Ercüment Erdem Av. Özge Kısacık

Kısmi Bölünmede Sermaye Azaltımının Vergilendirilmesi

Mayıs 2020

Günümüzde pek çok şirket tarafından piyasa değerini artırma, şirketin daha rekabetçi hale getirilmesi, hâlihazırda kötü olan ekonomik ortamın atlatılması, yeni oluşturulacak işletmelerin belli bir alanda yoğunlaşması ve uzmanlaşması, finansal performanslarını daha üst düzeye taşıma ve şirkete verimlilik kazandırma amacıyla yeniden yapılandırma işlemlerine sıklıkla başvurulur. Bu amaçları gerçekleştirmenin yanında gelişen teknoloji ve artan rekabetçi ortam ile birlikte uluslararası kuruluşlardan, çekirdek aileye kadar birçok kurum için yeniden yapılanma, şirketlerin yeni dönemde varlıklarını sürdürebilmesi için bir gereklilik halini aldı.

Yeniden yapılandırma işlemleri arasında şirketler tarafından sıkça tercih edilen yöntemlerden biri de kısmi bölünmedir. Kısmı bölünme işlemi hem ticaret hukuku hem de vergi hukuku ile birebir irtibatta bir kurum olup gerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) gerekse 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (“KVK”) ile  1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (“1 Seri No.lu Tebliğ”) kapsamında düzenlenir.

Kısmi bölünme, devreden şirketin bir kısım varlıklarının kayıtlı değerleri üzerinden başka bir şirkete devredilmesi (KVK lafzı uyarınca ayni sermaye konması olarak belirtilse de; TTK hükümleri uyarınca kısmi bölünme ayni sermaye hükmünde değildir) ve karşılığında iştirak hissesi alınmasını konu alan hukuki işlemdir.[1] Kısmi bölünme işlemi neticesinde yeni kurulan şirkete ve/veya mevcut şirkete kısmi bölünme işlemi yoluyla konulan mal varlığı neticesinde ihraç edilen paylar (i) bölünen şirkete verilebileceği gibi (ii) bölünen şirketin ortaklarına da verilebilir. İşte, yeni ihraç edilen payların bölünen şirketin ortaklarına verilmesi durumunda, bölünen şirketin malvarlığında bir azalma söz konusu olduğu için anılan şirkette sermaye azaltımı gündeme gelir. Bu makalemizde, kısmi bölünme kapsamında yapılan sermaye azaltımı işleminin doğurduğu vergisel sonuçlar Gelir İdaresi’nin yaklaşımı ve yargı kararları kapsamında değerlendirilir.

Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde Kısmi Bölünme

Kısmı bölünme işlemi, TTK’nın 159. maddesinde “Kısmi bölünmede, bir şirketin malvarlığının bir veya birden fazla bölümü diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler veya bölünen şirket, devredilen malvarlığı bölümlerinin karşılığında devralan şirketlerdeki payları ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturur.” şeklinde düzenlenmiştir.

KVK’nın 19/3. maddesinde ise kısmi bölünme işlemi “Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcisinin bilançosunda yer alan taşınmazlar ile en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim ve hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden ayni sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesi” şeklinde tanımlanır.

Söz konusu düzenlemelerden de görüleceği üzere kısmi bölünme kapsamında devre konu mal varlığı sınırlı sayıda belirtilmiş olup; bunlar (i) taşınmazlar, (ii) iştirak hisseleri (en az 2 yıl süreyle elde bulundurulan) (iii) üretim ve hizmet işletmeleridir.

Bununla birlikte, kısmi bölünme işlemi iki farklı yöntem ile yapılabilir. Bunlardan ilki “iştirak ilişkisi yöntemi”[2] olarak da adlandırılan hisselerin bölünen şirkette kalmasıdır. Bu yöntemde bölünen şirket aktifinde yer alan bölünmeye konu değerler iştirak veya bağlı ortaklık haline dönüşür. Bir diğeri ise, hisselerin bölünen şirket ortaklarına verilmesidir.

Nitekim, 1 Seri No.lu Tebliğ’in “19.2.2.3. İştirak hisselerinin ortaklara verilmesi” başlıklı bölümünde de “Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir.” ifadesi ile edinilen hisselerin ortaklara da verilebileceği kabul edilir. Bu yöntemde edinilen hisselerin ortaklara verilmesiyle bölünen şirket malvarlığında meydana gelen azalma nedeniyle şirket nezdinde sermaye azaltımı işlemi yapılır.

1 Seri No.lu Tebliğ’in “…devredilen kıymetlere karşılık edinilen devralan şirket hisselerinin ortaklara verilmesi halinde, bölünen şirkette sermaye azaltımına gidileceği tabiidir.” ifadesi ile, vergi mevzuatı açısından da sermaye azaltımı işleminin kısmi bölünme işleminin doğal bir sonucu olduğu kabul edilir.

Dolayısıyla, devralan şirket hisselerinin bölünen şirketin ortaklarına verilmesi durumunda sermaye azaltımı kısmi bölünme işleminin bir unsurunu oluşturur ve müstakil bir sermaye azaltımı işlemi olarak değerlendirilemez.

