Ercüment Erdem Av. Süleyman Sevinç

Türk Hukukunda Alacakların Tahsili Açısından Doğrudan İflas Yolları

Eylül 2015

Giriş

Borçlu aleyhinde alacaklı tarafından açılacak iflas davası, borçluya karşı yapılan takipten sonra açılabileceği gibi bazı sebeplerin varlığı halinde herhangi bir takip yapılmasına gerek kalmadan da açılabilir. Doğrudan iflas halleri olarak ifade edilen sebepler genel itibariyle, İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) m. 177 ve m. 178’de sayılmıştır. Ancak diğer bazı düzenlemelerde de borçlu aleyhine doğrudan iflas davası açılması ihtimali öngörülmüştür.

Doğrudan İflas Davası Açılabilecek Haller

İİK m. 177/1, alacaklı tarafından borçlunun doğrudan iflasının talep edilebileceği 4 hali düzenlemektedir. Bu hallerden ilki, borçlunun yerleşim yerinin belirli olmaması durumudur. Hükümde bahsedilen “yerleşim yeri” kavramı, medeni hukukta yer alan anlamından daha geniş bir anlam ifade etmekte ve kişinin ikamet ettiği yeri de kapsamaktadır. Dolayısıyla, borçlunun fiili veya geçici yerleşim yeri bulunması halinde bu koşulun varlığından söz edilemeyecektir. Bunun yanı sıra, hükümde yurtiçi veya yurtdışı yerleşim yeri gibi bir ayrıma gidilmediğinden, borçlunun yurtdışında yerleşim yeri bulunması halinde de söz konusu koşul karşılanmamış olacaktır. Alacaklının, bu hususları yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlaması gerekmektedir. Hükümde bahsedilen bu ilk sebep, yalnızca gerçek kişi borçlular açısından söz konusudur; zira tüzel kişilerin yerleşim yerleri belirli olup esas sözleşmelerinde yer almaktadır.

İİK m. 177/1’de yer alan ve alacaklıya doğrudan iflas davası açma imkânı veren ikinci hal ise, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla kaçmasıdır[1]. Bu durum, borçlunun, muaccel olan ya da olmayan taahhütlerinden kurtulmak ve alacaklılara zarar vermek amacıyla yerleşim yerini terk etmesi anlamına gelir. Borçlunun kaçtığı yeni adres hiç bilinemeyebileceği gibi, bu adres bilinse dahi, bu adreste takip yapmak çok güç olabilir. Doktrinde bir görüşe göre, alacaklının borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla kaçtığı hususunda mahkeme üzerinde kanaat oluşturması gerekmektedir. Başka bir görüşe göre ise, ispat yükü borçlunun üzerindedir. Dolayısıyla, alacaklının, borçlunun ikametini değiştirdiğini kanıtlaması yeterli olup, bu değişikliğin taahhütlerden kurtulmak ve alacaklılara zarar vermek amacıyla gerçekleştirilmediğini kanıtlaması gereken borçludur[2].

Borçlunun doğrudan iflasının talep edilebilmesi için diğer bir neden ise borçlunun, alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması veya bunlara teşebbüs etmesidir. Bu eylemin ceza hukuku anlamında suç oluşturması veya bu eylem sonucunda borçlu hakkında ceza davası açılmış olması gerekmemektedir. Malvarlığını doğrudan veya dolaylı olarak azaltan hileli işlemlerin yapılmış olması veya bunlara teşebbüs edilmesi yeterli görülmektedir. İİK m. 278 – m. 280’de yer alan iptal davasının açılabilmesi için sayılan tasarruflar sebebiyle de borçlunun doğrudan doğruya iflası istenebilmektedir[3]. Aynı şekilde, İİK m. 311’de sayılan hileli iflas sebepleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir[4]. Borçlunun alacaklılara zarar verme kastı konusunda yine mahkemede kanaat uyandırılması yeterli olup, bu hususta da kesin ispat aranmamaktadır.

İİK m. 177/1’de düzenlenen son hal ise, borçlunun haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklaması durumudur. Bu husus, ancak borçlunun mal beyanında bulunma mecburiyetinin doğmasından sonra anlam ifade etmektedir[5]. Haciz yoluyla takibin kesinleşmesinden sonra, borçlunun mal beyanında bulunmaktan kaçınması veya eksik beyanda bulunması ve bu malların alacakları, faizleri ve giderleri karşılamaması halinde bu koşul gerçekleşmiş sayılmaktadır. Borçlu, eksik beyanda bulunmakla beraber, bu malların alacakları, bunların tüm fer’ilerini ve takip giderlerini karşılaması durumunda bu şart gerçekleşmiş sayılamayacaktır.

