Ercüment Erdem Av. Ece Özsü

Yargı Kararları Işığında Elektronik Tebligatlarda Yasal Sürenin Başlangıcı

Ağustos 2021

7201 sayılı Tebligat Kanunu’na (“Kanun”) getirilen ek madde 7-a uyarınca Baro levhasına yazılı avukatlar da dahil olmak üzere belirli kişilere elektronik yolla tebligat yapılması zorunlu hale gelmiştir. Elektronik yolla yapılacak tebligatlara ilişkin usul ve esaslar ise 6 Aralık 2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete’de Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nde (“Yönetmelik”) belirlenmiştir.

Kanun’un 7/a maddesi ile Yönetmelik’in 9. maddesinin 6. fıkrası “elektronik yolla yapılan tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını” hükmünü havidir. Anılan düzenleme açıkça, elektronik yolla gerçekleştirilen tebligatların, muhatap tarafından okunup okunmadığına bakılmaksızın, tebligatın adrese ulaştığı tarihten itibaren beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını öngörmektedir. Buna rağmen çeşitli yargı kararları ile elektronik yolla yapılan tebligatlarda yasal sürelerin hangi tarihten itibaren hesaplanacağı hususu ele alınmış, elektronik tebligatlarda yasal sürelerin hesaplanmasında tebligatın açıldığı tarihin mi yoksa her hâlükârda mesajın iletilmesini izleyen beşinci günün mü esas alınacağı hususu incelenerek karara bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi Kararı

Anayasa Mahkemesi (“AYM”), 04.03.2020 tarihli ve 31058 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararında, AYM’ye bireysel başvuruya ilişkin öngörülen yasal sürenin ne zamandan itibaren başlayacağını incelemiş ve kendisine yapılan bireysel başvurunun süresi içerisinde yapılıp yapılmadığını değerlendirmiş ve başvuruyu karar bağlamıştır.

AYM anılan kararda, bireysel başvurunun 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47’inci maddesinin 5. fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiğini; süresinin işlemeye başlaması yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliğinin, öğrenme şekillerinden biri olduğunu; ancak öğrenmenin, gerekçeli kararın tebliği ile sınırlanamayacağını belirtmiştir. Bu değerlendirmeler ile Kanun’un “Elektronik Tebligat” başlıklı “Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” ifadesinin yer aldığı 7/a maddesi ile Yönetmelik’in 3. maddesinde yer alan “Delil kaydı” için yapılmış tanımı da göz önünde bulundurmuştur.

AYM anılan kararda, başvuru konusu yargılama sürecine ilişkin nihai karar olan Yargıtay onama ilamından 20.01.2019 tarihinde haberdar olduğunu beyan eden ve 15.02.2019 tarihinde başvuru yapan başvurucunun, 15.01.2019 tarihinde gerekçeli nihai karar tebligatını açtığına dair delil kaydı oluşturulduğunu, bunun da tebligatın alıcısı tarafından okunduğu anlamına geldiği ve vekilin tebligatı açtığı tarih olan 15.01.2019’de nihai karar gerekçesinden haberdar olunmuş sayılacağı, bireysel başvuru süresinin de bu tarihten itibaren başladığı gerekçeleriyle; başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğunu, hükme bağlanmıştır.

AYM, kendisine yapılan bireysel başvuruda tebliğ değil “öğrenme” tarihini, yasal sürenin başlamasında esas kabul etmiştir.  Bir diğer deyişle AYM’ye yapılan bireysel başvurularda, 30 günlük yasal başvuru süresinin eğer başka bir şekilde “öğrenme” gerçekleşmedi ise, UETS kanalıyla yapılan tebligatın ilgilisi tarafından açıldığına dair delil kaydının oluşturulduğu tarih itibariyle başladığı ortaya konmuştur.

Bununla birlikte ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemelerinin daire kararlarına karşı yapılan temyiz başvuruları açısından, kanun yolu başvuru süresi, “öğrenme” veya “başvuru yollarının tüketilmesi” koşullarına değil, “tebliğ” koşuluna bağlandığından, AYM’nin anılan kararının ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemelerinin daire kararları açısından uygulanabilir olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yargıtay Hukuk Dairelerinin Kararları

Elektronik tebligatın, ilgili mevzuat uyarınca muhatabına ulaştığı tarihi takip eden beşinci günün sonunda mı yoksa okunduğu veya öğrenildiği tarihte mi tebliğ edilmiş sayılacağı konusunda Yargıtay’ın farklı hukuk daireleri, farklı değerlendirmeler yapmıştır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesine atıf yaparak, elektronik yolla davacı vekiline 13.04.2018 tarihinde yapılan tebliğden 5 gün sonra tebliğ yapılmış sayılması gerektiğinden, 30.04.2018 tarihli temyiz isteminin yasal iki haftalık süresi içinde yapıldığına hükmetmiştir.[1]