Hal böyle olmakla birlikte; kısmi bölünme kapsamında sermaye azaltımı yapan şirketler vergi idaresince sermayenin içerisinde yer alan enflasyon düzeltme olumlu farklarının, geçmiş yıl karlarının öncelikle işletmeden çekildiği varsayımı ile cezalı kurumlar vergisi ve kar dağıtımına bağlı gelir vergisi tevkifatı tarhiyatlarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.

Kısmi Bölünmede Sermaye Azaltımı ve Vergisel Sonuçları

İlgili Mevzuat

Kısmi bölünmede devreden varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisselerinin, devreden şirkette kalması veya doğrudan bu şirketin ortaklarına verilmesi seçimlik bir tercihtir. Bu hisselerin, devreden şirket ortaklarına verilmesi halinde ise aktifinden bir varlık çıkan şirketin bilançosunun, ancak sermaye azaltılmasıyla dengelenmesi mümkün olabilir.

Kısmi bölünme suretiyle bölünen şirket bilançosunun aktif toplamında meydana gelen azalmanın pasifteki karşılığı, sermaye hesabında gerçekleşen azaltım işlemidir. Bu şekilde bölünen şirket nezdinde aktif ve pasif toplamı eşitliği sağlanır. Bu durum da kanıtlamaktadır ki; bölünen şirket malvarlığında meydana gelen azalma nedeniyle şirket nezdinde sermaye azaltımı işlemi yapılması kısmi bölünme işleminin doğal bir sonucudur.

Gerek vergi mevzuatında yer alan kurumlar vergisi, katma değer vergisi, damga vergisi ve tapu harcı muafiyetleri gerek ilgili kanun gerekçeleri göz önüne alındığında tüm yapılandırma işlemlerinde olduğu gibi kısmi bölünme müessesesi vergi ertelemesi işlevi görmesi amacıyla getirilen bir düzenlemedir. Bu düzenlemelerin amacına ve ruhuna aykırı bir şekilde kısmi bölünmenin doğal bir sonucu olan sermaye azaltımı işleminin ayrı bir işlem gibi değerlendirilerek vergilendirilmesinin bir dayanağı olmadığı düşünülür. Özetle, özünde hem müstakil bir işlem olarak sermaye azaltımının  hem de kısmi bölünme sonucu sermaye azaltımının vergilendirilmesine yönelik  düzenleme hiçbir kanun ya da tebliğde mevcut değildir.

Gelir İdaresinin Görüşü

Kısmi bölünme yoluyla elde edilen hisselerin devreden şirketin ortaklarına intikal ettirilmesi nedeniyle yapılan sermaye azaltımı işlemine ve müstakil bir işlem olarak sermaye azaltımına karşı vergi idaresinin eleştirel bir bakış açısı mevcuttur. Her ne kadar bu konuya ilişkin bir yasal açıklama bulunmasa da vergi idaresi sermaye azaltımının aşağıda belirtilen sıra ile ilgili  hesaplardan karşılandığını ve işletmeden çekildiğinin kabulü gerektiğini savunur:

  1. Kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kar dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplar (enflasyon düzeltmesi olumlu farkı, gayrimenkul satış kazancı istisnası gibi)
  2. Kar dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplar (geçmiş yıl karları gibi)
  3. İşletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek ayni ve nakdi sermaye (kayda alınan emtia karşılığı, nakit sermaye artışları)

Ancak vergi idaresinin son dönemde vermiş olduğu özelgelerde ise;

  • Kısmi bölünme sonucunda ayni sermaye konulan şirketten alınan hisse senetlerinin ortaklara verilmesi nedeniyle şirket sermayesinin azaltılması ve daha önce sermayeye eklenmiş olan enflasyon düzeltmesi fark hesapları ile geçmiş yıl karlarının da bulunması durumunda, devralan şirkette yapılacak sermaye artışında enflasyon düzeltmesi fark hesaplarının ve geçmiş yıl karlarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması ve ayrı şekilde görülmesi şartıyla bu işlemin işletmeden çekiş olarak değerlendirilmeyeceği ve vergiye tabi tutulmayacağı,
  • Devralan şirkette sermayenin bir unsuru olarak yer alan söz konusu vergiye tabi kalemlerin, devralan şirkette bir başka hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi ya da sermaye azaltımına gidilmesi durumunda ise söz konusu tutarların işletmeden çekildiği dönemin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin kurumlar vergisine tabi tutulması gerektiği

yönünde görüş verdiği görülür.[3]

Nitekim, Gelir idaresinin söz konusu yaklaşımı 24.03.2017 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayınlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13) Taslağı (“Tebliğ Taslağı”)’nın 4. maddesinde de gündeme gelmiş ve devralan şirket hisselerinin bölünen şirket ortaklarına verilmesi halinde, bölünen şirket nezdinde gerçekleşecek sermaye azaltımının vergilendirilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş idi. Ancak taslak metinde yer alan bu ifade halihazırda yürürlüğe girmemiştir. Özetle, sermaye azaltımının vergilendirilmesine ilişkin düzenleme kanunlarda yer almadığı gibi 1 Seri No.lu Tebliğ’de de yerini alamamıştır.

