Ercüment Erdem Av. Melisa Sevinç Atılganer

Şirketler Topluluğunda Güven Sorumluluğu

Nisan 2018

Giriş

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 209, hakim şirketi toplum ve tüketicide uyandırdığı güven duygusu ve sağladığı itibar nedeniyle sebebiyet verdiği zararlardan sorumlu tutmuştur. Buna göre; “hakim şirket, topluluk itibarının, topluma veya tüketiciye güven veren bir düzeye ulaştığı hallerde, bu itibarın kullanılmasının uyandırdığı güvenden sorumludur”.

Güven Sorumluluğunun Şartları

Kanun’a göre, TTK m. 209’da düzenlenen güven sorumluluğunun uygulanabilmesi için;

  • topluluğun toplumda ve tüketicide sağladığı itibarla güven duygusu yaratmış olması,
  • zarar veren eylemde topluluk itibarının davacıda bir beklenti oluşturmuş olması ve
  • hakim şirketin açık olarak veya zımnen topluluk bağlantısının arkasında durması aranmaktadır.

Şirketler Topluluğu

Hükmün uygulanabilmesi için TTK 195. maddede düzenlenen manada bir şirketler topluluğu bulunmalıdır. Ancak şirketler topluluğunun hakiminin mutlaka bir şirket olması gerekmez. Gerçek kişilere ait iktisadi teşebbüsler de bir topluluğa hakim olabilir ve bu kapsamda sorumlu tutulabilir[1].

İtibar

Her şirketler topluluğu hükmün kapsamında değildir. Bir topluluğun kapsama girebilmesi için itibarının topluma veya tüketiciye güven veren bir düzeye ulaşmış olması gerekir. Bu da somut olaya göre belirlenir[2]. Kullanılan topluluk adına güvenerek halkın veya daha dar anlamda tüketicinin bağlı şirkete yönelmesinin ve bağlı şirketin pazar payının yükseltilmesinin temelinde; o topluluğun üyesi olan şirketin dürüst hareket edeceği, verdiği bilgilerin ve kamuya açıklanan tablo ve belgelerin gerçeği yansıttığı, teknolojinin üstün, kalitenin iyi ve her şeyin gereği gibi olduğu inanç ve güveni yer alır[3].

Şirketler topluluğunun ürünlerinin kaliteli ve düzgün olması, verdiği taahhütleri yerine getirmesi, mali yapısının düzgün olması, yayınlanan raporlarının dürüst ve gerçeğe uygun olması yönünde toplumda kaliteli, güvenilir bir şirket grubu olduğuna dair bir kanı oluşmuşsa söz konusu itibar oluşmuş sayılmalıdır[4].

Kullanma

Bağlı şirketler çoğu kez üyesi oldukları şirketler topluluğunun adını şirket kırtasiyesinde, ilan ve özellikle reklamlarda zikretmekte ve bu yolla kendilerine müşteri bağlamakta, ticari menfaat sağlamaktadır. İtibarın kullanılması somut olaya göre belirlenir. Kullanılma için adın zikredilmesi, topluluk logosunun kullanılması şart değildir. Bağlı şirketin sağladığı standart, hakim şirket ve grup şirketlerin sağladığı güvene uymuyor ise adının kullanılmasına sesini çıkarmayan hakim şirket sonuçtan sorumlu olmalıdır[5]. Bu sebeple sorumluluğun merkez şartı, “itibarın kullanılması”dır. Kullanma yoksa, sadece topluluğa “mensubiyet” sorumluluk doğurmaz[6].

Burada üzerinde durulması gereken konu, güvenin kullanılmasının belli bir işle ilgili olması gerekliliğidir; böylece itibarı kullanan ile güven duyan arasında özel bir ilişki doğmalıdır[7]. Yargıtay kararlarında da sorumluluğun doğması için bu doğrultuda güvenin kullanılmasının belli bir işle ilgili olması şartı aranır:

“…bağlı ortaklığın sorumluluğu bir haksız fiile dayanıyorsa, bu halde hiçbir şekilde hakim ortaklığın güven sorumluluğuna dayanılamaz. Çünkü bu tür sorumluluğun (güven sorumluluğunun) ortaya çıkması için, işlem temelli bir temasın bulunması zorunludur.”[8]

Sorumluluk

İtibarın kullanıldığı kişiler kendilerinde uyandırılan (yaratılan, ikna olmasını sağlayan) güvenden hayal kırıklığına uğrayarak zarara uğramışlarsa hakim ortaklığa karşı tazminat davası açabilirler. Davada sorumluluğun kapsamını doğrudan kullanılan güvenin yarattığı beklentinin sebep olduğu zarar oluşturur; yoksa itibarın kullanılmasından yararlanan bağlı ortaklığın tüm işlem ve kararlarından doğan zararların tazmini hakim ortaklıktan istenemez[9].