İİK m. 177/2 uyarınca ödemelerin tatil edilmesi de doğrudan doğruya iflas sebebidir. Ödemelerin tatil edilmesi, borçlunun muaccel borçlarını sürekli ve genel bir nitelikte ödeyememesi durumudur. Bu durum, pasiflerin aktiflerden fazla olması anlamındaki borca batıklık halinden farklıdır. Aciz haliyle benzeşen ödemelerin tatilinde, borçlu borcu ödeyecek nakit kaynaklardan yoksundur. Borçlu ödemelerini tatil ettiğini alacaklılara açıkça bildirebilir. Bunun dışında, borçlunun ödemelerini tatil ettiği çeşitli olaylardan da anlaşılabilir. Borçluya karşı yapılan ve devam eden çok sayıda icra takibinin bulunması, borçlunun muaccel borçlarını ödememesi, çok sayıda senedinin protesto edilmesi gibi durumlar ödemelerin tatil edildiğini ortaya koyan örnek hallerdir. Bununla birlikte, borçlunun mücerret konkordato teklif etmiş olması ödemelerini tatil ettiği anlamına gelmeyecektir. Buna paralel olarak, icra mahkemesi borçluya konkordato mühleti verirse, söz konusu mühlet içinde borçlu aleyhine takip yapılamayacağından borçlunun ödemelerini tatil ettiğinden bahsedilemeyecektir. Yargıtay kararlarında da ödemelerin tatil edilmesi bir iflas nedeni olarak uygulama alanı bulmaktadır[6]: “Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle İİK.nun 177/2. maddesine göre ödemelerin tatil edilmesinin doğrudan iflas sebebi olarak kabul edilmiş bulunmasına, mahkemece getirtilen icra dosyalarından borçlu olan davalının ödeme yapmadığının anlaşılmış olmasına, davalı şirkete atanan kayyumun ödeme yapacaklarını mahkemede ifade etmiş bulunmasına, ödemelerin tatil edildiğini bilirkişi incelemesi sonucu saptanmış olmasına göre, (…) usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA (…) karar verildi.”

İİK m. 177/3 uyarınca, teklif edilen konkordatonun reddi, konkordato mühletinin kaldırılması ve konkordatonun feshi halleri de birer doğrudan iflas sebebidir; ancak konkordato mühlet talebinin reddi İİK m 177/3 ve m. 301 kapsamında bir iflas sebebi değildir[7]. Ancak, somut olayın özelliklerine göre, icra mahkemesinin borçlunun konkordato mühleti talebini reddetmesi durumu borçlunun ödemelerini tatil ettiğine delalet edebilir. Bunun yanı sıra, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma halinde, borçlunun projeden doğan yükümlülüklerine aykırı davranması veya finansman alacaklısının alacağını elde edememesi hallerinde mahkeme derhal borçlunun iflasına karar vermektedir[8].

Borçlunun doğrudan iflası için İİK m. 177’de yer alan son sebep, ilama dayanan alacağın icra emriyle talep edilmiş olmasına rağmen ödenmemiş olması durumudur[9]: “(…) ilama bağlanmış alacağın icra emri tebliğine rağmen ödenmemiş olmasına, iflas talebinin ilamın İİK’nın 166. maddesinde öngörülen şekilde yapıldığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamasına, İİK’nın 177/4. maddesinde öngörülen iflas sebebi doğrudan iflas sebebi olup, depo emri tebliğine gerek olmamasına göre, (…)” Alacaklının bu davayı açabilmesi için mahkeme kararının kesinleşmesine gerek yoktur. Ancak uygulamada borçlu tehir-i icra kararı almış ise iflas davasına bakan mahkemeler temyiz incelemesini bekletici mesele yapmakta ve temyiz tetkikatı sona ermeden iflasa karar vermemektedir[10]. İlam niteliğinde belgelere dayanarak ilamlı icra takibi yapılması halinde, doğrudan iflas davası açılıp açılamayacağı hususu ise tartışmalıdır. Yargıtay’ın bu konuda çeşitli kararları mevcuttur[11].

