilişkin bir belgenin bulunmasına gerek yoktur. Hatta alacaklının elinde hiçbir belge bulunmasa veya bu kimse gerçekte alacaklı olmasa dahi, bu yola başvurulması mümkündür[1]. İlamlı takip ise, ancak bir ilama dayanarak yapılabilir. Bir belgenin ilam niteliğinde olup olmadığı kanunla belirlenir. Mühürlü ve imzalı mahkeme kararları, hakem kararları ve Kanun m. 38’de yer alan ilam niteliğindeki belgeler ilama örnek gösterilebilir.

Tüm takip yollarına aynı formatta düzenlenen bir takip talebi ile başvurulur. Alacaklının takip yollarından hangisini seçtiği bu talepnamede belirlenir.  Takip talebini alan icra müdürü re’sen yapacağı değerlendirme üzerine bir ödeme ya da icra emri düzenler; alacaklının belirlediği takip yolu icra müdürü için bağlayıcı değildir.

İlamsız icra takibini ödeme emrine itiraz ile durdurmak mümkündür; alacaklının takibine devam edebilmesi için, bu itirazın,  itirazın kaldırılması ya da itirazın iptali davalarından biri ile hükümden düşürülmesi gerekir. Alacaklı, alacağını ancak bu şekilde elde edebilir.

İlamlı icra takibi ise ancak 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (“Kanun”)  m. 36’da düzenlenen tehir-i icra (icranın geri bırakılması) yolu ile durdurulabilir. Borçlu, tehir-i icra kararını, yatıracağı teminat karşılığında bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan alabilir. Bu yol, aleyhine verilmiş ilamın hukuka uygun olmadığını ve istinaf ya da temyiz incelemesi sonucunda bu kararın ortadan kaldırılacağını düşünen borçlu için oldukça faydalıdır.

Farklı Yargıtay İçtihatlarının Özeti

Yargıtay Hukuk Daireleri konuya ilişkin iki farklı içtihat oluşturmuştur. İlamların ilamsız takibe konu edilemeyeceğine ilişkin içtihat, takip talebi ekinde ilam sunulması halinde icra müdürünün “icra emri” düzenlemek zorunda olduğu ve bunun yerine ödeme emri düzenlenmesinin yasaya uygun düşmediği; aksinin kabulü halinde borçlunun tehir-i icra yararlanma hakkının elinden alınacağı ve takibin devamının engellenebilmesi için elde kalan tek yol olan “itiraz” yolunun kullanılması halinde de Kanun m. 67 ve 68’de düzenlenen icra inkar tazminatı sorumluluğunun doğacağı, bu hususun da dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek ilama bağlanmış para alacakları için ilamsız takip yapılamayacağını savunur.

İlamların ilamsız takibe konu edilebileceğine ilişkin içtihat ise, elinde ilam veya ilam niteliğinde bir belge bulunan alacaklının ilamsız icra takibi yapmasını engelleyen yasal bir düzenlemenin bulunmadığı; alacaklının kendisi için daha avantajlı olan “ilamlı takip” yapmak yerine salt icra inkar tazminatı alabilmek için avantajlı olmayan “ilamsız takip” yoluna başvurmasının kabulüne olanak bulunmadığı, borca haksız şekilde itiraz ettiği tartışmasız olan borçlunun da alacaklının talebi halinde inkar tazminatına mahkum edileceğini bilebilecek durumda bulunduğunu savunur.

Karar’ın Gerekçesi

Takip Talebinin Düzenlenme Safhası

İlamların icrasını düzenleyen Kanun m. 24 ve 32 uyarınca; icra dairesine ilam verilince, icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder. Dolayısıyla elinde ilam olan alacaklı ilamsız takip yapmak istese bile icra müdürünün anılan yasal düzenleme çerçevesinde icra emri düzenleyerek ilamlı takibe ilişkin işlemleri başlatması gerekir. Karar’da, icra müdürünün bu konuda takdir hakkı bulunmadığı ve elinde ilam olan bir alacaklının ilamsız takibe başvuramayacağı vurgulanır.

Menfaatler Dengesi

İlamlı icra takibi ancak alacağın teminat olarak yatırılması üzerine verilen tehir-i icra kararı ile durdurulabilir. Tehir-i icra, borçluyu haciz baskısından koruduğu gibi; yatırılan teminat da alacaklıyı alacağını elde etme açısından korur. Dolayısıyla alacaklı bakımından gerek takip ve gerek tahsilat kolaylığı bakımından tercih edilmesi gereken yol ilamlı icra takibidir. Konuya ilişkin bir ilam halihazırda mevcut olduğundan; bu yol, borçluyu da haksız bir ödeme tehlikesi altına sokmaz ve menfaatleri etkin biçimde dengeler.

Hukuki Yarar

Hukuki yarar, talep hakkının ileri sürülebildiği her alanda aranan bir şarttır. Tercih edilen talep usulü gereksiz, masraflı, fazla emek ve zaman gerektiren bir yolsa talep sahibinin hukuki yararının olmadığı kabul edilir. Daha kolay, hızlı ve ucuz bir yol varsa hak sahibinin diğer yolu seçmekte hukuki yararı bulunmaz.