Ayrıca sorumluluğun doğması için topluluğun adının anılması veya logosunun kullanılması şartı bulunmaz; bağlı şirketin sağlanan standart, hakim şirket ve grup şirketlerin sağladığı güvene uymuyor ise adının kullanılmasına ses çıkarmayan hakim şirketin meydana gelen zararlı sonuçtan sorumlu olması gerekir[10].

Bununla birlikte Yargıtay kararlarında TTK madde 209 kapsamında, hakim şirketin sorumluluğunun doğması için hakim ortaklığın, kendilerine yönelik özel ölçüde güven sağlamaya, somut beklenti uyandırmaya elverişli davranış ve açıklamalarda bulunması aranır:

“Güvenden kaynaklanan sorumluluk deyince sorumluluğun kaynağı; hakim ortaklığın, topluluğa duyulan genel güveni kullanarak, karşı tarafta (yani bağlı ortaklıkla işlem yapan üçüncü kişide) somut duruma ilişkin bir takım inanç ve beklentiler uyandırması, ancak bunları karşılamaması ve karşı tarafı zarara uğratmasıdır.

Yani burada soyut değil, somut güven korunmaktadır. Yoksa burada sorumluluğun kaynağı, toplumun ve tüketicilerin itibarlı ortaklık topluluklarına duyduğu, onların daima dürüst davranacaklarına, kaliteli hizmet sunacaklarına ilişkin güven değildir.

Dolayısıyla bağlı ortaklığın alacaklıları, hakim ortaklığın, kendilerine yönelik özel ölçüde güven sağlamaya, somut beklenti uyandırmaya elverişli davranış ve açıklamalar olmaksızın, salt bağlı ortaklığın ticari itibarı yüksek bir ortaklıklar topluluğuna dahil olması gerekçesine dayanarak ondan tahsil edemedikleri alacaklarını hakim ortaklıktan talep edemezler.”[11]

Kendisine karşı TTK m. 209 uyarınca sorumluluk davası açılan hakim şirket dava sürecinde davayı yönetim kurulu üyelerine ihbar edebileceği gibi sonuçta tazminata mahkum olduğu takdirde sorumlu yönetim kurulu üyelerine rücu yolu ile başvurma hakkına da sahiptir.  Ortakların ve şirket alacaklılarının aynı sebeple yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma hakları da saklıdır[12].

Sonuç

TTK m. 195 bağlamında hakim şirketin, kendi ve bağlı şirketleri pay sahipleri ve alacaklılarına karşı sahip olduğu sorumluluğa ek olarak, tüketiciye karşı da sorumlu tutulmuştur. Türkiye bu hüküm ile İsviçre Federal Mahkemesi’nin Wibru/Swissair kararı (BGE 120 II 331) ile kabul edilen güven sorumluluğu uygulamasını kanunen düzenleyen ilk ülke olmuştur[13].

[1] Battal, Ahmet, “Şirketler Topluluğunda Güvenden Doğan Sorumluluk” s. 1, http://dspace.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/2103/5000001563-5000000615-PB.pdf?sequence=1 (Erişim Tarihi: 07.05.2018).

[2] TTK Gerekçesi, s.143-144, https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss96.pdf (Erişim Tarihi: 07.05.2018).

[3] Gerekçe, s.143-144.

[4] Karahan, Sami, Şirketler Hukuku, 1. Baskı, s. 154.

[5] Pulaşlı, Hasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I, Ankara, 2011, s. 322.

[6] Gerekçe, s.143-144.

[7] Tekinalp, Ünal, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, Güncelleştirilmiş 4. Bası, İstanbul, 2014, s. 675.

[8] Ayrıntılı bilgi için bkz. Prof. Dr. Oruç Hami ŞENER, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, 2015/II, sf. 191-197.

[9] Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku I, Yeniden Yazılmış 13. Bası, İstanbul 2017, s. 795.

[10] Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I, Ankara,2011, s. 322.

[11] Prof. Dr. Oruç Hami ŞENER, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, 2015/II, sf. 191-197.

[12] Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 439.

[13] Gerekçe, s.143-144.