Ürünlerin Deniz Yolu ile Uluslararası Taşımacılığına İlişkin Anlaşma Birleşmiş Milletler Tarafından Onaylandı

Ocak 2009

Son zamanlarda deniz taşımacılığı alanında meydana gelen gelişmeler, deniz ayağı bulunan uluslararası taşımacılığa ilişkin daha modern ve bütünlükçü düzenlemelerin oluşturulmasına yol açmıştır. Hamburg ve Hague-Visby Kuralları gibi önceki mevzuatların yaygın uygulanırlığının bulunmaması ve günün şartlarına uymamaları sebebiyle, yeni bir düzenlemenin oluşturulması gereksinimi doğmuştur. Bu nedenle, Ürünlerin Kısmen veya Tamamen Deniz Yolu ile Taşınmasına İlişkin Anlaşma (“Anlaşma”) 11 Aralık 2008 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylamıştır. Genel hatlarıyla Anlaşma, elektronik ticaret, taşıyanın sorumluluğu, denizcilik işlemleri tarafları ve tahkime ilişkin radikal yenilikler içermektedir.

Anlaşma’nın uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkisini anlayabilmek için öncelikle Anlaşma’nın önceki düzenlemelere nazaran daha kapsamlı olduğu bilinmelidir. Şöyle ki, önceki düzenlemelerin aksine Anlaşma, yalnızca limanlar arası faaliyetlere değil, çok türlü taşıma sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler de getirmektedir. Başka bir deyişle, Anlaşma, teslim alma ve teslimat yeri ile yükleme ve boşaltma limanlarının farklı ülkelerde bulunduğu ve bu ülkelerden en az birinin Anlaşma’ya taraf olduğu düzenli hat taşımacılığında kullanılan bütün taşıma sözleşmelerine uygulanacaktır.

Anlaşma’nın getirdiği en önemli yeniliklerden birisi, elektronik taşıma belgelerini kabul eden elektronik ticarete ilişkin düzenlemelerdir. Bilindiği üzere, deniz taşımacılığında elektronik ticarete ilişkin birçok teknik boşluk bulunmaktadır ve Anlaşma bu boşlukları kapatarak elektronik ticareti geliştirecek modern kurallar oluşturmayı amaçlamaktadır. Anlaşma’nın 3. bölümü uyarınca, taşıma sözleşmelerinin elektronik kaydı veya diğer elektronik belgeler, taşıma belgeleri ve eşdeğer matbu evraklar ile aynı etkiye sahiptir. Örneğin, elektronik kayıtlar konşimento ile aynı hukuki değere sahip olacaktır.

Öte yandan Anlaşma, taşıyan ve yükletenin yükümlülüklerine dair detaylı kurallar içermektedir. Öncelikle, taşıyanın sorumluluğu ürünlerin taşıyan veya alt taşıyan tarafından teslim alınması ile teslim edilmesi arasında geçen dönem ile sınırlandırılmıştır. Bu dönem süresince taşıyana yüklenen sorumluluklara ilişkin kurallardan bazıları şu şekildedir:

  1. Taşıyan ürünleri düzgün ve dikkatli bir şekilde teslim almalı, yüklemeli, taşımalı, istiflemeli, elleçlemeli, muhafaza etmeli, gözetmeli, boşaltmalı ve teslim etmelidir;
  2. Taşıyan ve yükleten arasındaki sözleşmede teslimat zamanına (açıkça veya zımnen) yer verilmediği sürece, taşıyan, sırf gecikmeden kaynaklanan ekonomik kayıptan sorumlu olmayacaktır;
  3. Taşıyan ekonomik kayba karşı sorumluluğunu yükün değerinin bir buçuk katıyla kısıtlayabilecek ve fiziksel kayıp veya zarar tazmini için sorumluluğunu daha önceden belirlenecek maksimum bir değer ile sınırlandırabilecektir;
  4. Her ne kadar Hague-Visby Kuralları taşıyanın gerekli özen yükümlülüğünden doğan sorumluluğunu (due diligence) seferin başlangıcı ve öncesi ile sınırlandırıyor ise de, Anlaşma bu sorumluluğu tüm sefer süresine yaymaktadır.

Yükleten de ürünleri taşımaya uygun bir biçimde teslim etmek ve taşıyana ürünle ilgili gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. Belirtmek gerekir ki, taşıyanın gecikmeden doğan sorumluluğu Anlaşma’ya tâbi olsa dahi, yükletenin sorumluluğu milli hukuka tâbi olacaktır.  

Anlaşma’nın getirdiği bir başka yenilik de “Denizcilik İşlemleri Tarafları” kavramıdır. Denizcilik İşlemleri Tarafı, taşıyan dışındaki bir taraftır ve seferin deniz ayağının herhangi bir bölümünü gerçekleştirir veya tâli servis sağlar. Örneğin, yükleme işçileri ve terminaller artık taşeron olarak değil, denizcilik işlemleri tarafı olarak nitelendirileceklerdir. Bu taraflar, taşıyan ile aynı yükümlülük ve sorumluluklara tâbi olacak, fakat sorumlulukları sadece yükü muhafaza ettikleri dönem boyunca sürecektir. Taşıyan, her şekilde taşıma sözleşmesinin tamamen ifasından sorumlu olacak ve bu nedenle denizcilik işlemleri taraflarının fiillerinden de sorumlu tutulabilecektir. Özetle, Anlaşma taşıyanın sözleşmeden doğan sorumluluklarını arttırmaktadır.

Anlaşma’da, taşıma sözleşmelerindeki yetkili mahkemeye ve tahkime ilişkin kurallar bulunmaktadır. Hamburg Kuralları’na benzer olarak, Anlaşma tarafların yetkili mahkemeyi belirlemelerine ve tahkim hususunda karar vermelerine izin vermektedir. İlk olarak, davacı yükleme ile ilişkili herhangi bir yetkili mahkemede dava açma hakkına sahiptir. Davacının seçebileceği yetkili mahkemelerden bazıları şunlardır: taşıyanın ikametgâhının, teslim alma yerinin, teslimat yerinin ve yükleme ve boşaltma limanlarının bağlı olduğu yetkili mahkemeler. Ayrıca taraflar, belli bir yer mahkemesini de taşıma sözleşmelerinde yetkili kılabilirler; fakat bu mahkeme seçimi Anlaşma’da belirtilen kriterlere uygun olmak zorundadır. İkinci olarak, taraflar taşıma sözleşmelerine tahkim maddesi koyabilir ve ürünlerin taşınmasına ilişkin doğacak her türlü anlaşmazlığın tahkim ile çözümleneceğini kararlaştırabilirler. Taraflar, tahkim yerine de karar vermekte serbesttirler. Özellikle dikkat edilmelidir ki, yargı yetkisi ve tahkime ilişkin Anlaşma maddeleri sadece ilgili ülkenin bu maddelere katılmayı tercih etmesi (opt-in) durumunda geçerlilik kazanacaktır.

Sonuç olarak, Anlaşma’nın özellikle gelişmekte olan ülkelerin yükletenlerine yarar sağlaması beklenmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Anlaşma’yı 23 Eylül 2009’da Rotterdam’da gerçekleştirilecek bir açılış töreni ile üye ülkelerin imzasına açacaktır. Anlaşma’nın geçerlilik kazanması için gereken imza sayısı 20 olarak belirlenmiştir. Anlaşma, deniz taşımacılığına ilişkin hukuki düzeni modernize etmeyi amaçladığı için, uluslararası hukukta Anlaşma’nın kısa zamanda büyük bir etki yaratması beklenmektedir.