Ercüment Erdem Av. Alper Uzun

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Kefalette Aranan Eş Rızasının Avalde Aranmayacağına Hükmedildi

Ekim 2018

Kararın Özeti

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 16.10.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 20.04.2018 tarihli, 2017/4 E. - 2018/5 K. sayılı kararı ile Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 584. maddesinde yer alan, kefalette eşin rızasının aranmasına dair olan düzenlemenin, “aval” işleminde uygulanması gerekmediğine oy çokluğu ile hükmetti.

Görüş Farklılıklarının Çıkış Noktası

Esasen bu konudaki tartışmalar, TBK’nın 603. maddesindeki, kefaletin uygulama alanını düzenleyen maddedeki, “Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır” hükmünden kaynaklanmaktaydı.

Zira Yargıtay’ın bazı daireleri, avalin tek taraflı beyanla oluşan bir kişisel teminat türü olmasının anılan gerekliliği ortadan kaldırmayacağını, kanun koyucunun bu düzenleme ile tarafların kefalette aranan şekil zorunluluğundan kurtulmak maksadıyla başka sözleşmelere yönelmesini, diğer bir ifade ile başka bir kişisel teminat yolu seçmek suretiyle eş rızasına ilişkin şekil şartından kurtulunmasını engellemek gayesini taşıdığı ve uygulamadan elde edilen deneyimlerin de bu kaygının haklılığını gösterdiğini, 603. maddenin avali de kapsadığını ve eş rızasının aranmayacağı haller arasında avalin yer almadığını savunuyordu.

Ancak bazı daireler ise kefalet ve aval kurumlarının tamamen farklı olduğunu ve farklı kanunlarda düzenlendiğini, avalin tek taraflı bir hukuki işlem olduğunu ve bu niteliği nedeniyle TBK’nın 603. maddesinde gösterildiği şekilde bir “sözleşme” olarak kabul edilemeyeceğini, “istisnai düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği” ilkesi çerçevesinde eş rızasına ilişkin TBK m. 584 hükmündeki koşulun avali kapsar şekilde genişletilmesinin mümkün olmadığını ifade ediyordu.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun Değerlendirmesi

Ortaya çıkan farklı içtihatlar nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, TBK 584 ve 603 maddelerinin “aval” işleminde uygulanıp uygulanmayacağı konusunu değerlendirmeye aldı.

İçtihadı Birleştirme Kararında, avale ilişkin şekil koşullarının Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 701’de açık ve özel hükümlerle düzenlendiği belirtildi. Buna göre, aval bir kambiyo garantisi olup, avalistin senede bu yönde koyacağı tek taraflı bir irade beyanı ile vücut bulur. Aval için, avalistin “aval içindir” veya buna eş başka bir ifadeyi kambiyo senedi üzerine yazması, avalin kimin için verildiğinin belirtilmesi ve avalistin bunu imzalaması yeterlidir. Aval beyanında kimin için verildiği belirtilmemişse, avalin keşideci hesabına verildiğinin kabulü gerekir.

TBK m. 584 uyarınca, aval için eş rızasının aranacağı kabul edilirse, her şeyden önce aval veren kimsenin evli olup olmadığının senetten anlaşılması gerekir. Sonraki cirantaların avalin geçerli olup olmadığını bilebilmeleri ve senede güvenebilmeleri için bu şarttır. Ancak kararda, avalistin nüfus veya medeni haline ilişkin bilginin senede yazılması veya eklenmesinin uygulama bakımından doğru ve işlevsel olmayacağı ifade edilmiştir. TTK m.701/3 uyarınca “Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır” kuralı gereği eşin de avalist konumuna girmesi söz konusu olur, buna karşın, senedin arkasına konulması durumunda ise bunun ciro ile karıştırılması mümkündür.

Kefalet ile avalin her ikisinin de kişisel güvence sağladığı konusunda tereddüt yoktur. Ancak kefalete dair hükümler kefili alacaklıya karşı korurken, avale ilişkin hükümler hamili, asıl borçlu ile müracaat borçlularına karşı korur. Bu bakımdan kefalet ile aval hükümlerinin birbiriyle kıyaslanması düzenlemenin amacıyla da çelişir. Bu noktada, avalde eş rızasının aranmasının, kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ile örtüşmeyeceği de ifade edilmiştir. Tek bir senedin tedavül etmesi ile avalistin evli olup olmadığına, evli ise eşinin avale rıza gösterdiğine ilişkin diğer kayıt ve belgelerin eklenmesi ile kambiyo senedinin hacmen çok büyüyeceği tartışmasızdır.

Kanun koyucunun, Kanun yürürlüğe girdikten kısa bir süre sonra 6455 sayılı Kanun ile eklediği üçüncü fıkra ile TBK m. 584’ün kapsamını sınırladığı malumdur. Kanun koyucunun bu sırada avali sınırlamaya dahil etmemiş olması, avali TBK m. 603 kapsamında görmemesi olarak yorumlanır. Aksi durumda, avalistin evli olup olmadığının ve TBK m. 584/3’teki istisnaların bulunup bulunmadığının araştırılması külfetinin hamilde olduğu, bu durumda kambiyonun tedavül kabiliyetinin olumsuz etkileneceği sonucu ortaya çıkar. İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, TBK m. 603 gibi istisnai hükümlerin dar yorumlanması gerektiğini, şekle ve ehliyete ilişkin getirilen sınırlandırmaların, kanun koyucunun amacını aşacak şekilde yorum yoluyla genişletilerek uygulanmasının, hukuki güvenlik ilkesini ve TBK’daki sözleşme serbestisi ve şekil serbestisi ilkelerini zedeleyeceğini ifade etmiştir.

Kararda, hükümlerin konuluş amaçlarına da değinilir. Aval ve kefalet arasında, korunan kişiler ve menfaatler açısından ciddi bir fark vardır. Öğretide aval, sadece kambiyo senedine ilişkin bir teminat olarak kabul edilir. Avalin teminat fonksiyonunun yanında iktisadi bir fonksiyonunun da bulunmasının, TBK 603’ün avale uygulanmasına engel olduğu ifade edilir. Ticari işlerde hız ve kolaylık gerektiği ve kambiyo senetlerinin kıymetli evrakın özelliği olan tedavül kabiliyetinin en hızlı şekilde gerçekleştiği senetler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, eş izninin, kambiyo hukukunun oluşturduğu sistem ile bağdaşmayacağı kabul edilmiştir.

Sonuç

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, kefalet ile aval düzenlemelerinin farklı amaçlara hizmet ettiğini vurgulamış, kefalette eşin rızasına ilişkin TBK m. 584’teki düzenlemenin aynı Kanun’un 603. maddesi uyarınca, avalde uygulanmasının gerekmediğine oy çokluğu ile hükmetmiştir.