Bu kapsamda ilamlı takip daha kolay, çabuk ve ucuz yolla alacağa kavuşturan özel bir yoldur. Alacağı ilama bağlanmış alacaklının itiraza tabi, uzayabilecek ve daha masraflı ilamsız takip yolunu seçmekte hukuki yararı yoktur[2]. Hiçbir belgeye ihtiyaç duymaksızın ilamsız icra takibine başvurabilecek alacaklının, alacağını ilama bağladıktan sonra fikir değiştirmesi haklı görülemez.

Yargılama Usulü

İlamsız takibe itiraz edip takip durduktan sonra alacaklının başvurabileceği yollardan biri itirazın iptali davası açmaktır. Ancak elinde ilam olan alacaklının tekrar dava açması hukuki yarar ilkesi ve iyi niyet kuralıyla bağdaşmamaktadır. Böyle bir yolun tercih edilmesi mahkemeleri gereksiz yere ve mükerrer biçimde işgal eder.

İtirazın kaldırılması için diğer başvuru yolunu düzenleyen ve itirazın kaldırılmasına esas belgelerin sınırlı biçimde sayıldığı Kanun m. 68’de, ilam ve ilam niteliğindeki belgelere yer verilmemiştir. Kanun koyucunun bu tutumu ilama dayalı olarak ilamsız icra yapılamayacağı konusundaki iradesini gösterir[3].

Uygulama Sorunları

Ödemeyi ertelemek ve haciz baskısından kurtulmak isteyen borçlu açısından ilamsız takipte başvurulabilecek tek yol, ödeme emrine itirazdır. Ödeme emrine itirazın pratik sakıncaları, borçlunun tehir-i icra imkanından yararlanamaması ve açılacak itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davaları sonucunda hükme bağlanacak icra inkar tazminatının haksızlığı noktalarında toplanır.

Bu noktada; borçluluğun bir ilam ile sabit olduğu ve takibe itiraz edilmemesi gerektiği ileri sürülebilir. Bu durumda, borçlu borcu ödemek zorunda kalacak ve haciz gibi icrai işlemlere muhatap olacak, bunun dışında ilave icra giderleri ile yükümlü hale gelecektir. Diğer taraftan mahkeme kararının hatalı olduğu, aslında borçlu görünen kimsenin hiç ya da gösterilen tutarda borçlu olmadığı istinaf veya temyiz incelemesi üzerine anlaşılırsa bu kez hem borçlu ödediği meblağı geri alma çabasına girecek hem de icra daireleri haksız çıkan alacaklıdan para tahsili ile meşgul olacaktır.

Alacağın dayandığı kararın şekli anlamda kesinleşmesi sürecinde haciz baskısından korunmak ve olası ödemenin geri alınmasındaki güçlükten kurtulmak isteyen borçlunun ilamsız takibe itirazı nedeniyle, itirazın iptali veya kaldırılması yargılaması sonunda, yüzde yirmi oranında icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulması haksızlık duygusu yaratır. Dolayısıyla, alacaklının elinde bir ilam varken ilamsız icra takip yoluna başvurması dürüstlük kuralına aykırıdır ve hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamına girer.

Karşı Oy Yazıları

Karar’da iki adet karşı oy yazısı yer alır. Bu yazılarda özet olarak; icra hukukunun şekli bir hukuk dalı olduğu, Kanun’da ilamların ilamsız takibe konu edilmesini açıkça yasaklayan bir hüküm bulunmadığı, alacaklının ilam ile başvurması halinde icra müdürünün icra emri düzenleyeceğine ilişkin Kanun m.32 hükmünün emredici olmadığı, ilamsız icra takibini itiraz yoluyla durdurmanın mümkün olduğu, tehir-i icraya başvurabilecek borçlunun aynı şekilde ilamsız icra takibi dosyasına ihtirazi kayıtla ödeme yapabileceği, mahkeme ilamı ile kesinleşen alacağın varlığına rağmen haksız olarak itiraz eden borçlunun sonuçlarına katlanması gerektiği ve Kanun’da menfaatler dengesinin alacaklıdan yana kurulduğu savunulur.

Sonuç

Kurul, ilamların, ilamsız takibe konu edilmesinin icra hukukuna ve yargılama tekniğine uygun düşmediği, bu yola başvurmakta alacaklının hukuki yararının bulunmadığı gibi, bu yola başvurarak borçlunun hukuki durumunun ağırlaştırıldığı ve taraflar arasındaki menfaatler dengesinin bozulduğu sonucuna varmış ve içtihatların “ilama dayalı bir alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağı” yönünde birleştirilmesine karar vermiştir.

[1] PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral; ÖZEKES, Muhammed, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2015, s. 128.

[2] ASLAN, Kudret/AKYOL; ASLAN, Leyla, İlama Bağlı Para Alacağı İçin İlamsız İcra Takibi Yapılması, Dürüstlük Kuralına ve Hayatın Olağan Akışına Aykırı mıdır?, Prof. Dr. Ramazan Arslan'a Armağan, C.I, Yetkin Yayınları, Ankara 2015, s.206.

[3] ASLAN; AKYOL ASLAN, s. 207.