Kısmi Bölünmede Sermaye Azaltımına İlişkin Olumlu Yargı Kararları

Bir önceki bölümde belirttiğimiz üzere kısmi bölünme işleminin doğal bir sonucu olan sermaye azaltımının ve müstakil bir işlem olarak sermaye azaltımının vergilendirilmesine ilişkin düzenleme hiçbir kanun veya tebliğde yer almaz. Bununla birlikte Anayasa’da yer alan ve her alanda vurgulanan kanunilik ilkesi gereğince de açıkça kanunda yazılı olmayan durumlarda yorum yoluyla mükelleflere bu şekilde vergisel bir yük getirilmesi mümkün olamaz.

Özellikle KVK’nın 20. maddesi uyarınca kısmi bölünme işleminin vergisiz olarak meydana getirilmesine hükmedilmiş olup; bu işlemin doğal uzantısı olan sermaye azaltımı işlemine de aynı sonuç bağlanır. Bu kapsamda, kısmi bölünme sebebiyle yapılan sermaye azaltımı işleminin de vergi kanunlarının lafzı, konuluşundaki amaç vb. unsurlar bir arada değerlendirilerek yorumlanması gerekir.  Bunun aksine kısmi bölünme sonucunda yapılan sermaye azaltımında vergilendirilme yapılması hem kanunilik ilkesine hem de kanun hükmünün amacına aykırı olacaktır.

Nitekim son dönemde verilmiş yargı kararlarında[4] da bu görüşe paralel kararlar tesis edildiği görülür. Söz konusu kararlarda sermaye azaltımı işlemi yapılırken sermayeye ilave edilmiş enflasyon düzeltme olumlu farkları hesabı, diğer sermaye yedekleri hesabı ve geçmiş yıl karları hesabında yer alan tutarların sermaye azaltımı sırasında öncelikli olduğuna ilişkin vergi kanunlarında bir hüküm bulunmadığından kanun boşluğunun yorum yoluyla gemişletilmesi hukuken mümkün bulunmamış ve mükellef lehine karar tesis edilmiştir.[5]

Sonuç

Kısmi bölünme işlemi sebebiyle gerçekleşen sermaye azaltımı işlemi, kısmi bölünme müessesesinin işlevi ve amaçları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Nitekim, vergi mevzuatındaki ilgili maddeler göz önüne alındığında kısmi bölünme işlemi bir vergi erteleme müessesesidir. Bu düzenlemelere aykırı olarak kısmi bölünme sonucunda gerçekleşen sermaye azalışlarında işlemleri birbirinden ayırarak mükellefler aleyhine vergi yükü oluşturulması ise yasa koyucunun amacına aykırılık oluşturur. Üstelik söz konusu vergilendirmenin dayanağını teşkil eden herhangi bir düzenlemenin ne kanunlarda ne de tebliğlerde yer almaması vergilendirmede kanunilik ilkesine de aykırılık teşkil ettiği düşünülür. Son olarak, şirketlerin kısmi bölünme işlemlerine ilişkin olarak vergi idaresi tarafından herhangi bir eleştiriye maruz kalmaması için bilançolarındaki sermaye hesabını oluşturan kalemlerin ayrıntısına yer vermeleri ve vergiye tabi kalemlerin devralan şirkette veya yeni kurulan şirkette sermayenin bir unsuru olarak yer alması ve ayrı şekilde izlenmesi hususunda özen göstermeleri önerilir.

[1] Doksat, Ayşe Cânan; Öcal, Öykü, “İşletmeler kısmi bölünmeye konu edilebilecek mi?”, Vergide Gündem, Mayıs 2017.

[2] Bayram, Salih, “Kısmi Bölünme İşleminde Sermaye Azaltımının Özelgeler ve KVK 13 nolu Tebliğ Taslağı Kapsamında Değerlendirilmesi”, Vergi Dünyasi, Yıl 36, Sayı 429, Mayıs 2017.

[3] Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 64597866-125[19-2013]-155 24.09.2013 sayı ve 24.09.2013 tarihli özelgesi ile 64597866-125[19-2013]-107 sayı ve 23/07/2013 tarihli özelgesi, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü’nün B.07.1.GİB.4.35.16.01-125-697 sayı ve 20.07.2012 tarihli özelgesi; Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 64597866-105[MÜK-298-2013]-168 sayı ve 05.11.2013 tarihli özelgesi, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 62030549-125[19-2013/45]-863 sayı ve 11.04.2014 tarihli özelgesi.

[4] İstanbul 12 Vergi Mahkemesi’nin 15.11.2018 tarih ve 2018/2946 sayılı kararı ile 15.11.2018 tarih  ve 2018/2945 sayılı kararı.

[5] Ülgen, Soner, “Kısmi Bölünme Uygulamasında Sermaye Azaltımında Öncelik Sıralamasına Yargı Freni Devam ediyor”, MuhasebeTR, http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/sonerulgen/003/ (Erişim Tarihi: 05.05.2020).