Ercüment Erdem Av. Piraye Erdem

Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk Hakkında Önemli Bir Yargıtay Kararı

Mayıs 2020

Giriş

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (“Yargıtay”), 2019/3048 E. 2020/1093 K. sayılı ve 10.02.2020 tarihli kararında[1] (“Karar”), 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) kapsamında çekin istirdadı ve çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemleriyle açılan davada yerel mahkemenin, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemesi gerekçesiyle verdiği usulden ret kararını incelemiştir.

Karar’da çekin istirdadı ve menfi tespit davalarının TTK m.5/A kapsamında arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı değerlendirilmiştir. Yargıtay, menfi tespit davasında arabulucuya başvurmayı dava şartı olarak kabul etmiştir. Ancak, söz konusu davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açılması nedeniyle menfi tespit talebinin de zorunlu arabuluculuğa tabi olmayacağına oyçokluğuyla karar vermiştir. Karşı oy gerekçesinde ise, menfi tespit davası açısından arabuluculuğun dava şartı olmadığı ve arabulucuya başvurmanın davalardan biri için dava şartı diğeri için dava şartı sayılmadığı durumda davaların tefrik edilmesi gerektiği savunulmuştur.

Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Olarak Arabuluculuk Hükümlerine Genel Bakış

Yargıtay’ın yukarıda belirtilen Karar’ının incelenmesi öncesinde ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk hakkında genel bir bilgilendirme yapılması faydalı olacaktır.

7155 sayılı Kanun’un[2] 20. maddesinin 30630 sayılı ve 19.12.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanması ve 01.01.2019 tarihinde de yürürlüğe girmesiyle ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk müessesesi Türk Hukukuna dâhil edilmiştir. TTK’ya eklenen m. 5/A uyarınca, 01.01.2019 tarihinden itibaren, TTK m.4 ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerini içeren ticari davalar açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, arabuluculuk tüm ticari davalar için değil; uyuşmazlık konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepli ticari davalarda dava şartı olarak öngörülür. Dolayısıyla bir davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığına dair bir sonuca varabilmek için öncelikle ticari dava niteliği taşıyıp taşımadığının; sonrasında ise dava konusunun alacak ya da tazminat talebi olup olmadığının tespit edilmesi önem arz eder. Bir davanın ticari dava niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda esas alınacak kriterler TTK m.4’de düzenlenir. Karar gerekçesinde zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığı irdelenen menfi tespit davasına ilişkin ise farklı görüşler ve kararlar mevcuttur[3]. Menfi tespit davasının dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini savunanlara göre, söz konusu dava esasen bir eda davası değil “tespit” davasıdır.

Bunun yanı sıra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m.110’da düzenlenen davaların yığılması veya m.111’de yer alan terditli dava açılması durumlarında, nasıl bir yol izleneceği ise Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk başlıklı kitapta belirtilir. Buna göre, davacının, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürdüğü davaların yığılmasında (HMK m. 110), her bir asli talep bağımsız bir dava oluşturur; dolayısıyla, dava şartları her bir asli talep bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir[4]. Öte yandan, aynı davalıya karşı birden fazla talebin, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürüldüğü terditli davalarda ise (HMK m. 111), taleplerden sadece bir tanesinin alacak veya tazminat talebi içeren ticari dava olması halinde dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanacaktır. Aynı durum HMK m.112’de düzenlenen seçimlik dava için de geçerlidir. Türkiye Barolar Birliği'nin yayımladığı Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Olan Arabuluculukta Taraf Vekilliği El Kitabı’nda ise, taleplerin birden fazla olduğu ve bazılarının alacak ve tazminat talebine ilişkin olduğu ve fakat diğer taleplerin bu yönde olmadığı hallerde öncelikle arabulucuya başvurulmasının uygun olacağı önerilir[5].

Yerel Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Özeti

Davacı, davaya konu çeki kaybettiğini, kaybolan çekle ilgili çek iptali davası açıldığını, çek ile ilgili ihtiyati tedbir kararı verildiğini ileri sürerek çekin istirdadına ve keşidecinin söz konusu çekte lehtar davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme, çek istirdadına ilişkin davada arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğuna ve bu şart yerine getirilmediğinden dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK m.115/2 gereğince davanın usulden reddine karar vermiştir.