Yukarıda sayılan sebeplerin yanı sıra, kolektif ve komandit şirketler ile sermaye şirketleri açısından bazı özel sebepler de öngörülmüştür. Türk Ticaret Kanunu m. 238/2 uyarınca, alacaklının kolektif şirkete karşı ilama dayanarak icra takibi başlatması ve icra emrine rağmen borçlunun borcunu ödememesi durumunda alacaklı, şirket ve şirket ortakları aleyhine doğrudan iflas davası açabilmektedir. Bu hüküm, komandit şirket ortakları için de uygulanmaktadır. Sermaye şirketleri için ise borca batıklık bir doğrudan iflas sebebi teşkil etmektedir ve boca batıklık hali, mahkemelerce atanacak bilirkişiler tarafından tespit edilmektedir.

Yargılama Usulü

Yukarıdaki sebeplerin varlığı halinde alacaklılar, öncesinde iflas yoluyla takipte bulunmalarına gerek kalmaksızın, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesinde doğrudan doğruya iflas davası açabilecektir.

Basit usulde görülen iflas davası, alacağın tutarı ne olursa olsun maktu harca tabidir; zira bu davanın konusu alacak tutarının alacaklıya ödenmesi değil, borçlunun iflasıdır. Bununla birlikte, iflas davasını açan alacaklı, iflas davası ve sonrasındaki tasfiye işlemlerinde kullanılmak üzere mahkeme tarafından belirlenecek iflas avansı tutarını karşılamakla yükümlüdür.

Davacı, dayandığı doğrudan iflas sebebini dilekçesinde açıkça belirtmelidir. Zira iflas sebebinin dayandığı vakıalar farklı olduğundan bunların sonradan ileri sürülmesi iddianın genişletilmesi yasağına tabi olacaktır[12]. Bu davada davacı, alacağını ve dayandığı doğrudan iflas sebebini ispatla yükümlüdür. Ancak, bazı hallerde sebeplerin kesin ispatı aranmayıp mahkemede kanaat uyandırılması yeterli olacak ve bu sebeplerin ispatında her türlü delile başvurulabilecektir.

Dilekçeyi alan ticaret mahkemesi, iflas talebini ticaret sicil gazetesi ile günlük gazetelerde ilan eder. İİK m. 178/2 uyarınca, bu ilandan itibaren on beş gün içinde alacaklılar, davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflâs talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek amacıyla yaptırdığını ileri sürerek, mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Mahkeme, diğer olguları incelemeden öncelikle iflası gerektiren bir durum olup olmadığına karar verir ve gerekirse davayı reddeder. Aksi takdirde, davayı esastan inceler.

Alacaklının talebi ile doğrudan doğruya iflas davasına uygulanacak hükümler açısından İİK m. 181 genel iflas yolundaki hükümlere yollama yapmaktadır. Ancak, depo kararına ilişkin hüküm burada uygulanmamaktadır ve alacağın ve bunun sebebinin ispat edilmesi üzerine mahkeme doğrudan iflasa karar vermektedir.

Sonuç

Alacaklılar, borçlunun iflasını istemek için iflas yoluyla takipte bulunup ardından iflas davası açabilecekleri gibi, borçlunun mali durumunda zayıflama veya alacaklıların alacaklarına kavuşmasının tehlikeli görüldüğü bazı durumlarda, doğrudan doğruya iflas davası da açabilirler. Bu kapsamda, hem İİK’da bazı genel sebepler öngörülmüş, hem de ticaret şirketleri için bazı ayrı sebepler belirlenmiştir. Bu sebeplerin varlığı halinde, doğrudan doğruya iflas davası açmak isteyen alacaklı, doğrudan ticaret mahkemesine başvuracak ve alacağı ile dayandığı doğrudan iflas sebebini mahkeme önünde ispat etmeye çalışacaktır.



[1] Yargıtay 23. HD. T.31.05.2012, E. 2012/1431, K. 2012/3846, (www.kazanci.com).

[2] Sümer Altay, Türk İflas Hukuku, Cilt I, Ocak 2004, s. 468.

[3] Baki Kuru/Ramazan Arslan/ Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2012, 2. Bası, s. 493.

[4] Altay, s. 469.

[5] Hakan Pekcanıtez/ Oğuz Atalay/Meral Sungurtekin Özkan/Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2013, 11. Bası, s. 649.

[6] Yargıtay 19. HD. T. 11.03.2004, E. 2003/7969, K. 2004/2562 (www.kazanci.com).

[7] Yargıtay 19. HD. T. 24.04.2003, E. 2002/10298, K. 2003/4431 (www.kazanci.com).

[8] Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 495.

[9] Yargıtay 19. HD. T. 03.03.2005, E. 2004/12356, K. 2005/2159 (www.kazanci.com).

[10] Altay, s. 473.

[11] Altay, s. 474.

[12] Pekcanıtez/Atalay/ Özkan/ Özekes, s. 654.