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 18.09.2019 tarihli bir kararında elektronik tebligatın adrese ulaştığı tarihte açıldığından bahisle, temyiz süresi hesabını elektronik tebligatın ilgili adrese ulaşması ve açılması aynı olan tarihi dikkate alarak sonuca gitmiş ve neticede temyiz talebinin süre yönünden reddine karar vermiştir. Ancak anılan kararda Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesindeki düzenlemeyi dikkate almayan 9. Hukuk Dairesi daha sonra 03.12.2019 tarihli bir başka kararı ile, bir önceki kararında maddi hata yaptığını ve muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı günden itibaren beşinci günün sonunda yapılmış sayılması gerektiği ifade ederek bir önceki 18.09.2019 tarihli kararını kaldırmıştır.[2]

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 14.01.2020 tarihinde, Yönetmelik’in 9. Maddesine atıfla “UETS elektronik tebligat mesajını zaman damgasıyla ilişkilendirerek 30.07.2019 tarihinde muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştırmış olup, elektronik yolla tebligat muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı” değerlendirmesini yapmıştır.[3]

Tüm bu kararlar karşısında, 09.12.2020 tarihinde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise Yönetmelik uyarınca Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi ile İlgili Teknik Kriterlere İlişkin Usul ve Esaslar düzenlemesinin "Deliller" başlıklı 5. Maddesine atıfta bulunarak, tebligatın muhatap tarafından açıldığında sistemde delil kaydı oluştuğunu; Bakanlık düzenlemesi uyarınca söz konusu delil kaydının, tebligatın alıcısı tarafından okunduğu anlamına geldiğini belirtmiş ve karara konu olayda tebligatın, e-posta adresine iletildiği tarihte alıcısı tarafından açılarak muhatap tarafından tebliğ edildiğini kabul ederek, yasal sürenin geçtiği gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar vermiştir.[4] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin bahsi geçen kararı uyarınca her ne kadar Yargıtay dairelerinin içtihat bütünlüğü bozulmuştur.  

24.11.2020 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlıkta elektronik tebligatın tebliğ edildiği tarih ve yasal sürelerin başlangıcı hususunu tekrar incelemiş ve elektronik tebligatta tebellüğ tarihinin elektronik tebligatın muhatabının elektronik posta hesabına ulaştığı veya okunduğu tarih olmadığını, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonu olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, böylelikle muhatabın kayıtlı elektronik posta hesabını kontrol etmemek suretiyle tebliğin sonuçlarını geciktirmesi ihtimalinin de söz konusu olmayacağı hususunun altını çizmiştir.[5]

Genel Kurul ayrıca bahsi geçen güncel kararda, Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenlemeye benzer bir düzenleme içeren 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin 2. fıkrasında yer alan “...Elektronik ortamda tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır...” şeklindeki hükmün Anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruya da değinmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 19.09.2019 tarihli ve 2018/144 esas sayılı kararında; itiraz konusu kuralın muhataplara öncelikle elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü yüklediği, bu yükümlülüğe beşer günlük aralıklarla uyulduğu takdirde hukuki yollara başvuru süresi yönünden herhangi bir hak kaybı olmayacağı, muhatabın elektronik posta adresini her gün ya da beş günden daha az aralıklarla kontrol etmesi hâlinde ise tebliğin yapılmış sayılacağı tarihten de önce tebligattan haberdar olunacağı için süre yönünden bir hak kaybı yaşanmayacağı gibi bu sürenin birkaç gün daha uzamasının söz konusu olacağı belirtilerek  düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir.

Sonuç

Elektronik yolla yapılan tebligatın hangi tarihte muhatabına tebliğ edileceği hususu Tebligat Kanunu ve Yönetmelik’te açıkça düzenlenmektedir. Buna rağmen tebliğ tarihi ve yasal sürelerin başlangıcı hususunda birbiriyle çelişen yargı kararlarının varlığı, hukuk güvenliği ilkesinin zedelenmesi ve kişileri de hak kaybına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya bırakması nedeniyle hukukçular tarafından eleştirilmektedir. Anılan tehlikenin yaşanmaması ve yargıda görüş birliği sağlanması için Türkiye Barolar Birliği tarafından, Yargıtay Birinci Başkanlığı’na başvuruda bulunulmuş; uygulamadaki bu karışıklığın giderilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla içtihadın birleştirilmesi hususu talep edilmiştir.[6]


[1] Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 25.09.2018 tarihli ve 2018/4120 E., 2018/6993 K. sayılı kararı

[2] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 03.12.2019 tarihli ve 2019/7836 E., 2019/21446 K. sayılı kararı

[3] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.01.2020 tarihli ve 2019/623 E., 2020/9 K. sayılı kararı

[4] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 09.12.2020 tarihli ve 2020/1187E., 2020/4264 K. sayılı kararı

[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.11.2020 tarihli ve 2020/547 E., 2020/924 K. sayılı kararı

[6] https://d.barobirlik.org.tr/2021/etebligat/20210126_yargitay.pdf