Davacının istinaf başvurusu üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, çek istirdadı davasının TTK’nın “Elden çıkan çek” kenar başlıklı 792. maddesinde düzenlenmesi nedeniyle mutlak ticari dava olduğu kanaatine varmıştır. Ayrıca, menfi tespit davası devam ederken borcun ödenmesi halinde, davanın re ’sen istirdat davasına dönüşeceği vurgulanarak menfi tespit davasının bir alacak iddiasını içinde barındırdığı ifade edilmiştir. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirilmiş ve huzurdaki davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olması ve işbu dava şartının yerine getirilmemesi gerekçeleriyle istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

Yargıtay’ın Görüşü

Yargıtay, çek istirdadı davası hakkında yerel mahkemenin ve bölge adliye mahkemesinin değerlendirmelerini eleştirmektedir. Yargıtay’a göre TTK m.792 kapsamında açılan çek istirdadı davasında talep, bir miktar paranın ödenmesine yönelik alacak veya tazminat talebi değil; kıymetli evrak olan çekin iadesidir. Bu kapsamda davacı, çeki kötü niyetle iktisap ettiğini iddia ettiği hamilden çeki iade etmesini talep eder. Bu değerlendirmeler neticesinde ise, çek istirdadı davasında arabulucuya başvurmanın dava şartı olmadığı değerlendirilir.

Davacının menfi tespit talebinin ise, yargılama sırasında tarafların borçlu ya da alacaklı olup olmadıklarının tespitini gerektirdiği; dolayısıyla, menfi tespit davasında dava konusunun bir miktar alacağa ilişkin olduğu belirtilmiştir. Bu değerlendirme neticesinde de menfi tespit davasının TTK m.5/A uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabi olduğu sonucuna varılmıştır.

Yargıtay yukarıda yer alan gerekçelerle bölge adliye mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması yönünde hüküm tesis etmiştir. Karar’da, menfi tespit davasında dava açılmadan önce arabulucuya başvurmuş olmak dava şartı olmasına rağmen davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açılması nedeniyle, menfi tespit talebi için de zorunlu arabuluculuğun söz konusu olmayacağı ifade edilmiştir. Nitekim 11. Hukuk Dairesi tarafından yakın tarihlerde aynı konuda verilen benzer bir karar daha bulunur[6].

Karşı Oy

Karar’da yer alan karşı oy gerekçesinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.72’de düzenlenen menfi tespit davasının kendine özgü bir dava türü olduğu ve bir miktar paranın ödenmesi olan alacak veya tazminat talebini içermediği vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, tespit davası sonunda davalının alacaklı olduğuna karar verilse de bir miktar paranın tahsiline hükmedilmediği belirtilmiştir. Devamında menfi tespit davasının dava şartı olarak arabulucuya tabi olmasının uygulamada getirebileceği sakıncalara değinilmiştir. Menfi tespit davalarının mevcut veya muhtemel icra takiplerini durdurmak amacıyla açıldığı ve arabuluculuk sürecinde icra takiplerini durdurabilecek herhangi hukuki bir yol öngörülmediği göz önüne alındığında bu durumun, silahların eşitliği prensibine aykırılık teşkil edeceğine dikkat çekilmiştir.

Karşı oy gerekçesi, farklı bir açıdan daha Karar’ı eleştirmiştir. Bu kapsamda, arabulucuya başvurmak davalardan biri için zorunlu diğeri için değil ise, bu durumda davaların birlikte görülmelerini zorunlu kılan bir kanun hükmü bulunmuyorsa davaların tefrik edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Sonuç

Yargıtay, menfi tespit davasının dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olup olmadığı konusunda yol gösterici nitelikte bir karar vermiş ve menfi tespit davasının zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu sonucuna varmıştır. Davaların yığılması durumunda ise, uygulamada kabul gören görüşün aksi yönünde bir değerlendirme yapılarak, dava şartı arabuluculuğa tabi olan talepler için arabulucuya başvuru şartı yerine getirilmemiş olsa dahi yerel mahkeme tarafından esasa dair inceleme yapılabileceğine karar verilmiştir. Karar’ın süregelen uygulamaları ne şekilde etkileyeceği zamanla görülecektir.

[1] Yargıtay 11. HD., 2019/3048 E. 2020/1093 K., 10.02.2020 (www.lexpera.com.tr).

[2] 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun (Resmi Gazete, 19.12.2018, S. 30630).

[3] Menfi tespit davasının dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olmadığı yönünde kararlar için bkz. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. HD., 2019/2603 E. 2019/2482 K., 15.11.2019; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. HD., 2019/3030 E. 2019/2903 K., 30.12.2019 (www.kazanci.com); aksi yönde görüşler için bkz. Koçyiğit, İlker / Bulur, Alper: Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk, Birinci Baskı, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı Yayını, Mart 2019, s.140 (Erişim Tarihi: 29.05.2020).

[4] Koçyiğit, İlker / Bulur, Alper, s. 69.

[5] Aslanpınar, Y. Burak: Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Olan Arabuluculukta Taraf Vekilliği El Kitabı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları: 364, Ankara 2019, s. 21 (Erişim Tarihi: 29.05.2020).

[6] Yargıtay 11. HD., 2020/197 E. 2020/1578 K., 17.02.2020 (www.lexpera.com.tr).